Aile meclisleri

Abone Ol

Yeni evlenen bir çift gördüğümüz zaman hepimizin, özellikle büyüklerimizin vereceği nasihatler her zaman için vardır. Eşlerin birbirlerinden bekledikleri, dinimizin o yuvadan bekledikleri, mutluluk için yapılması gerekenler...

Oysa maalesef daha ilk baştan bir sıfır yenik başlıyoruz mutluluğa. Çünkü birbirimizi görmüyoruz. Başköşeye oturttuğumuz ifsat kaynağı televizyonlarımızla, ellerimizden bırakmadığımız, zaman zaman yoğunluğundan şikâyet ettiğimiz halde yine de kopamadığımız telefonlarımızla, sosyal medyadan bir an olsun ayrılmamak için bağlı kaldığımız hesaplarımızla gözümüzü de gönlümüzü de kör etmişiz.

Yıllardır evli olanların da kendi boylarında çocukları olanların da yeni evlenenlerin de muzdarip olduğu bir şey bu. Yapamıyoruz, ailemiz günden güne dağılıyor ve biz toparlayamıyoruz. Saatlerce aynı evin içinde olup birbirimizi görmüyoruz. Aynı odada çay içip göz göze gelmiyoruz. Kimimiz işinde, kimimiz okulunda, kimimiz konu komşu oturmasında… Hep bir meşguliyet, hep bir koşturmaca, her birimizin hayatında fazlasıyla karmaşa...

Oysa ne sözler vermiştik yuvalarımızı kurarken. Ne umutlar büyütmüştük yavrularımızı kucaklarken. Bu sistemin acımasız çarkları bizi hiç içine almayacak sanmıştık. Herkesin imrendiği gıpta ettiği bir huzurun sahibi olacağımıza inanmıştık. Ama biz de herkes gibi esir olduk kalabalıklar içindeki yalnızlığa...

Evet, her şeyimiz gibi aile hayatlarımız da gitgide Batıya benzemeye başladı. Birbirinden habersiz, herkes kendi hayatını yaşamayı marifet saydı. Annelerimizin tüm gün evde ne yaptığından haberimiz olmadı. Babalarımızın işinde nasıl yorulduğu umurumuzda olmadı. Çocuklarımızın okulundaki olumsuzluklar kulağımıza bile gelmedi. Evet, akşamları hep beraber oturmaya çalıştığımız bir soframız oldu ama yine de o sofraya konan tabakları sevgimiz doldurmadı. Çünkü bir gözümüz televizyonda, bir gözümüz telefonda, aklımız ise gündüz halledemediğimiz işlerimizde kaldı. Öyle olunca yemekler lezzet vermedi, karnımız da gönlümüz de doymadı.

Genel hatlarıyla çizilen bu tabloda hepimiz bir parça kendimizi bulduk değil mi Günden güne nasıl birbirimizden uzaklaştığımız, nasıl koptuğumuz gözümüzün önüne geldi. Sevgi dolu, gülen gözlerle birbirimize bakamadığımız her gün, işten gelen babamızı coşkuyla karşılayamadığımız her gün, “Üç kere anne hakkı” diyerek dikkat çekilen annemizin hatırını sormadığımız her gün, okulundan gelen yavrumuzun yaşadıklarını hafife almadan, en az onun kadar coşkuyla dinlemediğimiz her gün... Ve bizi birbirimizden ıratan tüm sebeplere gözlerimizi kapatıp da yalnızca birbirimizin gözlerinin içinde bakmadığımız her akşam soframızın bizi nasıl mutsuzluğa ittiğini hissettik.

Peki, çok mu zor gerçek bir aile olabilmek Çok mu zor boşanmaların böylesine arttığı ve basitleştirildiği bu zamanda birbirine sımsıkı kenetlenebilmek Elbette değil. İşler ne kadar çığırından çıkmış gibi görünse de adım atmak ve dışarının tüm olumsuzluklarını evimize girdiğimiz zaman unutmak mümkün. Çok değil, yapacağımız ufak tefek değişikliklerle gerçek mutluluğu yakalamak mümkün...

Mesela muhakkak ama muhakkak herkesin müsait olduğu bir gün belirleyerek ve haftada birkaç saati birbirimize ayırarak ilk adımı atabiliriz. Evin babasının yürüteceği olağanüstü bir meclis olacak bu. Kurallar basit; en küçüğüne varana kadar tüm aile üyeleri içeride ama telefonlar dışarıda olacak. Sevgi saygı içeride ama televizyon ve bilgisayar dışarıda olacak. Muhabbet içeride ama günün yoğunluğu dışarıda olacak. Tüm bir haftanın yorgunluğunu attığımız ve herkesin bir hafta boyunca yaşadığı şeyleri, dertlerini sıkıntılarını paylaşabileceği bir meclis kurulacak o gün. Tüm arkadaşlarımız, akrabalarımız bilecek ki o gün o saatlerde biz ailemizle sohbetteyiz. Dışarıya çıkamaz, telefonumuza bakamayız. Çayını demler, kuruyemişlerini hazır ederiz muhabbet meclisimizin. Herkes mutludur, huzurludur. Mutsuz olan varsa da el birliğiyle mutlu edilir. Yüzler güleçtir, gözler ışıltılıdır. Dört duvardan ibaret olan ev tam bir neşe kaynağı olmuştur.

Herkese söz verilir, herkes konuşur. Ne mutluluğu dışarıda aramak kalır böyle olunca ne özgüven eksikliği. Kimse küs kalamaz birbirine. Kimse somurtkan duramaz gözler kendine yönelince. Her şey masaya yatırılıp sıkıntılar giderilince, herkes birbirinden beklentisini özenle dile getirince daha güzel olur hayatımız, daha sıcak olur yuvamız.

Evet, teknoloji ve hayat koşturmacasının bizi esir aldığı dünyamızda haftada birkaç saatimizi yuvamız için ayırmak çok da zor olmasa gerek. Elbette bu yeterli olmayabilir cennete götürecek bir yuva için.

Ama ilk ve çok büyük bir adım olacağı mutlaktır...