Ailede insanlığı unutmak

Abone Ol

İnsanlığın unutulmasını iki anlamda kullanmamız

mümkündür. Birincisi, insan olduğumuzu unutmamızdır. İkincisi de, insanlığın

gerektirdiği fazilet sahibi olma zorunluluğunu unutmamızdır. Her iki unutmanın

da sonucu, insanî kimlik açısından bir eksikliktir. İnsanın, insan olarak

yaşadığı hâlde etten kemikten yaratılmış olduğunu unutması insan olarak

bulunması gereken her yerde bir sorun nedenidir. İbadet yaparken bile

nihayetinde insan olduğunun bilinci içinde ibadet yapılabilir. Ne melekleşme ne

de insanın dışındaki varlıklardan birine benzeme şeklinde bir unutma kabul

edilebilir değildir. İnsan olmanın en tabii gereklerinden biri, insan olarak

yaratılmış olmayı unutmamak olmalıdır.

İnsanlığı unutmanın bir diğer yönü de, yaşadığımız

hayatın önümüze çıkaracağı ikili ilişkilerimiz hakkında yorum yaparken,

değerlendirirken bizim ve karşımızdakinin insanlığa muhtaç olduğunu unutma

sıkıntısıdır. İnsanlık bir fazilettir. İnsanî kimliğimiz ancak insandan

beklenen faziletlerin uygulanması ile ortaya çıkabilir. Aile içinde eşlerin

birbirlerine karşı insanlığı bir fantezi görmeleri yani insanlık yapmasa bile

eksiklik yapmamış olacağını zannetmeleri bir kayıptır. Nikâhla bir araya gelmiş

iki insanın, onları yaratan ve birbirlerine helal eden Allah tan sonra ilk

bilmeleri gereken şeyin birbirlerine karşı ilişkilerini insanî ölçülerin

belirlemesi olmalıdır. İnsanlığın unutulduğu bir ortamda İslam adına kimlik

oluşturmak ne kadar mümkündür

Ebeveynin çocuklarına karşı muamelesinde de insanlık

unutulmaması gereken ölçüdür. Çocukların nihayetinde insan oldukları, etten ve

kemikten yaratıldıkları gerçeği unutulmaması gereken birinci boyuttur. İkinci

boyut da, onlarla ilişkide insanlık gösterme zorunluluğumuzdur. İnsanlık, toplu

taşıma araçlarında birbirimize gösterdiğimiz nezaketten çok daha önce, aile içi

ilişkilerimizde kimliğimiz olmalıdır. Eşlerin birbirlerine karşı sözleri,

davranışları bu ölçüye uymalıdır. Allah ın emaneti olarak çocuk büyüten anne

babalar, anne ve babalığın bir insanlık erdemi olduğunu hiç unutmamalıdırlar

ki, İslam ve Müslümanlık üzerinden gündem yapabilme hakkımız bulunsun.

En zor örnek

Kur an ımız üzerinden bir örneği gündemimize alabiliriz.

Bir aile için en karamsar sahnenin adı olan boşama/boşanmadan söz eden Bakara

suresinin iki yüz otuz yedinci âyetini okuyabiliriz. Bu âyet, Kur an a iman

edenlerin Müslüman kimliklerine yapıştırılmış bir ayrıntı gibi unutulmaması

gereken insanlık ölçüsü vermektedir. Bu ölçüyü verirken de mü min insanı

şartsız teslim olmaya sevk eden takva ve Allah ın kullarını görmesi gibi imanın

gereği olan hakikatleri hatırlatmaktadır. Çok daha çarpıcı bir ifade ile bu

âyette, kaynama seviyesindeki suyu bile serinletebilmekten söz edilmektedir.

Önce âyeti mealinden okuyalım. Âyet, erkeğin kadını

boşamasından söz etmektedir:

Mehirlerini belirlediğiniz halde kendileriyle cinsel

ilişkide bulunmadan onları boşarsanız, kararlaştırdığınız mehrin yarısını

onlara vermeniz gerekir. Ancak kadınlar alacakları mehirden vazgeçebilirler

veya nikâhı elinde bulunduran erkekler mehrin tamamını bağışlayabilirler. Ama

sizin bağışlamanız takvaya daha uygun bir davranıştır. Aranızdaki fazileti

unutmayın. Şüphesiz ki Allah, her ne yapıyorsanız onu görendir.

Bir ailenin dağılma sürecini anlatan âyeti başlıklar

şeklinde ele alalım:

Âyet, erkeklere hitap ediyor. Bir erkek, eşini boşama

durumunda ise bir hak kullanacaktır. Bu hakkın adı boşama hakkıdır. Dikkat

edilmelidir ki bu hakkı erkeğe veren Allah Teâlâ dır. Erkek eşini boşarken, iki

durum vardır. Birincisi, eşlerin cinsel ilişkiye girmiş durumlarıdır. İkincisi

de cinsel ilişki öncesi durumlarıdır. Bu âyet, ikinci durumu izah etmektedir. O

da cinsel ilişki içinde olmamış karı kocanın boşanma durumudur. Ortada, nikâh

dışında çocuk ve benzeri ağır bağlar yoktur.

Böyle bir durumda erkeğin, nikâh akdinde konuşulan mehrin

yarısını vermesi gerekir. Cinsel ilişki gerçekleşmiş olsaydı, mehrin tamamı

kadına teslim edilmiş olacaktı. Erkek, bu durumda mehrin yarısını vermesi

mecburidir. İkramda bulunup tamamını verebilir ki, bu bir fazilettir. Gergin

anda bile terk edilmeyen bir insanlıktır. Unutulmamış bir erdemdir. Aynı şeyi

kadın da yapıp, hakkı olan yarım mehri istemeyebilir. Onunki de bir fazilettir,

erdemdir.

