Yollar, köprüler, tüneller, AVM’ler, oteller, lüks konutlar ve yüksek binalar yapıldı, ülke gelişti diyorlar… Ancak doğru değil !
1. Yapılan alışveriş merkezlerine ve yüksek binalara kimse aldanmasın! Çünkü kalkınma sadece inşaat harcamalarıyla olsaydı; çölün, hatta denizin ortasına gökdelenler diken Körfez ülkeleri kalkınmış olurdu. Ama öyle olmuyor işte. Kalkınma, ancak sanayi ve teknoloji yatırımları ile olur. Bu ülkede ise üretim sürekli geriliyor, fabrikalar yıkılıyor, yerine alışveriş merkezleri ve lüks konutlar yapılıyor, sinemalar, restaurantlar, mağazalar yapılıyor. Halbuki, üretim yoksa, fabrika yoksa, kalkınma da yoktur, gelecek de.
2. Türkiye, 80’li yıllarda dünyanın tekstil merkezi olunacak masalıyla, 90’lı yıllarda bacasız sanayi turizm masalıyla; 2000’li yıllarda ise, ihtişamlı ve şatafatlı inşaat yatırımları masallarıyla uyutulmuştur. Turizm ve tekstil sektörleri, bu ülkeyi ne kadar kalkındırdıysa, inşaat sektörü de ancak o kadar kalkınma sağlayabilmiştir. Çünkü inşaat sektörüne yapılanlar, yatırım değil harcamadır. Yatırım, üretime; harcama ise, tüketime yöneliktir. Türkiye gibi kısıtlı kaynakları olan bir ülkenin, kaynaklarını harcamaya değil yatırımlara yönlendirmesi gerekmektedir.
3. Son yıllarda tüm harcamaların inşaat sektörüne yapılmasının nedeni; rant ve vurgun imkanlarının en fazla bu sektörde bulunmasıdır. İnşaat yatırımlarındaki temel amaç, kalkınmak değil, rant ve vurgun elde edilmesidir.
4. Yabancı bankalardan borç alıp, yabancı mühendislere proje çizdirip, ithal makineler kullanarak, yandaş müteahhitlere proje ihale edip, birilerinin köşe döndüğü bu köprü ve yolların üzerinden ithal araçlar geçmektedir. Bu rant yatırımlarının altından ayyuka çıkmış olan yolsuzluk iddiaları, üzerinden ise küresel ekonomik sistemin çıkarları geçmektedir.
5. Yapılan havaalanları ve lüks konutlar sürekli ve nitelikli iş imkanı sağlamıyor. Vatandaş memleketine havaalanı yapıldığı için gururlu, peki neden memleketinde değil de büyükşehirde yaşıyorsun diye sorulduğunda ise “memlekette iş yok” diyor. Havaalanı ve tüm bu rant harcamaları kalkınma sağlamadığı gibi sürekli ve nitelikli iş imkanı da sağlamıyor.
6. Yapılan köprüler ve tüneller, vatandaşın sofrasından geçmiyor. Bu harcamalar, vatandaşın gelirini arttırmıyor. Aksini iddia edenler; bu kadar inşaat yatırımına rağmen, kişi başına düşen gelir ve gayrisafi yurtiçi hasılanın; son 6 yıldır reel olarak gerilemesini nasıl açıklıyorlar.
7. Yapılan inşaat yatırımları, sanayi ve üretim yatırımlarını nasıl ve neden engelliyor Türkiye’de bankaların bütün sektörlere kullandırabildikleri toplam kredi tutarı 1.2 trilyon liradır. İnşaat sektörüne ne kadar çok kredi verilirse, üretim firmalarına verilecek kredi tutarı da o kadar azalmaktadır. Üretime gitmesi gereken kısıtlı kaynaklar, ranta gittiği içindir ki, bu ülkede üretim gerilemekte ve giderek yabancı şirketlerin eline geçmektedir.
8. İstanbul’a yapılan yüksek binalar, AVM’ler, köprü ve tünel yatırımları; vizyonsuzluğun, plansızlığın ve rant açlığının bir sonucudur. Ne kadar köprü ve tünel yaparsanız yapın, 15 milyon nüfuslu bir şehrin trafik sorununu çözemezsiniz. Hiçbir gelişmiş ülkede, 15 milyonluk bir şehir bulamazsanız. Çünkü tüm gelişmiş ekonomilerde şehirler, insanların mutluluğu ve ekonomik verimlilik esaslarına göre planlanır. Örneğin Türkiye’den daha yoğun bir nüfusa sahip olan Almanya’nın en kalabalık şehri Berlin’in nüfusu sadece 3.5 milyondur. 15 milyonluk bir şehir, vizyonsuzluktur, plansızlıktır, rant açlığıdır. İstanbul, maalesef ranta kurban edilmiştir. Bu kadar kalabalık bir şehrin, salgın hastalık, yangın, afet, terör saldırısı, deprem tehditleri karşısında yaşayacağı kayıp ve yaşanacak kaosun boyutları ise bir diğer tehlikedir.
Tüm bu inşaat ve rant çılgınlığı; rant ve vurgun zihniyetinin, israf ve şatafat tutkusunun doğal bir sonucudur. Bu çılgınlığın, ekonomik kalkınma olarak görülmesi ise, bir hezeyandır, bedeli sonradan ağır şekilde ödenecek bir basiret kapanmasıdır.