Okuryazarlığımızı kaybedersek ne kalır geriye?
Hiçbir şey kalmaz. Kalmıyor da zaten… Teşkilatlarımız çöküyor. Okumayan ama ülkelerin cumhurbaşkanlarına sövebilen gençler yetiştiriyoruz. Namaz kılmayan ama İsrail’e sövebilen gençler yetiştiriyoruz. İslam birliğinden dem vuran ancak gözünün gördüğü herkesle kavga eden gençler yetiştiriyoruz. Üç sayfa okumamış, üç kelimeyi bir araya getiremeyen ancak Erbakan hocamızı temsil ettiğini iddia eden gençler yetiştiriyoruz. Ana babasına hayatı dar eden hayırsız evlatlardan, nesiller yetiştirmesini bekliyoruz. Çünkü okumuyoruz. Bilmiyoruz. Nerede nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz.
Üniversitelerini uzatan genç kardeşlerimiz bunun şeref nişanesi sayıyorlar. Yavaş yavaş hayatlarını mahvettiklerini fark etmiyorlar. Sonra bir gün dımdızlak ortada kalınca çözümü teşkilata ve yola küfretmekte buluyorlar. İşin garip tarafı bunu destekleyen ağabeyleri var. “Bugün de derse girmeyiver ne olacak sanki…” diyor başkan… Vay başkan vay… “Sınava girme bütünleme de telafi edersin” diyor. Allah namına gencecik çocukların hayatlarını karartmaya ne hakkınız var Allah aşkına? Bu çocuklar güncel hayatlarında başarılı olabildikleri kadar teşkilata da faydalı olabilirler. Okulu uzamış, işsiz, yaşı olmuş bilmem kaç evlenmemiş, bir yuva bir düzen kurmamış… Bu şekilde hayatını sömürdüğünüz mutsuz bir adamdan yahut hanımdan nasıl bir cihat bekleyebilirsiniz? Kaldı ki okuryazar olmasını beklemek… Kaldı ki Milli Görüş fikriyatını nesillerden nesillere aktaracak bir donanım beklemek… Tevtevtev…
İslam itidal dinidir. Kılıç da vardır. Bal şerbet ikram etmek de… Bir gencin zaten görevi olan üniversitesine düzenli gitmesi ve derslerinde başarı olması onun dünyevileştiği anlamına gelmez. Menfaatçi olduğu, davayı sattığı anlamına da gelmez. Rutin okumayı terk ettiren bir İslam davası olabilir mi Allah aşkına? Bunun tek bir tanımlaması var. “Haşhaşilik” Hasan Sabbah’ın fedaileri miyiz biz arkadaş! Anadan yardan serden geçmek, DAEŞ militanları gibi onların kafasını kesmek değildir yav… Okulunu okumayan, gelişim maksadıyla ilmi kaynak okumayan hatta hiçbir şey okumayan aktif cahiller dünyanın her yerinde İslam’a zarar vermekten başka hiçbir işe yaramıyorlar. Kaldı ki adil düzeni kurmak!
Koşmayana âlim denir mi?
Denmez. Âlim bilen demektir. Allah’ı bilen… Rasulullah’ı bilen… Dünyayı bilen… Ahireti bilen… İmtihanı bilen… Cenneti bilen… Cehennemi bilen… Namazı bilen… İnfakı bilen… Cihadı bilen… Daha da önemlisi bunların tamamını bilmenin sorumluluğunu bilen ve buna uygun yaşamaya gayret eden kişilere âlim denir. Buna uygun nasıl yaşanır? Şeyh Ahmet Yasin gibi yaşanır. Bilgi harekete geçirir. Şehadet arzusu tüm engelleri yok eder. İsmail Haniye gibi… Yahya Sinvar gibi…
Bilgi koşturur. Bildiği halde koşmamak, bilginin özünün bozulmasını sağlar. O bilgi küflenir. Kokar. Zehre dönüşür. Yan etki yapar. Tutarsızlıkların baş göstermesine sebep olur. Kişi, Namaz kılmayanın cehennemlik olduğunu bilir. Ama kırk kılıf uydurarak o namazı kılmaz. İnfak ederse ahirette karşısına çıkacağını bilir. Ama bin farklı ihtiyaç kalemi üretir. O infakı yapmaz. Bu faydasız ilim zehri zamanla kişiyi münafıklaştırır. Koşturmayan bilgi münafıklaştırır. Bilmediği için koşmayan cahildir. Bildiği halde koşmayan en iyi ihtimalle münafıktır…
Hâsılı
Okumayandan da koşmayandan da Milli Görüşçü olmaz. Haydi Allah’a emanet olunuz.