Akepe, yenilgisini ve başarısızlığını mağduriyete dönüştürme çabasında

Abone Ol

Türkiye paradokslar ülkesi. İnsanların kafası öylesine karışık ki, neyin doğru ve yanlış olduğu, kimin haklı veya haksız olduğu anlaşılamıyor.

Türk siyasal yaşamında akepe tek başına, oldukça güçlü iktidara geldi. 367 milletvekili ile. Son yirmi yılda ilk kez bir parti tek başına bu kadar güç ile iktidara geldi. İlk iktidar döneminde "mağdur ve mazlum" rolünü üslendi. Bunun kabul edilebilir bir tarafı vardı. Gerek 28 Şubat süreci, gerekse mahkûmiyet olayı böyle bir gerekçe oluşturması yadırganmadı. Şaşırtıcı da olsa böyle bir gerekçe karşılık buldu. Bunun çeşitli nedenleri var. Mazlum ve boynu bükük fotoğraflarla bu durum güçlendirildi.

3 Kasım seçimlerinin üzerinden 4.5 yıl geçti. Akepe tek başına Türkiye yi yönetti. Şöyle ya da böyle. İşin tuhafı, yeni seçim sürecine girilirken Akepe sanki hiç iktidar olmamış, bu ülkeyi hiç yönetmemiş bir muhalefet partisi olarak seçime giriyor. AB uyum yasalarını emirlerini harfiyen yerine getirmiş. Bürokrasinin önüne koyduğu yasaların tamamını çıkarmış. Seçmene verdiği vaatleri ise, yerine getirmemiş, seçmenini "Toplumsal mutabakat" ile uyutmuş. Dört yıllık bir zaman hovardaca harcanmış, başarısızlığa uğramış, şimdi de seçmenin karşısına bir muhalefet partisi görünümüyle çıkmış bulunuyorlar.  Bir iktidar partisinin bu kadar muhalefet ettiği görülmüş şey değil. İşin tuhafı ve yadırganası yanı bunun da kabul görmesi.

Akepe bundan böyle aynı güç ile gelmeyeceği kesin. Cumhurbaşkanlık seçimini çok başarısız yönetmiş, başarısızlığa uğramış. Bu başarısızlığını da başkalarına yüklüyor. İşin gülünesi yanı, seçmen üzerinde öyle bir etki bırakmışlar ki, Cumhurbaşkanlığı seçimini Saadet Partisi engellemiş gibi tuhaf ve gülünç bir durum oluşturuyorlar. Neden bu süreçte kendilerinin yanında olunmamışmış. Akepe, cumhurbaşkanlık seçimi sürecinde kendi hatalarının kurbanı. Anavatan ın kendilerine destek vermeyişinin öncesi üzerinde hiç durulmuyor. Anap Akepe içinden çıkmış doğmuş bir parti. Grup kurduktan sonra hazineden yardım almayı hak etmişti. Akepe cehepe ile bir olarak çıkardıkları bir yasa ile hazine yardımı engellenmiş. Allah adildir. Böyle bir haksızlığın bedeli elbette ağır olur.

Akepe 4.5 yıllık siyasal döneminde "dinci bir parti olmadığını" ısrarla savunuyor. Örtünme ise dinin gereklerinden. Sayın Gül Avrupa insan hakları mahkemesinde eşinin davasını geri çekmiş. Leyla Şahin in Avrupa insan hakları mahkemesinde Leyla Şahin davasının aleyhine Dış İşleri Bakanı olarak rapor vermiş. Bir kamuoyu yoklamasının ardından başörtüsü sorununu ülke nüfusunun %1.5 uğunu ilgilendirdiğini Bakan sayın Şahin alaysı bir dile ile dile getirmişti. Takdire bakın ki, Akepe ve Gül başörtüsü nedeniyle Cumhurbaşkanını seçememiş.

Akepe nin dilinin pelesenki: "Dinci parti olmadıkları". Öcüden kaçar gibi dinden ve dini nitelemelerden ve sıfatlardan kaçıyorlar.

Bir zamanlar sayın başbakanın diline pelesenk olan ve hiçbir karşılığı olmayan bir kavramla "Din milliyetçisi olmadıkları"nı ısrarla vurgulamaları. Ne demekse. Bu kavramın sosyolojik ve dini hiçbir karşılığı yok.

Peki nasıl oluyor da Akepe "Dindar bir cumhurbaşkanı seçtirtemediği" için yakınabiliyor. Bu, Akepe nin bir paradoksu değil mi

Allah onları bu olmadıkları şeylerle cezalandırıyor. Bunun üzerine hiç düşündüler mi bilmiyorum.

Tabana yaydıkları Cehepe öcüsünü öylesine büyütüyorlar ki, aşılamaz bir engel olarak gösteriyorlar. Oysa ki; Milli Görüş geleneği süreci bütün İttihatçı jakoben oluşları yerle bir etmişti. Akepe ise ölüyü diriltti. Cehepe yenilgisini millet yenilgisi haline dönüştürmeye hiç hakları yok. Çünkü bu millet 1950 den beri sürekli cehepeyi yerle bir ederek geliyor.

Akepe ise yeni zamanın yenilgi ve bilinç kırılmasıdır maalesef. Başarısızlığını başkalarına yükleyerek kendini kurtarmaya bakıyor.