VİCDAN sahibi AKP’liler yanlışlarını itiraf etmeye devam ediyorlar. Bu sözler bir araya gelse kalın bir kitap olur. Bülent Arınç son zamanlarda ilginç ve ibretlik sözler ediyor: “Nimetin kıymetini bilemedik. ‘Biz’dik, ‘ben’ olduk. 7 Haziran’da millet, ‘Kibirlenme, senden büyük Allah var’ dedi.”
Sayın Arınç bu sözlerinde yalnız değil. AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Metiner Adıyaman’daki konuşmasında şunları söyledi: “Her birimiz belediye başkanı olduk. Kimileri milletvekili, kimileri bakan oldu. Derken, iktidar şehvetine yenik düştük. Zaman içinde kibirlendik, böbürlendik. Kendimizi halkımızdan farklı yere oturtmaya çalıştık.” (17. 7. 2015)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de, halkın “Araba sağa sola çekiyor, rot-balans ayarı yaptır” uyarısı yaptığını anlattı. (6. 7. 2015)
AKP’nin kurucularından Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, “İstişare mekanizması terk edildi. Önce, ‘şımarmayalım’ dediler, sonra “Her şeyi biz biliriz noktasına geldiler” diyerek, “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” sonucu istifa eden 4 bakanla ilgili olarak şöyle konuştu: “Siyasi oylamayla aklama olmaz, adalet mekanizmasıyla olur. Yolu Yüce Divan’dı. Aklanmaları orada olabilirdi. Şaibeli hale gelmiş bakanların üstü örtüldü.” (28. 6. 2015) 11. cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de, “Ben olsaydım Yüce Divan’a gönderirdim” sözü hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Sayın Arınç’ın AKP’yle ilgili endişeleri var: “Biz yüzde 50 oy alıyoruz. Fakat geri kalan yüzde 50 bizden nefret ediyor. Eskiden sokağa çıkardık, taraftarımız bizi sever, muhalifler saygı duyardı. Şimdi nefretle bakış seziyorum.” (7. 1. 2015)
KENDİLERİNİ DÜZELTTİLER Mİ
Peki, bunca itirafa rağmen AKP kendine çeki düzen verdi mi Ne gezer! Alışmışlığını aynen devam ettirdi.
Halk 7 Haziran’da “birlikte çalışın, uzlaşın” mesajı verdi ama AKP halkı umursamadı. Daha ilk günden itibaren erken seçimi benimsedi. Hassas bir zamandaki sorumluluğunu unuttu. Tek başına iktidar olmanın şartlarını oluşturmaya çalıştı. İlk defa bu dönemde oyalama üzerine kurulmuş koalisyon görüşmelerine şahit olduk.
AKP şimdi, “Tek başına, iş başına” sloganıyla arz-ı endam ediyor. Siz tek başına iktidar olsanız bile Meclis’te, komisyonlarda, pek çok alanda muhalefetle birlikte çalışmayacak mısınız Devlet imkânlarını paylaşmak istemeyen kibirli tutumunuzdan ne zaman vazgeçeceksiniz
AKP, tek başına iktidar olursa yapacaklarını sıralıyor. Peki, tek başına olmazsa millete hizmet etmeyecek misiniz Milletin adamı (!) böyle mi olur Öyle seçim vaatleriniz var ki, bilmeyen sizi muhalefet partisi sanacak!
Hele, “Yaparsa AK Parti yapar” kibirlenmeleri… AKP, “güçleri birleştirme” konusunu öğrenememiş ki… İdeal düşünce 78 milyonu aynı hedeflerde buluşturabilmektir. Ayrıştırıcı üslubu böyle düşünmeye engel oluyor.
Siz, “Yaparsa AK Parti yapar” derseniz; diğerleri, Siyonist Şimon Peres’i Meclis’te konuşturmayı; Papa heykeli önünde AB Anayasası imzalamayı; zinayı suç kapsamından çıkarıp ahlak tahribatını zirveye tırmandırmayı; Kandil’i muhatap alıp teröristle müzakereye oturmayı; çözüm süreci diyerek PKK’yı güçlendirmeyi; yurt dışından ithal ettikleri teröristleri Habur’da karşılamayı… yaparsa ancak AKP yapar, hatırlatmasını yapmak zorunda kalırlar!
SAVAŞ KAPIYA DAYANDI
AKP ve Meclis’teki diğer 3 partinin kutuplaştırıcı ve ötekileştirici üslubu Türkiye’yi tıkanma noktasına getirdi. Bu 4 partinin birbirine bakacak yüzleri kalmadı. Meydanlar veya ekranlar aracılığıyla birbirine laf yetiştiriyor; “Bizi onlara mecbur etmeyin” diye halka yalvarıyorlar. Dördü de kahraman (!) ama Türkiye yangın yerine döndü. Hükümeti kuramayıp Meclis’i çalıştıramamalarının sebebi bu!
Türkiye bu 4 partinin ihtiraslarına kurban edilemez. Onların kavgalarından cesaret alan terör 3 ayda 300 civarında can aldı. İnsanımızın canı bu kadar ucuz mudur
ABD, Türkiye’yi iç çatışma içine çekme; Rusya’ysa, Suriye’deki savaşı Türkiye’ye sıçratma manevraları yapıyor. Ayrıştırıcı siyaseti bırakıp 78 milyonun kenetlenmesi zamanıdır. Diyarbakır ve Cizre ziyaretleri bunun adresinin Saadet Partisi olduğunu göstermiştir.
Devlet, Doğu ve Güneydoğu’nun bazı yerlerinde inisiyatifi PKK’ya bırakmıştır. Giremediğiniz yerlere çözüm de götüremezsiniz. Devlet, güvenliğini sağlama sözü veremediği halde Saadet Partisi Cizre’ye gitti; bölge halkının hislerine tercüman oldu; Cizre’deki vatandaşlarımızla kucaklaştı; kutuplaştırıcı siyaseti iflas ettirdi.
Saadet Partisi güçlü bir grupla Meclis’e girerse, diğer partileri de göreve davet edecek, Türkiye’nin normalleşmesini sağlayacaktır. Muhtemel savaş ve iç çatışmaya karşı en güçlü çözüm Saadet Partisi’nin 78 milyonu kaynaştıracak “Gönüllü Birliktelik ve Kardeşlik” reçetesidir.