Akif'in diliyle açıklamalı İstiklal Marşı (2)

Abone Ol

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısraıyla başlayan kıtada geçen kelimeler, Safahat’ın diğer şiirlerinde nasıl kullanıldığına bakalım:

Sönmek: Düşmek, adı sanı kalmamak yıkılmak, yok olmak, yatışmak manalarına gelir.

Ufuklarımızda dalgalanan al sancağın sönmemesi için mücahidini kiramın, tevhit dini üzerinde, sebatla yoluna devam edip dininden dönmemesi gerektiğine dikkat çeker Akif merhum:

  “Huda rızası için ey mücahidin-i kiram!

  Sebatı kesmeyiniz, çünkü sade sizde ümîd;

  Dönerseniz ebediyyen söner gider Tevhîd,

  Harim-i hak yıkılır savletiyle evhamın.

  O elde tuttuğunuz yer hayat-ı İslâm’ın

  Yegâne ukdesidir. Yâd ayak basarsa eğer,

  Olur me’âlimi dînin bir anda zîr ü zeber!”

Allah’ın nurunu söndürmek için bütün ağızlarıyla üfleseler yine de söndürmeyeceklerini haber verir Rabbimiz:

“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. Kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor” (Tevbe süresi ayet 9/32, Saf süresi ayet 61/8).

Bu ayeti Ziya Paşa:

"Takdir-i Hüdâ kuvve-i bâzû ile dönmez,

 Bir şem'a ki Mevlâ yaka, üflemekle sönmez!" diyerek şiir kalıbına döküvermiş.

Gün batımındaki kızıl şafak batar, karanlığa gömülüp yok olur, ama bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez, düşmez, yıkılıp yok olmaz.

“Şafak” kelimesi Türkçede kullandığımız anlamda gecenin karanlığının gidip aydınlığın gelmeye başlaması güneşin doğmadan önce doğu tarafında ufkun/tan yerinin kızarması manasınadır ve “Şafak attı” deriz.

Erzurum’da tan ağarır, “Şafak söker” sonra şafak dalga dalga yayılır, Sivas, Konya, İstanbul, Edirne, Sofya, Viyana, Amsterdam, Washington, Tokyo, Pekin, Moskova, İstanbul diye dalgalanır durur.

Ey Bedrin aslanlarına benzeyen şanlı askerlerin elinde yükseklere çekilen şanlı hilâl, naz ile niyaz birleşti şana dönüştü. Haydi, sende dalgalanıver artık: "Alalım düşmandan eski yerleri."

Dolunayın etrafında oluşan kırmızı halkaya/haleye de “Şafak” denir ve şafak o haliyle çok hoş görünür.

“Hâle-dâr eyleyince bedri şafak

Bu kadar dil-nişîn olur ancak.”

Al sancak, ayın etrafında döndüğü dünyayı kuşatacak olursa daha hoş olur:

Ocağın sönmemesi için münafıklığın kaldırılması, beyinsizlerin tedavi edilmesi gerekir.

“Huda rızası için kaldırın nifakı... Günah!

Alev saçaklara sarsın mı, ya ibâdallah?

Sararsa hangimizin hanümanı kurtulacak?

O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!

 

Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!

Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş...

Arnavutluk yanıyor... Hem bu sefer pek müthiş!

Tek kıvılcım kabarıp öyle cehennem kustu:

Ki hemen kol kol olup sardı bütün bir yurdu.

O ne yangın ki: Ocak kalmadı söndürmediği!

O ne tufan ki: Yakıp yıktı bütün vadiyi!”

 

Yüzmek: Denizde yüzmek, koyunun derisini yüzmek, bolluk içinde yüzmek manalarına gelir.

Burada bolluk içinde rahatça, özgürce dalgalanma manasındadır. Her şehrin, her köy ve kasabanın şafağı yüz binlerce şafak eder. İşte al sancak bu şafaklarda yüzecek.

Akif, Süleymaniye Camii’nin, hendesi ve mimarlık ilmine basarak Ma'buduna yükseldiğini, bu  gökyüzünde yükseklerde yüzen, baştanbaşa iman olan Süleymaniye Camii’nin, pislikleri yükseklerden seyredeceğini söyler:

“Dur da, Ma’bûd’una yükselmek için ilme basan

Ma’bedin hâlini gör, işte serapa iman

Bu, semalarda yüzen, şahikanın pak eteği,

Karşıdan seyredecektir o taşan mezbeleyi.”

Akif, Allah’ın (c.c.) koruduğu Mekke’nin harem mıntıkasında yüzen, dünyanın en değerli eşsiz incisi gibi olan, Sevgili Peygamberimizin getirdiği şeriatın kıyamete kadar yetim kalmaması için Rabbine dua eder:

“Ya Rab, o hariminde yüzen Dürr-i Yetîm'in

Ta haşre kadar Şer’i yetim olmasın... Âmin!”

Mekke’nin kum denizinde yüzülmez, Rabbin rahmet deryasında yüzülür.

Ocak: Ateş yakılan yer, belirli meslek guruplarının toplandığı yer: Yeniçeri ocağı, asker ocağı gibi. Babadan evlada intikal eden özellikler.

"Ocağı söndü" denildiğinde ailenin dağıldığı, yok olduğu anlaşılır. O evde ocağı yakacak, dumanı tüttürecek kimse kalmamış demektir.

Dıştan düşman saldırır, içten de Allah'ın kulları arasına nifak sokulursa o zaman ayrılık alevleri saçakları sarar ve söndürmediği ocak kalmaz.

Son nefer şehit olmadan, en son ocak sönmeden al sancağın ışığı sönmeyecektir.

Devam edecektir.