Aksa Tufanı Operasyonu Üzerine…

Abone Ol

Bilindiği üzere başta HAMAS olmak üzere Filistin direniş grupları 7 Ekim tarihinde İsrail işgali altındaki bölgelere yönelik “ Aksa Tufanı” adını verdikleri bir operasyon başlattı. İşgalci ordunun birçok askeri noktası vuruldu ve İsrail, kurulduğu günden bugüne kadar yaşadığı en büyük şokla yüzleşti. Filistin direniş gruplarının bu operasyonu sonucunda İsrail her zaman yaptığı gibi, karşısındaki direniş askeri unsurları ile savaşmak yerine Gazze’de 17 yıldır açık cezaevi koşullarında çok zor şartlar altında yaşayan sivilleri, yasaklı fosfor bombaları başta olmak üzere ağır silahlarla katletmeye başladı. Aksa Tufanı operasyonu başladığından beri birçok şey konuşuldu ve çok sayıda iddia ortaya atıldı. Operasyona İsrail’in göz yumduğundan tutun da yapılan operasyon nedeniyle Gazze’deki sivillerin vurulmasından direniş gruplarının sorumlu olacağına kadar çok şey yazıldı, söylendi. Bu operasyona ilişkin acizane kanaatlerimi ifade etmek adına uzun bir aradan sonra yazdığım bu yazıda yaşananlara ilişkin değerlendirme yapmak istedim.

Her şeyden önce bu süreç, Siyonistlerin yaklaşık 100 yıldır zihinlere yerleştirmeye çalıştığı Yahudiler için en güvenli, yaşanabilir toprakların kendi sapkın inançları gereği vadedilmiş topraklar olarak ifade ettikleri bölge üzerine kurulmuş olan İsrail devletinin toprakları olduğu algısına büyük bir darbe vurmuştur. Siyonist rejim başından beri dünyadaki Yahudileri İsrail’de toplamak için yoğun bir çaba sarf etmektedir. 7 Ekim tarihi itibarıyla artık dünyanın en korkak topluluğu olduğu bilinen Siyonist işgalciler için İsrail, zihinlerinde güvenlik bakımından çok büyük kaygılarla yaşayacakları bir yerdir. Bununla birlikte özellikle 1967 Arap-İsrail savaşlarından sonra oluşmaya başlayan ve İsrail’in propagandaları ile tüm dünyada insanların zihinlerine yerleşen İsrail’in çok güçlü, yenilmez olduğu algısı da bu operasyonla büyük bir darbe yemiştir. Ellerinde nizami silahlar bulunmayan, gücü sınırlı Filistinli direnişçilerin tüm dünyada en güçlü, en iyi istihbarat teşkilatı olarak bilinen MOSSAD’ın istihbaratını atlatarak işgal altındaki topraklara sızması, İsrail’in güç algısına çok büyük bir darbe vurmuştur. Siyonistlerin on yıllarca büyük emeklerle oluşturdukları bu algıları yüz milyarlarca dolar harcasalar dahi tekrar inşa etmeleri de olası değildir. Bu nedenle İsrail’in Aksa Tufanı operasyonuna göz yumduğu iddiası, akla yatkın bir iddia olarak görünmemektedir

Diğer yandan bazı odaklar direniş gruplarının bu operasyonu nedeniyle İsrail’in Gazze’yi hedef alacağını ve bu operasyonu yapanların, binlerce Gazzeli sivilin ölümünden sorumlu olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiayı dillendirmek her şeyden önce okulları, hastaneleri, ambulansları, sivil hedefleri vurarak çocuk, kadın demeden insanları katleden, insanların yaşamları için temel ihtiyaçlarını elde etmelerini engelleyen katil İsrail devletinin katliamlarını gerekçelendirmiş oluyorlar. Bu nedenle bu ifadeler, kullananlar için insani açıdan katil İsrail’in katliamlarına gerekçe uydurmak anlamına gelir. Bu iddiaları ortaya atanlar, katil Siyonist rejimin masum sivilleri öldürmek için herhangi bir gerekçeye ihtiyaç duymadığını görmeyecek kadar kör müdür? Sadece 2023 yılı içerisinde yüzlerce masum Filistinli kadın, çocuk, sivil İsrail işgali altındaki topraklarda okuldan dönerken, geçiş noktalarından geçerken, Mescid-i Aksa’ya girerken… öldürülmüştür. Sokakta yürüyen bu insanların öldürülme gerekçesi de mi direniş gruplarının eylemleridir? İsrail, kendi içerisinde bir siyasi çalkantı olduğu dönemlerde, sadece ülke içindeki gündemi değiştirmek için Gazze’ye operasyon yaparak sivilleri hedef alacak kadar vahşi bir terör devletidir. Örnek olarak; İsrail 2014 yılında 19.000’den fazla, 2015 yılında yaklaşık 15.000, 2018 yılında yaklaşık 31.000, 2019 yılında 15.000’den fazla çoğu kadın ve çocuk olan Filistinli sivili öldürmüş ya da yaralamıştır. Tablo bu kadar açıkken İsrail’in sivil katliamını Aksa Tufanı operasyonuna bağlamak açıkça Siyonist rejimin katliamlarına gerekçe üretmektir. Katil İsrail rejimi, Rachel Corrie’yi buldozerlerle katlederken de, sahilde piknik yapan bir aileyi füzeyle katlederken de, 11 yaşındaki Muhammed Durra’yı babasının yanında kasten şehit ederken de hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymayan katiller sürüsü tarafından yönetilen bir terör şebekesidir. Oluşturulan algının tam tersine katil İsrail rejiminin son süreçte artan insan hakkı ihlallerinin, Batı Şeria başta olmak üzere işgal altındaki topraklarda çok sayıda Filistinli sivili katletmesinin, Hz. Yusuf’un kabri, Mescid-i Aksa gibi mukaddes mekânlara yönelik saygısızlıklarının direniş gruplarını Aksa Tufanı operasyonunu yapmaya mecbur ettiği gerçeğini görememek ya da görmek istememek, açık bir şekilde Siyonist rejimden yana tavır koymak anlamına gelir.

