Akran, erkan ve ekran

Abone Ol

“Öğretmen” ve “öğrenci” üzerine o kadar çok film çekildi ki artık bundan sonra çekilecek olanları tahmin edebiliyorsunuz. Yaramaz ve çokbilmiş öğrencilerle dolu bir sınıf, zamanın gerisinde kalmış şaşkın ve garip öğretmenler ve gelişen sıra dışı olaylar. Ha bir de öğretmenin yoksulluğu, ek işlerde çalışarak hayatta tutunmaya çalışması gibi sahneler de var. Hababam Sınıfı klasiğinden bugüne okul eksenli filmlerin kurgusu pek değişmedi. Her kuşaktan izleyici bu sahnelerde kendi öğrenciliklerini buluyor olmalılar.

Okul anısı denilince haytalıklar, kopya çekme maceraları, okulu kırmalar ve öğretmenlerin özgün hareket ve davranışlarını anlatmak geliyor akla. Yerli yapım okul filmlerinden bahsediyorum. Şu günlerde bir televizyon kanalında gösterilmeye başlayan Öğretmen isimli dizi film bu klişeyi kırıp durağan kurguyu hareketlendirmeye matuf özellikler taşıyor. Film öğrencilerini rehin alarak onlara insanlık dersi vermeye çalışan bir öğretmeni anlatıyor. Hemen “kem âlâtla kemâlat olur mu?” diye sorduğunuzu işitiyor gibiyim. Akif Erdem isimli fizik öğretmeni öğrencilerinin mezun olmasına çok kısa bir süre kala onlara unutamayacakları bir ders veriyor. Fakat bu ders bildiğimiz dersten çok farklı ve tedhiş içerikli. Öğretmen okulu bombalıyor ve 12-A sınıfı öğrencilerini rehin alıyor!

Öğretmenin bu zorlu ve de garip dersle yapmak istediği şey onları “12-A sınıfı öğrencisi Rüya Örnek’in ölümüne aranızda kim sebep olmuştur?” sorusuyla baş başa bırakmaktır. Rüya Örnek bir süre önce akran zorbalığı neticesi ödül aldığı yarışmalarda doping hapı kullandığı ithamıyla karşılaşmış, arkadaşları tarafından alaya alınmasına içerleyerek intihar etmiştir. Öğretmen aklı sıra öğrencileri sınıfça rehin alma operasyonu ile bu intihara yönelik empati kazandırmaya çalışıyor.

Filmi sabırla sonuna kadar izledim. Filmdeki öğretmen merkezli şiddet ve dehşet sahnelerinin akran zorbalığını unutturacak cinsten olduğunu hemen söylemeliyim. Ne kadar iyi niyete dayanarak sosyal mesaj verme kastı taşısa da filmdeki patolojik öğretmen karakteri bu mesaja hiç oturmamış. Evet öğretmenin manik portresi filmin seyredilebilirlik oranını artırabilir; lakin ortada kaş yapayım derken göz çıkarma durumu vardır.

Muhtemelen filmin ikinci bölümünden itibaren öğretmenin estirdiği terörün sahici olmadığı, mizansenden ibaret olduğu gibi tashih edici restorasyonlara yer verilecektir. Öyle bile olsa bu fazla bir şeyi değiştirmez. Japon yapımı Mr Hiragi’s Homeroom filminden uyarlanmış olan Öğretmen filminin tedip etme yöntemleri hiç ama hiç bizim terbiye metotlarımızla bağdaşmıyor. Şayet “sosyal mesaj” kaygısı filmin kenarına kıyısına iliştirilmemiş olsaydı heyecanlı, ilginç, adrenalin yüklü sürükleyici bir film der geçerdik. Ne ki “akran zorbalığı”nı eleştiri ve kınama üzerine kurgulanmış bir filmin -en azından seyrettiğimiz bölümüne kadar- gerçekçilikle ilgisi hiç düşünülmediği gibi öğrenciler üzerinde yapabileceği olumsuz etki pek dikkate alınmamış gibi.

Son zamanlarda Netflix dizilerinde sıklıkla görmeye alıştığımız Şemsi Tebrizî’nin, “Hayatta her şey olabilirsin, fakat mühim olan hayatın içinde insan olabilmektir” hikemi sözü ilk bölümdeki psikopat öğretmen portresi yanında çok okunaksız ve mukavemetsiz durmuş. Değer yargıları değerleri aşarak ya da çiğneyerek ne öğretilebilir ne de yaşatılabilir.

Bahçede olan biteni emniyet görevlileri ile birlikte şaşkınlıkla izleyen okul yöneticileri de dirayetsiz kişilikler olarak yansıtılmış. Müdür yardımcısının kameraya karşı konuşma fırsatçılığı, okul müdürünün rehineci fizik öğretmeni hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması okul yönetici profili hakkında hazır kalıp yargılarla yetinildiğini gösteriyor.

Daha ilk bölümü yayınlanan bir filmle ilgili toptancı bir yaklaşım sergilemek elbette doğru değil. “Nihayetinde ilimden değil bir filmden bahsediyoruz” da diyebilirsiniz. Her karenin realitelerle bağdaşma mecburiyeti olmadığı için bir gerçeklik kamera diline indirgenir elbette. Buna da itirazımız yok. Fakat bir öğretmenin ve de bir öğrencinin adının geçtiği bir dizide televizyon ekranını aynası kabul edip bu aynada kendi kendisini objektif bir şekilde görebilmesi de gerekmez mi? “Bu ben miyim?” şaşkınlığına düşmeden. “Bu kadar vahim mi durumum?” diye umutsuzluk girdabına sürüklenmeden. Şemsi Tebrizî’nin demediği gibi: “Mühim olan insanın içine bir umut yüklü bir hayat yerleştirmektir.”