Bütün bunlar yapılırken âyet, önemli bir ikazı

hatırlatmaktadır: Aranızdaki fazileti unutmayın! Buradaki fazilet

kelimesini insanlık olarak kullanmak istiyoruz. Zira insanlık kavramını

kullanırken, öne çıkardığımız ve insanlığın içini dolduran kavramlardan biri de

fazilettir.

Âyet biterken, iman eden her erkek ve kadının yok

sayamayacağı bir gerçeği hatırlatıyor: Şüphesiz ki Allah, her ne yapıyorsanız

onu görendir.

İman eden için bu hatırlatma her şeyi bitiren son sözdür.

Ne yaparsan yap onu gören bir Allah a iman etmek ne demekse mü min için evlilik

gibi bir ilişkiyi bitirirken insanlığı unutmak da o kapsamdadır. Evlilik

bitirilebilir ama insanlık bitirilmemelidir ki, iman etmenin açık farkı belli

olsun.

Günlük Hayat

Bir erkek veya kadının hayatında en zor noktayı, ailenin

dağılmasını ele alarak insanlığın unutulmaması gerektiğini tekit ettik. Sıradan

günlük işlerde insanlığı nere oturtabiliriz buna göre Erkeğin kadın üzerinden

zevklerini tatminde sınırsız denebilecek kurallar koymaya kalkışmasına ya da

aynı şeyi kadının erkek üzerinde yapmaya kalkışmasını insan olmanın neresine

koyabiliriz Etten ve kemikten yaratılmış bir insan olmak ya da olgunluk ve

ahlâk sahibi olmaya mecbur eden mükerrem bir insan olmak; hangisi olursa olsun,

aile hayatında insanlığı rafa kaldırmamız mümkün değildir. İnsanlığın rafa

kaldırılabildiği yerde Müslüman olarak biz de yokuz demektir.

İnsanlığı, basit kelimelerle dillendirilebilen bir kavram

olarak da göremeyiz. Bir su rica edeyim. demek ya da, iki cümleden birine

lütfen ve benzeri filmlerde kullanılan nezaket kelimelerini ilave etmek

insanlık değildir. Giyim kuşama dikkat ediyor olmak da insanlığın bütünü olarak

gösterilemez. İnsanlığı daha yüksek yerlerde, daha hassas tavırlarda

aramalıyız.

Sabır ve vefa, bugünkü neslin insanlığını ispat

edebileceği ilk iki basamaktır. Sabırsız aile ilişkileri, sabırsız eşler, sabrı

tükenmiş anne babalar için insanlığın sürdüğünü nasıl iddia edebiliriz Bütün

incelikleri ile sabrın hakkını verebilen ve ailesinde sabırla iş görebilen

erkek veya kadının, Allah ın razı olacağı bir iş yaptığı muhakkaktır. Sabır, en

büyük ecir kaynaklarından biridir. Ailede sabır olmayacak da nerede olacak

Şüphesiz, eşinin sıkıntılarına sabredebilen, çocuk yetiştirmenin peygamberleri

ağlatan meşakkatlerine sabredebilen anne/baba ibadet icra etmiştir. Karşılığını

cennette bulacağı bir iş görmüştür. Salih amel yapmıştır. Bunları tartışmaya

mecal yoktur. Aynı zamanda da tam anlamıyla bir insanlık göstermiştir. Çünkü

insanlık sözle doldurulur bir balon değildir. Bilakis insanlık, işle ve tavırla

ispat edilir bir kimliktir. Sabır da o karakterin en açık okunur

uygulamalarındandır. Ailesinde sabreden için bunları söylemek hakkımızdır. Onu

aile pratiğine uygulayamayan ise her şeyden önce insanlığı unutmuştur.

Vefayı da bu gözle görebiliriz. Evlilik öncesinden

başlayan sözlere karşı insanın kendisini borçlu hissetmesi bir vefa

uygulamasıdır. İyiliklere karşı iyilik yapma hissi taşımak vefadır. Bir hatayı

kırk doğruyu imha edecek çapta görmemek vefadır. Vefa da insanlıktır. Dünü

silen bugün, kötü gündür. Zor günlerin sadakatini yok saydıran sonradan görme

zenginlik gibi arızî gelişmelere esiri olmak vefa dışında kalmaktır. Vefasız

kalan insanlıktan uzak kalmıştır. İnsanlıktan uzak kaldıktan sonra ne tesettür

ne de sakal Müslümanlık mührü değildir artık. İslam, insanlara inmiş bir

dindir. İnsanlık üzerinde en güzel nimetlerini gösterir İslam.

Sadece sabır ve vefa değil

Elbette sadece sabır ve vefa ile insanlığımızı ispat

edemeyiz. Dinimizin bize ahlâk olarak öğrettiği her şey aynı zamanda

insanlığımızdan bir parçadır. Dinimiz bizi infaka, ihsana, şecaate, ihlasa

davet etti ise bunlar bizim insanlık değerlerimiz demektir. Ailede veya insan olarak

bulunduğumuz her yerde önceliğimizin ne olması gerektiğinden söz ediyoruz. Yani

insanlığımızdan söz ediyoruz. Onu kaybeder veya yer yer unutursak,

Müslümanlığımız bizde kökleşecek yer bulamayabilir.

İnsanın en muhtaç olduğu zamanlarında şehvet ateşini

söndürdüğü huzur kaynağını daha sonra hor görmesi vefadan uzak kalmaktır. Çocuk

gibi büyük bir nimete kavuştuğu vesileyi görmezden gelmesi hatta çocuğu alıp

ona ulaştığı vesileyi tepmesi reddedilecek bir iştir.

Başkasından beklediğimiz insanlığı kendimizde bir köşeye

itemeyiz.