H ÜKÜMET’İN İsrail’le yaptığı son anlaşma Türkiye’yi, Filistin halkını ve dünya Müslümanlarını üzdü. Bu anlaşma, ihtiras ve menfaatlerini öne çıkaran bir zihniyetin portresini net bir şekilde ortaya koyan bir turnusol kâğıdı oldu.
İsrail, bölgede genişlemek, güvenliğini garantiye almak istiyordu. Türkiye, bölgenin merkez ülkesiydi. İsrail, şartlarını kendilerinin belirleyeceği bir anlaşmaya odaklandı. Lobileri harekete geçirerek Türkiye’yi tavize zorladı. İsrail’e taviz verilerek yapılacak bir anlaşmanın son aşamaya geldiği anlaşılınca, konuya hassasiyet gösteren siyasi ve sivil kuruluşlar Hükümet’i uyardı. İsrail ve bölgeyi çok iyi tanıyan İHH Başkanı Bülent Yıldırım, İsrail’in karakterini anlatarak ona güvenilemeyeceğin hatırlattı: “İsrail hiçbir sözünü tutmadı. Anlaşma yapmayın.” (25. 6. 2016)
Anlaşmayı önlemeye, İsrail’in menfaatlerine çomak sokmaya yönelik bu sözler Siyonist lobileri rahatsız etti. “İHH yardım kuruluşundan çok, siyasi parti gibi davranıyor” gerekçesiyle İHH’yı Hükümet’e şikâyet ettiler.
İsrail anlaşmayı sağlama almak için, İsrail Siyonist Partisi Üyesi kadın bir milletvekilini Türkiye’ye gönderdi. Bu, Mavi Marmara olayından sonra Türkiye’ye yapılan ilk resmi ziyaretti. Siyonist milletvekili Ksenia Svetlova Türkiye’ye gelir gelmez, “Normalleşme için iki ülke arasında anlaşma olacağını” müjdeledi; daha sonra “İsrail - Türkiye Anlaşmasına Doğru” başlıklı bir konuşma yaparak yetkililere anlaşmanın faziletlerini (!) anlattı. Türkiye’yle 2 resmi görüşme yapıp 2 gün sonra Roma’da yapılacak anlaşmanın hazırlığını tamamladı.
ANLAŞMA ALEYHİMİZE
ANLAŞMA halkımızı şoke etti. Hükümet’in Mavi Marmara olayından sonra “kırmızı çizgilerimiz” diyerek ileri sürdüğü şartlar, halkın tepkisini çekmemek için yumuşatılmış; pratikte yok hükmüne getirilmişti. İsrail’den istenen; ablukanın kaldırılması, tazminat, özür gibi şartlar bambaşka bir şekle büründürülmüştü. Her şey açık olmasına rağmen, yandaş medya koro halinde anlaşmayı farklı şekilde göstermeye çalıştı. Olayı, “diplomatik başarı, İsrail tüm şartları kabul etti, şehitlerimizin istediği oldu, gemilerimiz yola çıktı” gibi manşetlerle büyük zafermiş gibi halka duyurdular. Bu ne büyük sorumsuzluktu! Basın ahlakı bu muydu?
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, “Hükümet İsrail’le anlaşmadı, teslim oldu” diyerek sonucu özetliyordu.
Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, “Kimse zilletten, zafer çıkarmaya uğraşmasın!” diyerek, “İsrail’le yapılan bu anlaşma izzet değil, zillettir” değerlendirmesini yaptı: “Her şey ortada. Zaferse eğer bu anlaşma; aylardır İsrail’le neden gizli - saklı, kaçak - göçek görüştünüz!? Eğer izzet olarak kabul ediyorsanız İsrail’le normalleşmede niçin suçlu gibi davranıyorsunuz? Eğer zaferse İsrail’le anlaşma, neden Netenyahu Roma’da, Binali Yıldırım Ankara’da ayrı ayrı bu açıklamayı yapıyor?” (28. 6. 2016)
Hamas Dış İlişkiler Sözcüsü Üsame Hamdan, “Türkiye’nin İsrail’le yaptığı anlaşmaya onay vermediklerini” açıkladı.
Memur Sen Genel Başkanı Ali Yalçın da, “İsrail’le ilişkileri yumuşatmak değil; unutmak gerekir” diyordu.
İHH’YA BU TEPKİ NEDEN?
TEL AVİV, ABD’li yöneticiler ve Siyonist çevrelerin anlaşmayı bayram havasında kutlamalarını anladık; ya zafer (!) şenliklerine katılan bizdeki havuz medyasına ne demeli? İHH Başkanı Yıldırım’ın, “İsrail’le örtünen çıplak kalır” şeklindeki Filistin atasözünü hatırlatarak, “Anlaşma zafer değil” açıklaması yapması Siyonist odakları şaşkına çevirdi.
Siyonistler bu tavrı karşılıksız bırakmazdı. Ahmet Yavuz; locaların, Sabetayist biraderlerin, monşerlerin İHH’nın etkinliklerinden rahatsızlığını anlatarak, “İHH’yı hedefe koyacaklar” (Milli Gazete, 28. 6. 2016) diyordu.
Hemen ertesi günü Cumhurbaşkanı İHH’ya sert tepki gösterdi: “Yardım götürürken bana mı sordunuz?” Erdoğan’ın bunca sene sonra İHH’ya ilk defa tepki göstermesi düşündürücüydü. Geçmişte tartışmalar sürerken; onun, “Türkiye’de otorite bizsek; biz zaten izin verdik” sözü herkesçe biliniyordu.
Dün dündür, bugünse bugün çıkarcılığını esas alan bu zihniyete büyük tepki yağdı. Elif Çakır, bu çarpık zihniyetin, “6 yıl boyunca Mavi Marmara’nın siyasi rantını yiyen, iki yıl önce de yaptığı açıklamayla ‘Mavi Marmara’nın gidişine biz izin verdik’ diyen Erdoğan’ın, ‘yardım götürürken bize mi sordunuz?’ şeklinde çark etme” (Karar, 1. 7. 2016) tutarsızlığını eleştirdi.
Hayret! Bu nasıl bir İsrail sevgisiydi? Koskoca bir ülkeyi, “İsrail’e muhtaç”mış gibi gösteren zihniyete karşı, “Siz muhtaç olabilirsiniz; milletimiz İsrail’e muhtaç değil” sözünü haykıracağımız zaman gelmedi mi? Ekonomi Bakanı Zeybekçi’nin, “İsrail önemli bir müttefikimiz” (25. 6. 2016) sözüne karşı, “Ancak Müslümanlar bizim müttefikimiz olabilir” şuuruna ne zaman ulaşacağız?