Aile kurumsal bir yapıdır

Abone Ol

AİLE, dünyanın ilk kurumsal yapısıdır. İlk aile reisi Adem’dir (A.S.). İlk anne de Havva validemiz! Çocukları ile birlikte “ilk aile”yi oluşturdular. Dünya onlardan çoğalıp bugünlere geldi. Aile diğer müesseselerden daha “özel” bir konuma sahip! Sıcaklık, samimiyet, birbiri için yaşama, saygı, sevgi, fedakârlık, vefakârlık gibi insanî duyguları ideal olarak ancak aile ortamında yaşatabiliriz. Bu insanî duygular, aile fertlerini birbirine sapasağlam bağlı ve kopmaz noktaya getirir. Aile kurumu toplumun temelidir.

Bir yapıda temel ne kadar sağlam olursa, binanın o oranda dirençli olacağı gibi; toplumun sağlamlığı için de aile öyledir. Bu yüzden, bir toplumu yıkmak isteyenler, ilk önce aile kurumunun çözülmesinden işe başlıyorlar. Aileye güç veren insanî duyguları köreltmeye çalışıyorlar. Aileyi güçlendirmek için, önce ailenin “kurumsal bir yapı” olduğunu dikkate almak zorundayız. Anne, baba, çocuklar… Aile fertlerinin bu kurumsal yapı içinde ayrı ayrı görev, yetki ve sorumlulukları var. Bu görev ve sorumluluğu ise, Rabbimiz takdir etti. Allah Resulü (S.A.V.) ideal aile kurumunun nasıl yürümesi gerektiğini yaşayarak gösterdi. Çok evlilik yapmasına rağmen Allah Resulünün (S.A.V.) aile hayatında bir pürüz ve noksanlık yoktur. Aile kurumuna güç ve sağlamlık kazandıran ise, ahlâkî ve manevi değerlerimizdir. Sağlam aileler, temiz nesiller oluşturmak istiyorsak, uzun süredir bıraktığımız değerleri yeniden kazanmak zorundayız. Batılı norm ve ölçülere özenerek İslâm’ın özlenen aile örneğine ulaşamayız!

EN GÜVENİLİR LİMAN

İSLÂMÎ toplum yapısında hiç kimse sahipsiz ve kendi haline bırakılmış değildir. En büyük eksikliğimiz, ideal örnekleri ile İslâm’ı tanımayışımız! Allah, insana yüklediği görev ve sorumlulukla, istisnasız bütün insanları birbirine emanet etmiştir. Hatta İslâm toplumu içinde yaşayan gayrimüslimler bile bu nimetten faydalanırlar. “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” prensibinin içine gayrimüslim komşular da girer. Ana, baba, çocuklardan oluşan çekirdek ailede bireylerin birbirine karşı görev ve sorumlukları bellidir. Bunun dışında çeşitli vesilelerle iletişim halinde olduğumuz, karşılaştığımız insanlara karşı da sorumluluklarımız var. Bu anlamda Nisâ Suresi, 36. ayeti anlamaya çalışalım:

Rabbimiz burada; “Allah’a itaat edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın” buyurduktan sonra, “Yardım ve ihsan etmemizi istediği” 9 sınıfı sayar:

“1. Anne, baba;
2. Akrabalar;
3. Yetimler;
4. Yoksullar;
5. Yakın komşular;
6. Uzak komşular;
7. Yakın arkadaşlar;
8. Yolcular;
9. Elinizin altında çalıştırdığınız kişiler.”
Ayetin sonu şöyledir: “Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”

Şimdi düşünelim: Allah, şartlarına göre, her insanı 9 sınıf insana karşı sorumlu tuttu. İnsanları birbirine emanet etti; birbiri için yaşamalarının yolunu açtı. Hepimiz bu 9 sınıfa karşı görevimizi yapsaydık; aç, açık, sahipsiz, işsiz, kapısı açılmayan tek insan kalır mıydı?

AİLE KÖK HÜCREDİR

AİLE, toplumun kök hücresidir. En sağlam yapı taşıdır. Ailenin bir “kurum” olduğunu unutmamalıyız. O kurumun fertleri görevini hakkıyla yaparsa, huzur ve mutluluğun zirvesini yaşarlar. Evleri cennetten bir köşe haline gelir. Mehmet Akif, mutlu aileyi şöyle anlatır:

“Hayat-ı aile’ ismiyle bir maişet var;
Saadet ancak odur… Dense hangimiz anlar?
Hayat-ı aile dünyada en safalı hayat,
Fakat o âlemi bizler tanır mıyız? Heyhat!
Sabahleyin dolaşıp bir kazanca hizmetle,
Evinde akşam otursan kemal-i izzetle;
Karın, çocukların, annen, baban, kimin varsa,
Dolaşsalar, seni kat kat bu haleler sarsa;
Saray-ı cenneti yurdunda görsen olmaz mı?
İçinde his taşıyan kalp için bu zevk az mı?”

Aile bir toplumun “özel”idir. Türkiye aile yapısı, milletimizin inanç ve kültürel yapısına uygun olmalıdır. Aile kurumu özgünlüğünü koruması için dış müdahaleye kapalı tutulmalıdır. Batıcılık, modernizm gibi uçuk gerekçeler ile aile kurumunu müdahaleye kalkışırsanız, özgün yapınızı koruyamazsınız! Fuhuş, zina, uyuşturucu, boşanmalar, intiharlar, cinayetler günlük olaylar haline gelir. Türkiye aileyi korumak, güçlendirmek istiyorsa, AB Uyum Yasaları vb. yöntemlerle aile yapımızı bozan kanunları değiştirmek zorundadır. Meselâ, inancımızda “aile reisi erkek”tir. AB Uyum Yasaları, “Kadın ve erkek aileyi birlikte yönetirler” noktasına getirmiştir. Özgün yapımıza dönülmelidir. “Aile” mutlaka müessese (kurumsal yapı) olarak ele alınmalı, bu kutsal kurumun “özgünlüğü” korunmalıdır. Aile saadetini ancak böyle sağlayabilirsiniz.