Gündem

AİHM’in Lozan’ı çiğneyerek Rum papazlara arka çıkmasını gündeme taşımıştık…İyi ki taşımız… Etki ajanları Rumlar için devreye girdi

Lozan Antlaşması’na uygun olarak, Rum din adamlarının Rum Cemaat Vakıfları’nın yönetimlerine seçilmesine izin vermeyen Ankara’nın bu uygulamasını, Avrupa’ya şikayet eden Rum papazlara, AİHM’den de destek gelmişti. Türkiye’de kendileri için istedikleri ayrıcalıkları Yunanistan’daki Türk azınlığa çok gören Rumlara geçilen bu iltiması, gazetemiz ‘AİHM’i de arkasına aldı altı altımızı oyuyor’ manşetiyle gündeme taşımıştı.

Abone Ol

AİHM’nin bu çifte standartını gündeme taşıyan gazetemizin manşetinin haklılığını cevap akademisyen kisvesine sığınarak, Türkiye düşmanlarına hamilik eden, etki ajanı eski Pentagon çalışanı Michael Rubin’in açıklamlaarı teyit etti. Rubin, “İstanbul’daki tarihi mekanlar üzerindeki Türk yönetiminin ve egemenliğinin tanınmasını sorgulamalıdır.” diyerek Rumlara arka çıktı.

“TÜRKİYE’NİN EGEMENLİĞİ SORGULANSIN” DEDİ

ABD‘li isimlerden Türkiye’ye yönelik küstah açıklama ve tehditleri sürüyor. Diplomat, ve akademisyen kisvesine sığınarak Türkiye’ye akıl verme cüretin yeltenen etki ajanı Michael Rubin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Rumlara yapılan “kıyağa’ arka çıkarak Türkiye’ye daha sert davranılmasını istedi. Sözde akademisyen özde provokatör, Rubin ‘Eğer Türkiye, Yunan topluluğunun kendi din adamlarını, giriş vizelerinde müdahaleler veya keyfi kısıtlamalar olmaksızın atamasına izin vermezse, Amerika Birleşik Devletleri yaptırımlarla yanıt vermeli ve İstanbul’daki tarihi mekanlar üzerindeki Türk yönetiminin ve egemenliğinin tanınmasını sorgulamalıdır.

DAHA ÖNCE PENTAGON’DA ÇALIŞMIŞTI

“Ürdün’ün Kudüs’teki Vakıf yöneticilerini finanse edip atadığı gibi, Amerika Birleşik Devletleri de benzer bir mekanizmayı tanımalıdır ki Fener Rum Patrikhanesi Ayasofya’yı, Zoodohos Pigi Manastırı ve Kilisesi’ni ve Heybeliada Ruhban Okulu’nu atayabilsin ve yönetebilsin.” diye saçmaladı. Türkiye karşıtı yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin destekçisi olan Rubin, “”Eğer Türkiye gerçekten diplomatlarının ve ABD’nin mevcut Türkiye Büyükelçisi’nin iddia ettiği gibi hoşgörülü bir demokrasi ise, darbe yıldönümünde bu konuları tartışmak üzere Türkiye’ye gelirim. Bu, ABD Büyükelçisi’nin konutundan canlı yayınlanacak iyi bir tartışma olurdu.” diyerek kin kustu.

AZINLIKLAR ÜZERİNDEN YENİ MÜDAHALE ARAYIŞI

Rubin’in açıklamalarını gazetemize değerlendiren Müstafi Tümamairal Cihat Yaycı “Michael Rubin’in ABD Kongresi’nde yaptığı son açıklamalar, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdidin yalnızca askerî veya ekonomik değil, aynı zamanda tarihî ve jeopolitik bir mahiyet taşıdığını bir kez daha göstermiştir. Rubin, Türkiye’nin kendi toprakları içerisindeki dinî kurumlar üzerinde sahip olduğu egemenlik yetkisini sorgulamakta, ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamasını önermekte ve İstanbul’daki bazı tarihî ve dinî mekânlar üzerindeki Türk egemenliğinin tartışmaya açılmasını istemektedir. Bu açıklamalar basit bir din özgürlüğü tartışması değildir. Bu açıklamalar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik haklarına yönelik açık bir müdahale çağrısıdır. Öncelikle Michael Rubin’in kim olduğuna bakmak gerekir. Rubin herhangi bir akademisyen veya gazeteci değildir. Uzun yıllar Pentagon bünyesinde görev yapmış, ABD’nin Irak işgali sonrasında yürüttüğü politikaların içerisinde yer almış, Amerikan güvenlik bürokrasisi ve savunma çevreleriyle yakın ilişkiler içerisinde faaliyet göstermiş bir isimdir. Halen Amerikan dış politikasında etkili olan düşünce kuruluşlarında çalışmalarını sürdürmektedir.” dedi.

