Gün geçmiyor ki bir boşanma haberi duymayalım. Ülkemizde her geçen gün evlenmeler azalırken boşanmalar artıyor. Boşanmaların arkasından kadına şiddet haberleri sökün ediyor. Medya olaylara laik bakış açısıyla baktığı için işin içyüzüne veya asıl nedene bakmadan hemen pespaye genellemeyi yapıyor; erkek terörü. Oysa şu fark edilmiyor; erkek terörü denildiği an kadın terörü tanımlaması da doğal olarak yapılmış oluyor. Kişilerin ahlaksızlıkları toplumun geneline yaftalanarak arkadaki ahlaksızlık perdeleniyor. Kaldı ki hiçbir terör eylemi örgütsüz ve arkasında büyük bir güç olmadan yapılamaz. Bu nedenle erkek ya da kadının terörle anılması cehalet değilse yanlı kötülüktür. Bireylerin çürümüş davranışları toplumun geneline mal edilemez. Kadını tutuyor gibi görünen medya, reklâmlar başta olmak üzere haber spikerliğinden kadın programlarına kadar kadını cinsel obje olarak kullanarak diğer sorunlu yani ailesi dağılmış ya da dağıtılmış kadınları da terör eylemi içinde değerlendirerek sorunun kaynağına inilmesini engelliyor. Peki, sorunun kaynağı nedir?
Cumhuriyetle birlikte kadını çağdaşlaştırma bir amaç haline getirilmiştir. Kadın çağdaş olunca ileri medeniyete kavuşulacak, her şey güllük gülistanlık olacaktı! Bilimsel çalışmaların ne gereği vardı kadın açılsın saçılsın medeni olsun bilimin teknolojinin hiç önemi yok, onlar olmasa da olurdu. Devrimlerin özünü kadınların açılması oluşturuyor. Kadınlar üzerinden Avrupa’nın bütün pislikleri ilk önce kadınlara ve dolaysıyla toplumun geneline boca edilmiştir. Muasır medeniyet seviyesi kadının etek boyuna kadar indirgenmiştir. Kadını bir insan olarak değil de bir medeniyet aksesuarı olarak gören anlayış sadece bununla yetinmemiş, kadının büyük gücü olan aileyi geleneksel aile yapısından ayırarak çekirdek aile yapısına sürüklemiştir. Artık Müslüman Türk aile yapısı olan geniş aile ortadan kalkmış yerine Avrupai çekirdek aile gelmiştir. Müslümanları içten yıkmak için oluşturulan etkili yıkım halen sürüyor. Çünkü aile bozulursa toplum ayakta kalamaz. Aile dağılırsa millet olmaz. Bir toplumun millet olması için aileye sahip olması gerek.
Geleneksel Müslüman Türk aile yapımız nasıldı? Dede, nene, baba, anne ve çocuklardan oluşuyordu. İlk önce dede ve nene aileden uzaklaştırıldı. Geriye anne, baba ve çocuklar kaldı. Anne, baba ve çocuklardan oluşan aile en az dört çocuktan oluşurken tek çocuk ya da iki çocuk yeterli algısı oluşturularak artık çekirdek aile anne, baba ve bir çocuktan oluşmaya başladı. Müslüman Türk ailesi üç kişiden oluşan küçük bir yapı haline geldi. Bu küçük yapı çalışan babanın yanı sıra annenin de çalışmaya başlamasıyla nerdeyse ortadan kalkacak durumda. Çocuk okula, anne-baba çalışmaya! Ortada aile var mı? Görünürde bir ev var ve içinde bir çocuk, bir kadın, bir erkek var ama aileyi oluşturan unsurlar ortadan kalkmış durumda. Oysa Müslüman Türk aile yapısında baba çalışır, anne çalışmaz. Çünkü evin geçimi, anne ve çocukların yeme-içme-giyinme ve barıma temini babaya aittir. Anne evde çocuklarını yetiştirir. Terbiye ailenin temel taşıdır bu terbiyeyi çocuklara anne verir. Baba otoritedir. Dıştan sorumludur. Aileyi her türlü dış tehlikeye karşı korumakla yükümlüdür. Evin maddi geçimini temin etmek ve ailenin toplumsal maneviyatını oluşturmak babaya aittir. Baba evdir, anne evin içi. Müslüman Türk aileler için bu böyle.
Avrupa, içindeki tarihi hıncı dindiremediği için son kalemize son bir hamle daha yapmıştır. İstanbul Sözleşmesi’yle Müslüman Türk aile yapısının son sağlamlığı da ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Müslüman aileler dahası Müslüman hanımlar için bir şey ifade etmiyor söz konusu sözleşme. Müslüman hanımlar Müslüman’ca yaşadıkları için ilgili sözleşme umurlarında değil. Ama bir kanun olarak tehditleştirilmiş ve dolayısıyla özellikle mahkemelerde büyük sorundur. Boşanmaları artırmıştır. Söz konusu sözleşme, her ne kadar başarılı olamasa da Müslüman Türk ailesini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
İstanbul Sözleşmesi ve bağlı kanun derhal feshedilmelidir!