Akif İnan’ın kelime haritası

Abone Ol

Şiir dizelerle inşa olur; lakin kelimelerle yazılır. Şairin bilinçaltına bu kelimelerle inildiği gibi bilinç atına da bu sözcüklerle binilir. Akif İnan şiirinde en belirgin kelimeler ayaklarını bastığı coğrafya ile yüreğini beslediği coğrafyayı işaret eden kelimelerdir. Öncelikle doğduğu topraklar onun şiirinde önemli bir yer tutar. Gönlünü Urfa’ya yaslayarak tüm dünyayı dolanır. Form ve içerik noktasında şiirlerindeki geleneksel çeşni ona Urfalı olmanın bahşettiği bir özelliktir. “İnsan doğduğu yere benzer” sözü, anlamını en iyi bir şairde bulur. Ne de olsa şair Nabi’nin beyitlerini dinleyerek büyümüştür Akif İnan. Şiirdeki rabıtasını lafı çok uzatmadan özetleyiverir: “Soyumu yüklendim bu çağ içinde / Urfa bir dağ, gönlüm bir bağ içinde” (Hicret- sf. 34-Ağ) .

“Kalp” kelimesi de şairin anlam haritasında önemli yer tutar. Öyle ki okuduğunuz her şiirde bir kalbin heyecan içre çarpıntısını işitir kulaklarınız. Hatta bir kalbi kalbinizle duyarsınız. Bu çağın ruhsuzluğu ve modern istilaya karşı bir direniş biçimidir. Bir tür kalp ayaklanması çağrısı. Bu toprakların dış mimarisini bozup, insan hilkatine yabancı kılan şey iç mimarideki yozlaşma ve tahrifattır. Önce insanın ruhu, kalbi ve kafası bütünlüğünden koparılıp insicamsız hale getirildi, sonra da dışımızdaki uyum ve ahenk unsurları birer birer yok edildi. Önce kalpler dönüşmeli ki dönüştüren kalplere sahip olabilelim: “Dönüştür ey kalbim bahçeli eve / Anlamı ezen o makineleri” (Hicret-sf. 59-Şehir Gazeli).

Kalp şairin kutsal evidir, her türlü dış tehlikeye karşı ona çekilir ve sevdiklerini orada ağırlar:

“Ellerine sarın kalbimin içi / O ayla boyanmış nar ellerine.” “Göz”, “el” ve “kalp” arasında her zaman bir irtibat vardır. Ne göz ne de el kalpten izinsiz hareket etmez. Bu gerçekliği Akif İnan şiirinde yoğunluklu olarak görmek mümkün. Bütün sorular kalbe -o gerçek adrese- ulaşmak içindir: “Gözlerin kalbime değmeden önce / İstanbul o kuşlar acep nerdeydi?”, “Gözlerim kalbime değmeden önce / acılar, gülüşler, düşler nerdeydi?” (Hicret-s.18-19-Bir Işık Yalımı), “O düşlerde alan şarkılarımı / gözlerin getirir sabahlarıma.” (Hicret-s.20-Kaside), “İçimde şiirler kaynaşır durur / ellerin aklıma geldiği zaman.”, “Bir çocuk sevinci dolar içime / Gözlerin kalbimi elliyor gibi” ( Hicret- sf. 23-Kaside). El, göz ve kalp üçlemesi kimi zaman farklı yerlerde farklı buluşmalarla, kimi zaman da aynı anda aynı yerde buluşmak suretiyle Akif İnan şiirinin işaret fişeği olurlar. Bu üç kelime şairin yolunu aydınlatıp evrenselle olan bağını aşikâr kılar.

Dil kalbin yakarışına tercüman olmaya çalışsa da bir yere kadardır. Dil kifayetsiz ve acziyet ile maluldür. Kalbin figanını ve coşkusunu en iyi yine onunla aynı kadere sahip olan el ve göz anlatabilir. Kalbin gözü vardır, gözün de kalbi. Hem kalp hem de el sırası gelince gözün nöbetini tutarlar. Her üçü de dile gelir ve dilin kendisi olurlar. Dil ise hayret içre bir duvarın dibinde donup kalır. Dünyanın dönüşüne eşlik edemediğinden dil oyuna dâhil olamayan öksüz bir çocuk gibi bekler. Şair bunun farkındadır ve dile dili döndüğünce kendini anlatır: “Ey dil ey kalbimin öksüz çocuğu / Azığın ağıt senin” (Hicret- sf. 44-Müstezat). Vücut aksamı ve organları şairin anlam haritasında en büyük yol göstericidir. Beden bir coğrafyadır Akif İnan’da. Dışarıda ne varsa bu coğrafyanın izdüşümü gibidir. Her iki şiir kitabında da (Tenha Sözler, Hicret) bu bedene dair metaforları yoğun biçimde görüyoruz.

