Perşembe günü toplanan Merkez Bankası Para Kurulu politika
faizi ve koridorun alt bandını yüzde 0.5 puan düşürme kararı almış. Finansal
piyasalarımızın beklediği ve zaten tümüyle fiyatlamış olduğu bu gelişmenin ne
anlama geldiği farklı bakış açılarına göre değişebilir. İş dünyası daha hesaplı
kredi bulabileceği, Başbakan yatırımların artacağı, piyasalar ise bilanço
görünümü ve beklentisinin daha iyi olabileceği hesabı ile sevinebilir. Fakat bu
durumda sormak gerekiyor: Her şey daha iyiye gidecek ise neden daha önce ve
daha yüksek oranlı bir gerilemeye imza atmadınız Faizlere ilişkin beklentiler
neden mevduat ve kredi faizlerine yansımıyor Ne oluyor, bu tiyatro kimler için
oynanıyor Bedeli ne olacak ve kimlere çıkacak ..
Son söyleyeceğimizi baştan ifade edelim ve neden böyle
düşündüğümüzü açıklamaya çalışalım. Belli ki Başbakan yalnız iç ve dış siyasi
konularda değil ekonomide de tek yetkili konumda; o ne derse o oluyor ve kimse
karşı çıkamıyor. Piyasalar yelkenleri indirip teslimiyet sergileyince, ekonomi
yönetimi de direnemiyor. Başka bir deyişle Merkez Bankası ve Ekonomi
yönetiminin itibarını korumak adına bir hikaye yazılıyor ve sahneleniyor. Başka
bir deyişle günü kurtarmak adına gelecekten kullanılan avansların toplamı yeni
rekorlara koşuyor.
Eskilerin bir sözü vardır: Her şeyin azı yarar, ortası
karar, çoğu ise zarar!.. Ciddi boyutta tasarruf açığı olan ve yeni iş ve gelir
yaratmada ciddi sıkıntıların yaşandığı bir ülkede faizleri beklenen enflasyon
düzeyinin altına indirmek aşırılıkları çok zorlamaktır; bedeli
istikrarsızlıktır. Merkez Bankası bir kaç ay sonra çok yüksek bir ihtimalle
yükseltmek zorunda kalacağını bildiği faizleri, siyasi baskılar nedeniyle
hesapsızca düşürüyorsa, görevini ve varlığını inkar eden bir duruma düşmüş
olabilir. Orta vadeli fiyat istikrarı hedefinden vazgeçmenin başka ne gibi bir
anlama gelebileceği konusunda kafa yormaya da gerek yoktur.
Yıpranmış ve yozlaşmış da olsa finansal yapı açısından
hayati önem taşıyan konuların başında risk ve getiri konusu gelir. Risk
arttıkça getirilerin de artması veya tersine risk azaldıkça getirilerin de
azalması normaldir. Risk arttıkça getirilerin azalması veya riskler gerilerken
getirilerin artması anormaldir; hiç bir şeyin göründüğü, veya gösterildiği gibi
olmadığı anlamındadır. Türkiye nin riski bölgesel ve küresel nedenlerle
artıyor, fakat insanlar negatif getiriye rağmen bu riski almak için yarışıyor
şeklindeki görüntü gerçeğin kendisi değildir; iflas aşamasına geldiğimizin,
krizlere koştuğumuzun anlaşılmasını geciktirme girişiminden başka bir şey
değildir.
Faizler konusunda Başbakan a karşı direnemeyen, doğru
bildiğinden vazgeçen piyasalar ve para otoritesinin artık yeni baskılarla
tanışmaya hazırlanması gerekiyor. Muhtemelen daha düşük faizlerle daha fazla
kredi vermeye zorlanacaklar, yabancılar ise fırsat buldukça Türkiye riskini azaltmak
üzere birbirleri ile yarışmaya hazırlanacaklar. Küresel sermaye ile Başbakan
arasına sıkışan mali sektörümüz o zaman ne yapacak .. Herhalde ya siyasi
iradeye karşı çıkacak ya da teslim olarak para otoritesini olmayacak işe amin
demeye zorlayacaklar!.. Her iki olasılıkta da daha düşük değerli Türk Lirası
ile daha yüksek enflasyon ve faizler kaçınılmaz olacak; ortaya çıkacak kaos
içeride çalmadık kapı bırakmayacak ve istikrarsızlık olağan dışı seviyelere
sıçrayacak... Başka bir deyişle akılsız başın cezasını ayakların çekmesi
kaçınılmaz olacak!..
Mevcut koşullardaki bu faiz düşüşünün ne yatırım artısına
ne de büyümeye katkısı olamaz. Tam aksine ekonomiye ilişkin kırılganlık
beklentilerini arttırır ve riskten kaçınma dalgalarını gecikmeli olarak
tetikleyebilir. Daha yüksek enflasyon ve faizler başta günü kurtarmaya
çalışanlar olmak üzere herkesin kabusu olmaya başlar. Korkunun ecele faydası
yoktur. Yanlışa yanlış diyebilecek insan sayısının çok azalmış olması bundan
sonra yaşanabilecek olumsuzlukların alametinden başka bir şey olmayabilir...