Bankalar ve borsa şirketlerinin baş köşelerine yerleşmiş "hırsızların" kendileri zenginleşirken bütün dünyaya ateşe attıkları bu krizde, zor duruma düşen ülkelere de yeni bir etiket yapıştı bile: Hovarda devletler!.. Yani, "uluslararası finans çevrelerinin sözcüsü" konumundaki "ünlü medya kuruluşları" nın kredilerini kurtarma telaşındaki bankalardan gelen raporlara göre attıkları manşetlere yansıyan yeni bir kavram...
2008 küresel ekonomik krizi"nin belki de en önemli sonuçlarından biri, 1980‘li yılların başlarından bu yana siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kalmış olan Avrupalı işçinin, yeniden dönüşünü tetiklemesi oldu. Bankalar ve borsa şirketlerinin baş köşelerine yerleşmiş "hırsızların" kendileri zenginleşirken bütün dünyaya ateşe attıkları bu krizde, zor duruma düşen ülkelere de yeni bir etiket yapıştı bile: Hovarda devletler!.. Yani, "uluslararası finans çevrelerinin sözcüsü" konumundaki "ünlü medya kuruluşları" nın kredilerini kurtarma telaşındaki bankalardan gelen raporlara göre attıkları manşetlere yansıyan yeni bir kavram... Portekiz, İspanya, İtalya ve Yunanistan başta, küresel krizde zor durumda kalan ülkeler "hovarda"ymışlar ve bu nedenle "kemer sıkmaları" gerekiyormuş...
Ülkelerindeki "sendika ağalarının" desteğinde iktidara yürümüş olan Portekiz, İspanya ve Yunanistan‘daki "merkez-sol" hükümetlerin kendilerine önerilen kurtarma planları çerçevesinde yine ve doğrudan emekçi kesimlerin yaşam standartlarını daha da dibe vurduracak uygulamaları açıklamaları, Avrupa açısından yeni bir dönüm noktasını oluşturdu. Avrupa geçtiğimiz haftayı, sadece söz konusu dört Akdeniz ülkesinde değil, Fransa‘dan İngiltere ‘ye, Almanya‘dan Çek Cumhuriyeti ve Macaristan‘a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada işçi hareketleriyle yaşadı. Açıklamalar önümüzdeki günlerde de " Avrupa sosyal krizinin" yükseleceğini işaret ediyor. Bütün bu gelişmelerde en ilgi çekici nokta, işçilerin, artık her biri çok ciddi yolsuzluk iddialarına sahne olan sendikaların kontrolü dışında, kendi inisyatifleriyle eyleme geçmeleri oldu. Böylece, "sendika bürokrasisi"ni aşan, bunun yanında, uzun yıllardan sonra ilk kez, "uluslar arası dayanışma sergileyen" bir hareketle karşılaşma fırsatı yakaladık... Yani, Avrupalı emekçiler, "zengini daha zengin, fakiri de daha fakir kılan" bir sisteme bu kez daha net bir direniş gösterdiler.
Belli ki, insanlık "uluslar arası düzeyde örgütlenmiş finans" ile "uluslararası düzeyde dayanışmayı yükselten sanayi işçisi" arasında bilek güreşine doğru yönleniyor. "Sanayiciler"in, bankalardan gelen baskı karşısında nefeslerinin tükendiği anda işçiler ortaya çıkıyor. 20‘nci yüzyılın sosyal-felsefecileri insanlık açısından ana çelişkinin üretim araçlarını ellerinde tutanlar ile (yani sanayiciler) işçi sınıfı arasında olduğunu savunmuşlardı. İnsanlığın bu noktasında sanayicinin, uluslararası para ağalarına karşı mücadelede işçileriyle aynı kaderi paylaştığını görselerdi, hayli şaşırırlardı...
Neyse...Bütün bunlar, kendi fırtınalı günlerimizde dışarıda gelişen yeni olaylar... Biraz...Ekonomiyi konuşmanın zamanı gelmedi mi sizce... Dünya bu ölçüde "alarm" verirken ...