Alacakaranlık dönem ihtimali var mı?

Abone Ol

Anayasa Mahkemesi nin AKP nin kapatılmamasına karar vermesi parti kapatılmasına karşı olan herkes tarafından memnuniyetle karşılandı,  hatta Mahkeme nin bu kararı demokrasinin zaferi olarak nitelendirildi. Bunun sonucu olarak siyasetteki gerilim ortamı sona erdi.. diyebiliriz ki bir rehavet dönemine girildi. Halbuki Mahkeme AKP nin kapatılmamasına karar vermişti ama bu arada partinin Hazine den aldığı yardımın yarısının iade edilmesi kararı ile de cezalandırmıştı. Bir diğer ifade ile Anayasa Mahkemesi AKP yi suçlu bulmuş ama bu suçun parti kapatılmasına gerekçe olamayacağı düşünülerek para cezası ile yetinilmişti.

Ne var bunda denebilir.. Ne olduğu da gerekçeli kararın açıklanması ile ortaya çıkacak. Çünkü Mahkeme nin verdiği kararla ilgili gerekçesi ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu noktada geçtiğimiz günlerde siyaseti yakından takip eden, siyasetin dışında ama gırtlağına kadar içinde olan Durmuş Ali Eker geleceğe dönük pek iyimser olmayan bazı yorumlar yaptı. Eker, Mahkeme nin gerekçeli kararı açıklandığında AKP nin cezalandırılmasına bazı partililerin söz ve davranışlarının sebep olduğu belirtilerek ve bu kişilerin isimleri sıralanacak olursa  Başsavcılık AKP ye bir uyarı yazısı göndererek Anayasa Mahkemesi nin gerekçeli kararında adı geçen kişileri partiden ihraç etmelerini isteyebileceğini bunun ise durulmuş gibi görünen siyasi ortamın bir anda karışmasına zemin hazırlayabileceğini söylüyor ve şunları belirtiyordu;

"Başsavcı Anayasa Mahkemesi tarafından suçlu bulunan AKP lilerin partiden ihracını isteyen bir yazı gönderdiğinde ya bu talebe uyulacak ya da uyulmayacaktır. Uyulduğu takdirde AKP önemli isimlerini kaybetmek suretiyle ciddi bir şekilde budanmış olur. Başsavcının talebine uyulmadığı takdirde bu defa da Başsavcı nın Anayasa Mahkemesi nde yeni bir kapatma davası açması gündeme gelebilir".

Hemen belirteyim ki böyle bir gelişmeyi demokrasiye inanan hiç kimse istemez. Ancak, mevcut durum yukarıya aktardığımız görüşlerin ihtimal dış olmadığını da gösteriyor.

Durmuş Ali Eker ile bu sohbetimizin ertesi günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada yeni bir anayasa yapılmasında zaruret olduğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyordu:

"Anayasa Mahkemesi nin başörtüsü ve AKP kapatma davasıyla ilgili beklenen gerekçeli kararlarının Türk siyasetini  alacakaranlık döneme sokma riski var"

Bahçeli nin bu sözleri Durmuş Ali Eker in yorumu ile örtüşüyor.. Yani siyasette gelecek günlerin birtakım istenmeyen gelişmelere gebe olduğu görünüyor. Bu karmaşayı en aza indirmek için yeni bir anayasanın fazla gecikilmeden hazırlanıp Millet Meclisi ne sunulması gerekiyor. Anayasa da yapılacak değişiklikler de elbette Anayasa Mahkemesi nin yetkilerinde bir sınırlandırmaya gidilebilir.. Bahçeli bunun gerekçesini de şöyle izah ediyor;

"Mahkeme nin Meclis in iradesini hiçe sayarak anayasada belirlenen çerçevenin dışına çıkıp, yasama yetkisini sınırlandırması, demokratik parlamenter rejim açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Hangi düşünce ve gerekçeyle olursa olsun, demokratik rejime ve parlamentonun anayasal yetkilerine dışarıdan her türlü müdahale gayri meşrudur ve kabul edilemez."

Bu noktada yeni bir anayasa yapılması ya da bazı sıkıntıları giderici bir değişikliğe gidilmesi hususunda söz planında Meclis teki ve Meclis dışı partiler arasında bir mutabakat oluşmuş görünmekle birlikte bu noktada CHP nin uzlaşmaz tavrını sürdürdüğünü, yeni bir anayasa hazırlanması ya da değişikliğinde ille de CHP nin mutabakatının aranmasını istemenin tek bir anlamı vardır, o da, her ne kadar Anayasa da değişiklik istiyorsak da olmasa da olur demektir. Bir başka ifadeyle CHP ile mutabakat sağlanması isteği Anayasa değişikliğinin sabote edilmesi anlamına gelir. Ve bu tartışmalar arasında zaman geçip Anayasa Mahkemesi gerekçesini açıkladıktan sonra yukarıda belirttiğimiz gibi Başsavcılık harekete geçecek olursa o noktadan sonra anayasa değişikliği mümkün olmayacağı gibi yapılsa da bir işe yaramayacaktır.

Hemen belirteyim ki mesele AKP yi kurtarma meselesi değildir. Sistemin rayına oturtulması meselesidir. İktidar partisi de olsa parti çıkarları ülke çıkarlarının önüne geçemez. Ülke çıkarı da sistemin tıkanmamasındadır. Sistem bir kez tıkandı mı yeniden açmak çok zor oluyor. Elbete bu hususta öncelikli görev  iktidar partisine düşüyor.