“O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.”
Millet: Arapçada din anlamındadır. Kur’an’ı Kerim’de on beş defa tekrarlanmış ve hepsinde din manasında kullanılmıştır.
Büyük Türk Lügati’nde H. Kazım Kadri, “Millet: Din mezhep, şeriat manasındadır” dedikten sonra, “Millet: Bir dine salik olanların heyet-i umumiyesidir” diyor…
Yani İslam dinini kabul edenlerin ırkı ne olursa olsun İslam milletindendirler.
Aşiretten bir devlet çıkaran, dini, imanı, irfanı, adalet ve ihsanıyla dünyaya milliyetin nasıl olacağını öğreten, zalimleri tir tir titreten İslam milleti, bu al sancağa sahip çıkacaktır. O alsancak ancak onundur.
Akif:
“O birkaç hayme halkından cihangirane bir devlet
Çıkarmış, bir zaman dünyayı lerzan eylemiş millet;”
Dizimiz, ahlakımız, irfanımız, adaletimiz, iyiliklerimizle bütün ırkları kucaklamasını bilmiş, birlikte olmuş, iyiliği emretmiş, kötülüğü yasaklamış bir millet:
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyyet nedir öğretmişiz!
Bir taraftan dinîmiz, ahlâkımız, irfanımız;
Bir taraftan seyre makrun adlimiz, ihsanımız;
Yükselip akvamı almış fevc fevc aguşuna;
Hepsi dalmış vahdetin âheng-i cûşâcûşuna.
Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvan-ı İslâm’ın işi;
Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Bir yığın kundakçıdan yangın görenler milleti,
Şimdi inmiş zanneder mutlak şu müdhiş ayeti!
Ey vatansız derbederler, ey deni kundakçılar!
Milletin, az çok, duran bir dinî, bir namusu var.
Şimdi nevbet onların... Yansın da onlar, öyle mi?
Tarumar olsun bütün bir Müslümanlık âlemi!
Olmaz ya... Tabî’î... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse, ‘cehalet’ denilen yüz karasından,
Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.
Kâfî mi değil yoksa, bu son ders-i felâket?”
Tarihimiz ders olsun. Yiğit düştüğü yerden kalkar.
Yeter ki, birliği muhafaza edelim. Kamplaşmalardan uzak duralım. Irkçılığımıza son verelim. Bizim her ırk ve kamptan insanları kucaklayan dinimiz vardır.
Namazda Rabbin huzurunda dururken ırk mı var. Bütün ırktan Müslümanlar omuz omuzadırlar:
Akif:
“Düşer düşer yine kalkarsınız, emin olunuz...
Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.
O halde vahdete hâil ne varsa çiğneyiniz...
Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz?
Ne fırka herzesi lâzım, ne derd-i kavmiyyet;
Bizim diyanete sığmaz sekiz, dokuz millet!
Bütün bu tefrikalar, etsenizdi istiknâh,
Görürdünüz nereden geldi... Yâ ibâdallâh!
Huzur-i Hak’ta nasıl toplu durdunuzdu demin?
Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin!
Şu ihtirasa uyup az mı verdiniz kurban?
Şikak için mi eder, sâde, kalbiniz daraban?
Bizi bozmaya aileden abşladılar. Ailede inkılâp istediler.
Aile bozuluşa aklak bozulur. Çünkü en güçlü eğitim ailede verilir.”
Akif:
“Âilî bir inkılâb olsun! diyen me’yûs olur;
Başka hiçbir şey kazanmaz, sâde bir .... olur!
Çünkü ‘çıplak’ inkılâbâtın rezâlettir sonu...
Ey deni kundakçılar, biz sizde çok gördük onu!
Bir de halkın dinî var sık sık ta’arruzlar gören.
Hâle bak: Millette hissiyyâtı oymuş öldüren!
Dîni kurbân etmeliymiş mülkü kurtarmak için!..
Tut da, hey sersem, bu idrakinle sen âlim geçin!
Her cemaatten beş on dinsiz zuhur eyler, bu hâl
Pek tabiîdir. Fakat ilhâdı bir kavmin muhal.
Hangi millettir ki efradında yoktur hiss-i din?
En büyük akvama bir bak: Dinî her şeyden metin.
Düşme ey avare millet, bunların hızlânına;
Vâkıfız biz hepsinin pek muhtasar irfanına:
Şark’a bakmaz, Garb’ı bilmez, görgüden yok vâyesi;
Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi!
Ordu madam ki efradını milletten alır;
Milletin keşmekeşinden nasıl azade kalır?
Öyledir, memleketin hâli düzelmezse eğer,
Kışlalar evlere, asker de ahaliye döner!
Durmasın sonra kazan kaldıradursun ordu,
Düşmanın safları çiğner bu mukaddes yurdu.
Enbiya yurdu bu toprak; şüheda burcu bu yer;
Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer
Ecdadımızın kanları seller gibi akmış...
Maksadları dinînle beraber yaşamakmış.
Evlâdı da kurban olacakmış bu uğurda...
Olsun yine, lâkin bu ışık yoksulu yurda,
Bir nur-i nazar yok mu ki baksın bacasından?
Bir yıldız, İlâhî? Bu ne zulmet! Bu ne zindan.”
Dikkat ederseniz, halkı Müslüman ülkelerin hemen hepsinin bayrağında hilal ve yıldız vardır.
“Ezd kabilesinden Sa’d bin Malik, elçi olarak Allah’ın Resulüne geldiğinde ona Allah Rasülü, kavmi için üzerinde beyaz Hilal olan siyah bir bayrak bağladı” diyor. (İbni Hacer el’Askalani, el İsabe fi temyiz is-Sahabe, Sa’d bin Malik maddesi).
Sevgili Peygamberimizin bayrağındaki Hilali almışız ve başımızın üstüne taç etmişiz.
Devam edecektir.