Senaryo şu;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan rahatsızlandığı için gelecek planda AK Parti Genel Başkanlığını ve Başbakanlığı bırakarak 2014 yılında yapılması öngörülen Köşk seçimleriyle birlikte Cumhurbaşkanı olacak.
Başbakanlığa ise partinin kıdemli isimlerinden Bülent Arınç geçici olarak getirilecek; zira Abdullah Gül o tarihte milletvekili olmadığı için yasal olarak Başbakan olması zaten mümkün değil. AK Partinin başına getirilecek olan Gül daha sonra milletvekili seçildikten sonra Başbakanlığı devralacak...
Senaryoyu gündeme getiren Milliyet Gazetesinden ayrıldıktan sonra Amiral Gemisi Hürriyette yazmaya başlayan Taha Akyol..
Taha Akyol Cumhurbaşkanı Abdullah Güle çok yakın bir isim..
2001-2002li yıllarda AK Partide siyaset yapması için Taha Akyola öneri götüren kişi Abdullah Güldü.. Ancak Taha Akyol bu öneriye sıcak bakmadı.
Şimdi...
Senaryo iyi de;
*AK Parti 2001-2002li tarihlerin AK Partisi değil. Parti içinde -geçici de olsa- Bülent Arınç ın Başbakanlığına itiraz edecek çok isim var. Dengeler daha çok Erdoğanın işaret edeceği bir isimden yana olacak. O ismin, "Ben Erdoğana biat etmedim" diyen Arınç olması imkansız değil ama zor.. Bu bir..
*Dünya ve Türkiye dengeleri Tayyip Erdoğanın yeniden partinin başında bulunmasından yana bir süreç takip ederse, tüzük oturulur hemen değiştirilir ve Erdoğanın 4. kez milletvekili olması sağlanır. AK Partinin gerektiğinde nasıl tüzük değiştirdiğini merak edenler 2002ye gitsinler ve hangi alanlarda tüzüğün bir bilek hareketiyle değiştirildiğini görsünler.. Bu iki..
*Abdullah Gül parti Genel Başkanı olarak ne kadar başarılı olabilir İşte burada AK Parti içinde muhtelif görüşler var. Benim sohbet ettiğim kimi AK Partililer, "Parti Genel Başkanlığı Köşke benzemez. Kitleleri sürükleyici bir yanı olması lazım Genel Başkanın. Abdullah beyde böyle bir özellik var mı " sorusunu yöneltiyor. Sorular bu minvalde uzayıp gidiyor..
Ama siyasette her gün dengeler değişiyor hatta saat başı yeni formüller ortaya çıkıyor.
Bekleyip göreceğiz...
Mevlana Filminin çekimini hangi gazeteci engelledi
The İmam, Sözün Bittiği Yer filmleri ile tanınan ünlü yönetmen İsmail Güneşle birlikte TV5te Gökçen Göksal-Davut Şahin tarafından hazırlanan Medya ve Toplum programına katıldım.
Toplantıdan sonra sohbet ederken İsmail Güneş, çok eski arkadaşı olan Başbakanlık eski Danışmanı Ahmet Tezcan hakkında çarpıcı bir iddiada bulundu.
Ünlü yönetmen, senaryosu merhum gazeteci-senarist Ömer Lütfi Mete tarafından yazılan Mevlana filminin çekiminin Başbakanlık eski Danışmanı Ahmet Tezcan tarafından engellendiğini bildirdi.
İsmail Güneş şunları dile getirdi: "Merhum Ömer (Lütfi Mete) abi Mevlana filminin senaryosunu yazıp Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığına teslim etti. Filmin çekilebilmesi için Başbakanlık Tanıtma Fonundan bütçe çıkması bekleniyor. Bu arada Başbakan Erdoğan önüne gelen senaryoyu danışmanı Ahmet Tezcana veriyor. Ahmet Tezcan da senaryo aleyhinde 16 maddelik bir şerh düşüyor. Bu film çekilemez diye. Ve Başbakana Benim bir Mevlana senaryom var, o çekilebilir diye de ekliyor. Ve Mevlana filmi yatıyor. Tabii Ömer abi bunu öğrendiği zaman çok üzüldü."
Gel de çık işin içinden bakalım! dedirten cümleler..
Ahmet Tezcan ne dedi
Başbakanlık eski Danışmanı Ahmet Tezcan iddiaya yönelik olarak şu açıklamayı yaptı: "İddia bir bakıma doğru. Mevlana senaryosuna 11 maddelik şerh düştüm. Ama başka olumsuz raporlar da vardı. Ömer (Lütfi Mete) abi ile sonra konuştuk ve helalleştik. İsmailin (Güneş) derdi başka..." Haberi, haberdemeti.com da manşetten verdi. Benim anlayamadığım şu; Ahmet Tezcan, "İsmailin (Güneş) derdi başka..." demekle neyi kastetti acaba
Fehmi Koru da Ahmet Taşgetiren de tiraj kazandırmadı!
Bugün Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, Emin Otomotivin kurumsal dergisi Elbirliğine verdiği röportajda çarpıcı açıklamalar yaptı. İtiraf mı dersiniz, ne dersiniz bilemiyorum ama bana çok ilginç geldi;
"Türkiyede köşe yazarları hükümetin gücünden, patronun isteklerinden , gazetenin yapısından kurtulamıyorlar. Çok zor gerçekten Türkiyede gazeteci olmak. Hele Genel Yayın Yönetmeni olmak daha zor. Tam bir hükümet ile patron arasında sıkışıp kalma durumu.."
"Bütün patronlar kendi çıkarlarını kollarlar bu çok açık ama şöyle patronlar vardır; çalıştırdığı elemanlara daha tepeden bakan, daha genel politikalar çizip o çerçevelerin içerisinde hareket etmelerini isteyen patronlar vardır. Onlar çok fazla müdahil görünmek istemezler ama asıl çerçeveyi çizmişlerdir. O çerçevenin dışına çıkılmasını istemezler."
"Hükümet köşe yazarlarını kontrol etmek ister. Çünkü iyi bir manipülasyon aracıdır. Her hükümet için sadece bu hükümet için söylemiyorum. Bunu başarabilirse değişik yollardan yapar. Bazen patronunu etkiler bazen kendisini etkiler, işte uçağına alır, götürür, gezdirir, özel röportaj verir, falan filan böyle değişik yolları var bunun. Dolayısıyla hükümet köşe yazarı ilişkisi bir şekilde kurulur. Zaten hükümetin köşe yazarıyla ilişkide olan adamları da vardır. Sürekli işte basın işlerini yapan kişiler genelde Başbakana yakın kişilerdir..."
"Türkiyede köşe yazarlarının gündem oluşturması diye birşey sözkonusu değil. Köşe yazarları gündemi kim belirliyorsa, bu genelde hükümet oluyor, onun arkasından giderler. Başbakan bir konuşma yapar onun üzerine yorumlar yapılır..."
"Köşe yazarları tirajı fazla etkilemiyor. Mesela Fehmi Koru. Ahmet Taşgetiren de bizim gazeteye geldi ama gazetenin tirajı artmadı..."
"Hür Adam filmi ile ilgili televizyondaki tartışmam keşke olmasaydı. Bana kattıkları da olmuştur ama kaybettirdikleri de oldu. Böyle bir tartışma olmamalıydı.."