Alalım Mülteciyi, Rahat Etsinler!..

Abone Ol

Suriye’de iç çatışmaların başlaması ile birlikte ülkemize yoğun bir mülteci akını başlamış, bu akın sadece ülkemizle sınırlı kalmamış, yolunu bulan mülteciler, çevremizdeki komşu ülkelere gitmeye de başlamıştı. Mültecilerin öncelikli olarak Avrupa ülkelerini tercih ediyor olmaları da AB ülkelerini ciddi olarak rahatsız etmişti, etmeye de devam ediyor. AB ülkeleri Türkiye’ye gelenlerin ülkelerine gidişini engellemek için Türkiye ile bir anlaşma yapılmış, bu anlaşmanın tam olarak kamuoyuna yansıyan ve yansımayan maddeleri bulunuyor. Kamuoyuna yansıyan kısmı genellikle Türkiye’ye gelen mültecileri kendi içinde tutması karşılığı AB’nin belli bir destek vereceği idi. Bu arada başta Almanya ve bazı AB ülkeleri ülkemize gelen mülteciler arasında bir seçme yaparak onları ülkelerine kabul etmişler, diğerleri, yani bir vasfı olmayanlar da bize kalmıştı. İlk başlarda AB’nin bu tavrına karşı ciddi bir tepki oluşmadı, belki de oluştu da kamuoyuna yansıtılmadı. Sebep ne olursa olsun AB ülkeleri mültecilere sıcak bakmadılar, hâlâ da bakmıyorlar. Çünkü ülkemize gelen mülteciler, genellikle Müslüman ülkelerden geliyor. AB ise bir Haçlı ittifakı olma vasfını koruyor. Kısacası, kabul edecekleri mültecilerde istedikleri bazı vasıflar mevcut ise kabul edebiliyorlar, yoksa bunlar işimize yaramaz, siz ne yaparsanız yapın anlayışı ile hareket ettiler. Hâlâ da aynı zihniyet değişmiş değil.

Aradan geçen bunca zaman boyunca ülkelerine gitmek isteyen mültecilere karşı AB ülkeleri çok sert ve dışlayıcı bir tavır sergiledi. Bu tavır nedeniyle 10 binlerce mülteci Akdeniz’in sularında hayatını kaybetmesine rağmen değişmedi. Hâlâ Yunanistan, Akdeniz’de tespit ettiği mültecilerin ülkelerine ulaşmasını engellemek için bindikleri botları batırmayı sürdürüyor. İşin daha da acı tarafı, dünyanın gözü önünde Akdeniz’in sularına itilen sığınmacılara sahip çıkan Türkiye hariç bir başka ülke yok.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi AB ve Yunanistan, yıllar önce varılmış olan mültecilerle ilgili anlaşmanın yenilenerek revize edilmesini istiyormuş. Bunun için Yunanistan’ın üç isteği varmış. Sınırların daha sıkı korunmasının sağlanması, insan kaçakçılarına göz açtırılmaması ve Yunanistan’ın sınır dışı ettiklerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi. Özellikle bu maddeyi görünce ağzımdan, “Başka sıkıntınız var mı?” sorusu döküldü. Uzun zamandan beri öldürdükleri mültecilerin rahatsızlığını hissetmeyenler, bir de utanmadan kendilerinin sınır dışı ettiği mültecileri bizim kabul etmemiz gerekiyormuş. Kısacası Yunanlının bu anlayışı karşısında şaşırmamak mümkün değil. Çünkü ülkemizdeki sığınmacıların sayısı net bir şekilde açıklanmamış olsa da ülkemiz bir sığınmacı üssü haline gelmiş, ülkemizin dört bir köşesinde yoğun bir mülteci nüfusunun oluştuğunun bilinmeyen yanı yok.

Bunun ötesinde bir de ülkemizin dengeleri bozulmaya başlamış, ülkemizdeki yabancı sayısının artmasına paralel asayiş olayları artmış, birtakım yabancı çeteler oluşmaya başlamış, kısacası ülkemizde huzur kalmamış. Bunun sonucu olarak ister istemez bir yabancı düşmanlığı da belli çevrelerce pompalanmaya başlamış durumda. Kısacası, başta Yunanistan olmak üzere bazı AB ülkeleri, oluşan göçmen akımından tek sorumlu ülkemizmiş gibi sıkılmadan bu işin üzerimize yıkılmaya çalışılıyor oluşu bir kez daha gösterdi ki bazı ülkelerle hak ve hukuk çerçevesinde oturup konuşmak ve birtakım anlaşmalar imzalamanın anlamı yoktur. Bu bakımdan AB olarak ülkemize ne vaatte bulunuluyorsa bulunulsun, hayırlı bir sonuç söz konusu olmaz. Aynı şeyleri Ermenistan ve Yunanistan için de söylemek mümkün. Çünkü bugüne kadar masada söylediklerini hayata geçirmek için bir çaba sarf ettikleri görülmüş değil.