Akif İnan: 60+7 yaşında

Abone Ol

"Anamı sorarsan büyük doğudur / Batı ki sırtımda paslı bıçaktır." (Hicret, Yiğitler) mısralarında şair, aynı zamanda Müslüman aydın kimliğini beyan eden M. Akif İnan (1940 - 6 Ocak 2000) 60 yılını bu "gelimli-gidimli dünya"da; "Delilik şan olur bir gün sevgili" (*) (Tenha Sözler, Geçit Resmi) diyerek "Ürkek tayların su içişi gibi" (Burç) "Diyorum ki gider oldum giderim" deyip tamamlamıştı. Ama "Toprak kuşatınca ten kafesini / yeni bir günedir göçümüz bizim / Kalkarız rüyadan uyanır gibi" (Yankı) yürüyüp gidişinin yedinci yılında, yani altmışa eklenen yedi yaşında "Bilcümle sevdikler yanımızdadır / donanır çevremiz zeytinle narla / Saraylar nehirler billurdan gibi) (Yankı) yaşıyor. Bu öyle bir yaşamaydı ki yeryüzüne ağdı ağalı dolandı cezbeyle yolculuğunu ve bekledi "doğacak ufuklar gibi" (Yankı)ydi. Çünkü O nun hatırasıyla kendini "her akşam dünyanın kirinden yuğar yüreği." Bunu "düş Kazıları"nın (arkeolojisinin) "bulgularını" "umut sergisine" koyarak yapar yürek. "Bütün varlığı"nı bir "billur ses" ve "özel renge" boyayan yürek (Yürek Gazeli) "Umuttan bir taydır" (Geçitresmi).

Baştaki iki mısrada tanımlanan Müslüman aydın kimliği açısından yapılan şu tahlil, sanıyorum, Akif İnan ın konumunu toplumsal temeliyle belirginleştirir:

"Kişi için hatıra ne ise, millet için de tarih olur.

Kişi için hatırasızlık nasıl ki bir hafıza kaybı demekse, Millet için de geçmişinden uzak düşmek, tarihi içinde var olan uygarlığından kopmak öyle trajiktir.

Uygarlığından koparılan toplum tükenişin trajedisini yaşıyordur.

Uygarlığından ayrı düşen toplumda iki sınıf insanbelirir. Biri, bu uygarlıktan ayrılmanın gereğine inanmış olanlar, bu uzaklaşışı mutluluk simgesi olarak görenler, diğeri; o uygarlıktan uzaklaşmanın hüznünü yaşayanlar, biri onu devirmenin, diğeri onu tutmanın gereğine bağlanmıştır. Biri devrimci, diğeri tutucu (muhafazakâr) yani.

Deviriciler, eski uygarlığın unutulmasını sağlamaya çalışırlar, hatıraların silinmesini, yeni atılımlar için şart görürler. Toplumun hafızasını ihtilale vermek isterler.

Tutucular hafızanın kaybolmasına razı olmaz, hatıralarını söküp atmazlar.

Devrimci, tükenişi hızlandırmak, tamamlamak sancısı içindedir, yeniliğine alan açmak için.

Tutucu, devrimcinin yerli düzen anlayışından tedirgindir. Alışkanlıkların dışında kalan dünyayla bir uyum içinde olamayacağına inandığı için, değişime karşıdır, götürülmek istenen eski düzene sımsıkı sarılmıştır.

Devrimci gözü pektir. Tutucu, onun bu halini dengesiz bir macereperestlik olarak görür. Maziperesttir tutucu.

Devrim gerçekleştikçe, tutucunun maziperesliği çoğalır, büyür, sabitleşir, kemikleşir.

Her devrim, arkasında bir tutucular sınıfı var eder.

(...)

Türkiye nin son iki yüz yılı, batıcı anlamda yenilikler getiren devrimci dediğimiz egemen kadrolarla, tutucu dediğimiz küskün ve içe dönük zümrelerin yanında, bir de bu her iki olguyu uzlaştırmaya çalışan aydınlar yetiştirdi. Tanzimat tan sonra ortaya çıkıp Meşrutiyet yıllarında düzenlenmesini tamamlayan fikir hareketleri özellikle Türkçü-Milliyetçi akımla, İslâmcılık hareketi bu uzlaştırmacılığı temsil eder." (Din ve Uygarlık, Eğitim-Bir-Sen Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2006, s. 9-10-11)

Uzunca bir alıntı yaptım, ama son onlu yıllarda savrulan düşünce dünyamızın gelip dayandığı tarihsizliği ise dolayısıyla kavramsızlığı vurgulamanın gereği kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kavramlara bağlı kalarak onların işaret ettiği değişkenleri kavramlaştıramazsak, öyle görünüyor ki anlamsız bir dünyanın içinde debelenip gideceğiz. Bir şair sezgisiyle Akif İnan bu gidişin hüsranını duyurmaya çalışıyor.

Rahmet diliyorum.

(*) Altını ben çizdim (İK).