Bir başka güruh ise HAMAS’ın ve direniş gruplarının İsrail’e göre gücünün çok zayıf olduğunu, İsrail’e zarar vermesinin mümkün olmadığını, sadece İsrail yönetimini kızdırarak onların daha büyük katliamlar yapmasına sebep olduklarını iddia etmektedir. Açıkça ifade etmek gerekir ki; bu zihniyet teslimiyetçi, inanç ve karakterden yoksun bir zihniyettir. Bu zihniyette olanlar 100 yıl önce Çanakkale’de dünyanın en donanımlı ordularına karşı ellerinde sınırlı sayıda silah ve teçhizatla mücadele eden bir milletin kazandığı zaferi nasıl açıklayabilirler? Bu kafanın sahipleri o gün yaşıyor olsalardı “İngilizleri kızdırmayalım. Biz onları bu silahlarla yenemeyiz. Kızdırırsak Çanakkale’yi geçtiklerinde büyük katliamlar yaparlar” diyecek bir zihniyetin sahibi değiller midir?

Aksa Tufanı operasyonu sonrasında yaşananlarla ilgili konuşulması gereken meselelerden biri de Siyonist rejimin propaganda gücüdür. Siyonist rejim, Türkiye de dâhil olmak üzere dünyanın birçok ülkesindeki mankurtlarını da kullanarak HAMAS’ı IŞİD gibi örgütlerle aynı kefeye koymaya, bunu insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışmaktadır. Şüphe yok ki HAMAS’ı, kuruluş amacı, kurulduğu konjonktür, mücadele alanı, kültürü, yöntemi bakımından IŞİD gibi örgütlerle aynı kefeye koymak ya kuru cehalet ya da saf bir kötü niyet ürünüdür. Ancak Siyonistler Aksa Tufanı operasyonunda sivillerin hedef alındığı algısını yayarak hem kendi katliamlarını gerekçelendirmek hem de Filistin direnişini dünya nezdinde yalnızlaştırmak istemektedir. Bu süreç bize Siyonistlerin algı operasyonları yapmak için geniş bir medya ve iletişim ağına sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir. Dünyanın ıslahı ve hakkın hâkim olduğu, barış ve refah içerisinde yaşanan bir dünya kurma hedefinde olan Müslümanlar olarak bizim süreçten çıkarmamız gereken ders; bu algı operasyonlarına cevap verebilecek iletişim ağlarının oluşturulmasına yönelik ciddi çalışmalar yapmamız gerektiğidir. Özellikle bugün önemli bir iletişim silahı haline gelen sosyal medyada tüm algı operasyonlarını boşa çıkararak organize yapıların kurularak etkinliğimizi artırmamız, önemli bir gereklilik olarak önümüzde durmaktadır.

Son olarak, halklarının büyük bölümünün kalbi Filistinli direnişçilerle birlikte atan İslam ülkelerini yöneten yöneticilerin tavırlarına değinmek gerekir. Maalesef İsrail’in daha önce yaptığı katliamlarda olduğu gibi bu süreçte de katil rejimin Aksa Tufanı operasyonunu doğuran ihlalleri, cinayetleri ve Aksa Tufanı sonrası yaptıkları katliamlarla ilgili İslam ülkelerinin yöneticilerinden net bir tavır çıkmamıştır. Cılız tepkilerin, kınama ve itidal çağrılarının katil İsrail rejimini katliamlarından vazgeçirmeyeceği tecrübe ile sabittir. İslam ülkelerinin yöneticilerinden, en azından Siyonist rejime karşı dünya ülkeleri arasında en net tavrı sergileyen Rusya Devlet Başkanı Putin kadar net tavır beklemek İslam ülkelerinin halkları olarak en doğal hakkımızdır. Yaşanan bu sürecin, dünyanın bağrına saplanmış olduğu günden bugüne bölgede savaş, istikrarsızlık, düşmanlığı körükleyen Siyonist rejimin yok olmasına ve Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşmasına vesile olması duası ile…