BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Bir kimsenin veya kadronun nasıl bir yolda yürüdüğünü anlamak için söylediği söze değil yaptığı işe bakmak gerekir. Bir kimse yaptığı konuşmalarda, “Faiz bizi batırıyor, bununla mücadele edeceğiz” dedikten sonra, faizci kapitalist nizamı yürütüp faiz ile milleti eziyorsa, bu kimsenin faizle ilgili söylediği sözün hiçbir kıymeti yoktur. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” Ziya Paşa bu beytinde, bir kişiyi değerlendirirken söylediği sözlere değil yaptığı işlere bakılması gerektiğini, insanın akli seviyesinin ise, eserleriyle ölçülebileceğini belirtmektedir. Bizim lisanımızda “akılsız herif” sözü genellikle yanlış iş yapanlar için söylenir. Biz Müslümanlar, sözlerimizi ve amellerimizi İslam ile tartarız. Bu tartıya göre; inanmadığı veya yapmadığı bir şeyi söyleyen kimse, yalan söylüyor demektir. Böyle olanlar Münafikun Suresi’nin ilk üç ayetinde şöyle tanımlanır: “Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir. Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.” İslam tartısına göre yapmadığı işi söyleyen adamdan hayır gelmez ve böylesi kimseler mümin de olsalar kınanmıştır. Saf Suresi iki ve üçüncü ayetlerinde Rabbimiz bize şu tembihatta bulunmaktadır: “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” Okuduğunu anlayan için bu ayetler her şeyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hakikate teslim olmuş hiçbir kimse burada beyan edilen esaslara muhalefet edemez. Allah hepimizi, bizi Kur’an, sünnet ve İslam ile kandıranların şerrinden korusun.
ERDOĞAN’IN KONUŞMALARI
Takdir etmek gerekir ki, Erdoğan’ın etkileyici bir hitabet gücü var. Yaptığı konuşmalarda her kesimi ve işbirliği içinde olduğu mihrakları rahatlatacak cümleleri ustalıkla kurmaktadır. Mesela 30.09.2012 tarihinde yapılan 4. Olağan Kongre’de Erdoğan’ın yaptığı konuşmasının bir bölümünde şunları söylüyor: “Bizim yolumuz, Sultan Alparslan’ın, Melikşah’ın, Kılıçarslan’ın yoludur. Bizim yolumuz, Osman Gazi’nin, Fatih Sultan Mehmet’in, Sultan Süleyman’ın, Yavuz Sultan Selim’in yoludur. Bizim yolumuz, Gazi Mustafa Kemal’in, merhum Adnan Menderes’in, merhum Turgut Özal’ın, merhum Necmettin Erbakan’ın yoludur.” Ben, Erdoğan’ın bu ve benzeri konuşmalarından yolunun kimin yolunun olduğunu anlayabilmiş değilim. Yine bu konuşmasının bir yerinde: “Bunun için kendimize MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT dedik, kendimizi böyle tanımladık” diyor. Ve yine: “Dedik ki, biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız. Dedik ki, biz etnik milliyetçilik yapmayacağız. Dedik ki, biz dini milliyetçilik yapmayacağız. Her türlü ayrımcılığı reddeden, 75 milyon insanımızın tamamını kucaklayan bir anlayışla yola çıktık” diyor. Ama Sayın Erdoğan bunu demesine rağmen kucaklamıyor, kutuplaştırıyor. Ve yine bu konuşmasında milleti kastederek: “Gazi Mustafa Kemal’in başlattığı, ama bizzat yakın arkadaşları tarafından inkıtaya uğratılan anlayışın, hoşgörünün, demokrasinin, özgürlüklerin Türkiye’ye hâkim kılınmasını istiyorlardı. Merhum Adnan Menderes’in, talihsizce, zalimce idam edilmesiyle yarım kalan reformların devam ettirilmesini istiyorlardı. Merhum Turgut Özal’la başlayan reformların devam ettirilmesini istiyorlardı. Aziz milletimiz bizden, Türkiye’nin kronik sorunlarını çözmemizi, bu ülkenin önünü açmamızı, bu ülkeyi hak ettiği yere, konuma yükseltmemizi istiyordu” diyor. Ben bu kısmı düşünen, okuyan milletimizin takdirine bırakıyorum. Yalnız bunu söyleyen Erdoğan ülkeyi 1 trilyon lira borç yükünün altına sokmuştur. Eğitimi içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
BİR BAŞKA AÇIKLAMA
01.07.2014 günü Cumhurbaşkanlığı adaylığının ilan edildiği gün yaptığı konuşmada ise: “Ekonomiyi büyütmek, demokrasiyi daha ileri standartlara kavuşturmak, Avrupa Birliği’ne tam üye olmak, kardeşliği yüceltmek için çok daha fazla çalışacağız” diyordu. Biz Erdoğan’ın hâlâ bu görüşlerinde samimi olduğuna inanıyoruz. Erdoğan, söylemini değiştirdi, ama hiçbir zaman eyleminde en ufak bir değişikliğe gitmedi. Yani ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinmekten dönmedi. Hâlâ AB’yi içine girilmesi gereken bir medeniyet olarak görmeye devam ediyor. Israrla faizci kapitalist nizamı yürütmeye devam edeceğini söylüyor. Bu fark görülmeden Erdoğan’ı anlamak ve onu bu yanlışından döndürecek bir duruşu sergilemek mümkün olmaz. Bilelim ki Erdoğan’ın gittiği yol, İslam’ın temel esaslarıyla örtüşen bir yol değildir. Erdoğan, Müslüman’dır, yürüdüğü yol, benimsediği siyaset zalimlerin yoludur. Erdoğan şimdi, “Faiz bizi batırdı” diyor, ancak faizci düzenden vazgeçmiyor. İsraf var diyor, kendisi israftan taviz vermiyor. AB’den şikâyet ediyor, kurduğu AB Bakanlığı’nı kapatmıyor. İsrail’e lanet ediyor, yaptığı hiçbir anlaşmayı iptal etmeye yanaşmıyor. Feraset ile bakıldığında Müslüman Erdoğan’ın yolu, İslam’ca değildir. Çünkü İslam’ın yolu faizci, AB’ci yol değildir.
SAADET PARTİSİ VE ERDOĞAN
Erdoğan’a göre Saadet Partisi olmaması gereken bir partidir. Çünkü Saadet Partisi durduğu sürece Erdoğan için tehdittir. Bu bakımdan Saadet’i etkisiz hale getirmek için her türlü tedbiri almaktan geri durmaz. Bu bilinen bir durumdur. Ancak Saadet Partisi, AK Parti’ye her zaman kin ve nefretle değil, sevgi ve şefkat ile yaklaşır. Saadet Partisi’nin; AK Parti’nin ve Erdoğan’ın yanlışlarını söylemesi ancak bir kardeşlik görevinden ibarettir. Saadet Partisi’nin mücadelesi AK Parti ve diğerleri ile değil, siyasi ve iktisadi sömürü, rüşvet ve adam kayırma, milli kültür düşmanlığı, zümre saltanatı, terör ve zulme karşıdır. Bunun böyle bilinmesi gerekir. Selam hidayete tabi olanlara…