Akıllı adamlar Akdenizde!

Abone Ol

Ülkemizin son günlerdeki gündemi malum, “akıllı adamlar!” Müthiş bir medya bombardımanıyla bir anda ülke gündemini işgal ettiler.

Akıllı adamlardan daha çok heyetin içinde yer alan bazı isimler, halkın gündeminde. Grubun içinde yer alan sanatçıları merak edip görmek için gelenleri görseniz, “sürece” ilişkin fikir sahibi olursunuz. Tanıtım haberlerinde ünlü film yıldızı bilmem kim ilimize geliyor anonsu her şeyi özetliyor.

Yapılan toplantılardaki katılımcıların birçoğu Kadir İnanır ve Lale Mansur’la fotoğraf çektirmeye gelmiş. Adı geçen iki ismi filmlerden ve filmde yer alan sahnelerinden tanıyor necip millet…

Heyet içinde “sanatçılar” ön planda göze çarpıyor. Gazeteciler halkı gözlemlemeye, haber elde etmeye çabalıyor. Ekipte yer alan diğer üyeler iyice sönük silik kalmışlar. Deyim yerinde ise diğerleri konu mankeni olmuşlar.

Akdeniz bölgesinden payımıza düşenleri söyleyeyim gerisini siz anlayın. Hani meşhur Bekri Mustafa hikâyesi var ya; cenazenin kulağına eğilip benim imam olduğunu söyle dünyanın ne hale geldiğini anlarlar demiş ya.

Heyet, temasları arasında, Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’i makamında ziyaret ediyor. Rutin, klasik seremoni faslı, her şey normal seyrinde sürüyor.

Vali, ziyaretçilerine anı tabağı hediye ediyor, pozlar veriliyor, flaşlar patlıyor. Veren ilin valisi, alan devletin atadığı heyet başkanı Hisarcıklıoğlu. Ama fotoğraflarda bir kişi daha var. İkilinin ortasında duran, Bayan Lale Mansur. Sanırsınız ki, ikisinin arasında arabulucu rol üstlenmiş.

Başkan Rıfat Hisarcıklıoğlu “Ne misyoneriz ne bölücüyüz!” demek zorunda kaldığına göre, varın tepkileri siz hesaplayın. Hemen hepsi, “Para pul almıyoruz inanın!” diyerek söze başlıyor.

Heyetin halkın karşısına çıkınca konuştuğu ilk cümleler savunma/nefs-i müdafaa… Grup halka inmeden önce “kendini aklama” gayretinde. “Hükümetin emrinde değiliz!” “Size baskı yapmaya değil, dinlemeye geldik.” “Baskı altında değiliz” en çok kullandıkları sözler.

Artistlerden biri, “Hiç kimse beni zorla bir siyasi oluşumda tutamaz” diyerek sözlerine başlıyor.

Katılımcıların sorduğu genel sorular şunlar. “PKK bundan sonra Suriye’de mi savaşacak ” “Barışı isteyen taraf kim Apo mu, ABD mi, hükümet mi istiyor ” “Barış ne karşılığında imzalandı/neyi peşkeş çektiler ” “Bölünecek miyiz ”

Heyet üyelerinin bu sorular karşısında, “Öneri ve taleplerinizi rapor edip sunacağız” demekten başka bir cevapları yok. Belli ki kendileri de süreçle ilgili bilgi sahibi değiller. Tabi yandaş ve ilgisiz STK’lar “hükümetimiz ne yapıyorsa doğrudur, destekliyoruz” diyor.

Her yerde aynı sistemle mi çalışılıyor bilmiyorum. Buradaki yöntem şu; onar kişilik masalar kuruluyor, masalarda değişik STK temsilcileri var.  Katılımcılar bir şeyler söylüyor, görevli raportör yazıyor. Sonra her masanın sözcüsü yazılanları okuyor. “Akıllı adamlar” söylenenleri not alıyor.

Heyet, şen şakrak bir turistik gezi içinde görüntüsü veriyor.  Katolik kilisesi, havra, cami ve Vakıflı Ermeni Köyü ziyareti ile Musa ağacının altında kahvaltı programı diğer gündem maddeleriydi.

Toplumda hit yapan ama aynı zamanda pili bitmeye yüz tutmuş sanatçıların halkla buluşma imkânı, gazetecilere bol malzeme fırsatı, grubun sosyolog psikologlarına da ellerini çenelerine koyup halkı izleme imkânı verilmiş oldu.

Bu işe halk ne mi diyor Milletin ağzı torba değil ki büzesin. “Hangi meseleye çözüm üretmişler ” “Ne zaman halkın içine girmişler ” “On yıl önce söylediklerinin tersini söyleyenlere güvenilmez.” “Yandaşlar.” “Konjonktüre göre hareket edenler.”  “Ne değişti de birden bire barış oldu ” gibi sorular soruyor, ithamlarda bulunuyor.

Öyle anlaşılıyor ki, yaşanan süreçte oluşacak riski halka kanalize etmek, halkın gazını almak ve gizli yürütülen müzakereler sırasında aniden pazarlıkların sabote edilmesini önlemek üzere bir süreç yürütülüyor.

Şimdilik öğrendik; para almıyorlarmış, bölücü değillermiş, barış istiyorlarmış. Ne olacağını onlar da bilmiyormuş.