El, parmak, yanak, yüz, göz, kalp, et, gövde, kulak, ayak, alın, ciğer, dil, boyun, dudak, diş, ten, saç, ağız. Bir bütüne doğru yürüyen kelimelerdir. Bir bedenden daha aşkın bir bedene yürümektedirler. Bu aşkın beden bütün insanlık nehrinin döküldüğü ırmaktan başka nedir ki? Şair, “Yüzünde elleri sonsuz denizin”, “Saçların en derin bir gökyüzüdür” (Hicret-sf. 27-Terkib-i Bend), “Saçların aklımın darağacıdır / Saçların ki çeken sona sonsuza” ( Hicret-sf. 33-Darağacı) dizelerinde hep dökülecek bir deniz arayışı içindedir. Bedenini acı ve ıstırapların sığınağı kılmak ister: “Bu tenha dünyanın ürküntüsünü / ekledim gövdeme bir parça gibi” (Hicret-s.41-Ölüm). Akif İnan şiirinde kelimeler hem tensel hem de tinsel dünyaya birlikte hitap eder. Tasavvufi vurguları kelimeleri bağırtmadan, doğalarından ve bağlamlarından koparmadan yine tasavvufi bir eda ile yerli yerinde kullanır. Alışıldık tasavvuf şiiri okuyucuları bu yüzden kolay alışamazlar Akif İnan şiirine. Onun kelimelerindeki deriyi sıyırıp öze inmek isterler. Oysa tinsel ve aşkın olan derinin altında değil üstündedir. Deriyi yok etmeden de maverayı temaşa edebilir insan. Şu dizelere dikkat: “Ey vücudum davran ve gel benimle / Biz ki o dünyanın yurttaşlarıyız / Elverir bu gurbet bu karanlıklar / Bu eşyalar sesler ve görüntüler.” Davet başlıklı şiirinde şairin vücudunu çağırdığı yer o mutlak bütünlüktür. Vücudu (mevcudiyeti ve o mevcudiyetin en müşahhas simgesi olan bedeni) vahdete çağırıyor şair. Düalizme sapmadan yapıyor bunu. Bu sebepten isteyen istediği kadar derinliğe inip istediği kadar yukarı çıkabiliyor bu kelimelerle. Okuyucu şiiri dünya irtibatını koparmaksızın bir maksuda yönlendirebiliyor. Bu kelimelere ilave ve de destek olarak “baba” ve “anne” kelimelerini de ilave edebiliriz.

Baba Akif İnan şiirinde başlı başına incelenmesi gereken bir imgedir. O ki “Babamın gölgesi koruyor beni” (Hicret-s.59-Şehir Gazeli) derken hem kendi öz babasını hem de geçmişe istinaden ecdadı bir tür korunak olarak gördüğünü anlatmaya çalışıyor. Öyle ki “baba” ardında kendinden unutulmaz ve kaybolmaz bir dünya bırakandır. Gölgeden murat gölgeden arta kalandır. Kimi zaman gövde ortadan çekilse de gölge (hatıra, kültür ve müktesebat) onu temsil eder. Baba gibi anne de Akif İnan’ın yol haritasını belirlemede önemli imgelerden biridir. Sığınılacak kapı, sükûna ulaşılacak kucaktır anne: “Ey uyku, ey anne gel kurtar beni / Ezildim aklımın hesaplarında” (Hicret-sf. 17-Ey Beyaz Ela). Kimi zaman ideal ve ilkelerin kendinde toplandığı istikametin adı olur o. Bu yüzden o Büyük Doğu idealini ana olarak görür: “Anamı sorarsan Büyük Doğu’dur” (Hicret-sf. 61-Yiğitler).