EN ETKİLİ MÜDAHALE ARAÇLARINDAN BİRİ “AZINLIKLARIN KORUNMASI”

Yaycı “Amerika Birleşik Devletleri’nde düşünce kuruluşları yalnızca akademik araştırma merkezleri değildir. Özellikle savunma ve dış politika alanında faaliyet gösteren birçok kuruluş, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, istihbarat kurumları ve Kongre arasında fikir üretimi sağlayan stratejik merkezler olarak çalışmaktadır. Bu kuruluşlarda üretilen raporlar ve tezler çoğu zaman ilerleyen yıllarda devlet politikalarına dönüşebilmektedir. Bu nedenle Rubin’in açıklamalarını münferit bir görüş olarak değerlendirmek mümkün değildir. Asıl dikkat çekici olan ise ileri sürülen taleplerin mahiyetidir. Rubin’e göre Türkiye, Fener Rum Patrikhanesi’nin din adamlarını istediği şekilde atamasına izin vermeli, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmalı, çeşitli vakıf ve dinî mülklerin yönetiminde farklı düzenlemeler yapmalı; aksi takdirde ABD yaptırım uygulamalıdır. Daha da önemlisi, Türkiye bunu yapmazsa İstanbul üzerindeki bazı tarihî ve dinî mekânlar üzerindeki Türk egemenliğinin sorgulanabileceğini ima etmektedir.” diye konuştu. İşte bu noktada tarih devreye girmektedir. Osmanlı Devleti’nin son iki yüzyılında büyük devletlerin en etkili müdahale araçlarından biri “azınlıkların korunması” meselesi olmuştur.

“OSMANLI DEVLETİ’NİN İÇ İŞLERİNE MÜDAHALE ETMİŞLERDİR”

“Rusya Ortodoksları, Fransa Katolikleri, İngiltere Protestanları, çeşitli Avrupa devletleri ise farklı cemaatleri koruma bahanesiyle Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmişlerdir” diyen Yaycı “Başlangıçta dinî özgürlük ve insan hakları söylemiyle ortaya çıkan bu müdahaleler zamanla siyasî ayrıcalıklara, ekonomik imtiyazlara, kapitülasyonlara ve nihayetinde ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesine dönüşmüştür. Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde kullanılan en etkili araçlardan biri tam olarak buydu. Bugün kullanılan dil değişmiştir. Ancak yöntem büyük ölçüde aynıdır. Önce uluslararası baskı oluşturulur. Ardından iç hukuk düzeninin değiştirilmesi talep edilir. Sonra yabancı denetim ve müdahale mekanizmaları gündeme getirilir. Nihayet egemenlik tartışmaya açılır. Rubin’in açıklamaları da tam olarak bu zincirin bir parçası olarak görülmelidir.” dedi.

HİÇBİR YABANCI KURULUŞ DÜŞÜNCE MERKEZİ TÜRKİYE’NİN EGEMENLİK HAKLARINI SORGULAYAMAZ

Yaycı değerlendirmesinin devamında “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye’deki bütün vatandaşlar din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir. Ancak hiçbir devletin, hiçbir yabancı kuruluşun ve hiçbir düşünce merkezinin Türkiye’nin egemenlik haklarını sorgulama yetkisi yoktur. Türkiye’nin hangi vakfın nasıl yönetileceğine, hangi din adamının hangi usulle atanacağına veya kendi toprakları üzerindeki tarihî eserler konusunda nasıl karar vereceğine yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti karar verir. İstanbul’un egemenliği tartışmaya açık değildir. Ayasofya’nın statüsü tartışmaya açık değildir. Türk egemenliği tartışmaya açık değildir. Tarih göstermiştir ki, egemenlikten verilen küçük tavizler zamanla çok daha büyük taleplerin önünü açmaktadır. Bu nedenle mesele bir okul meselesi değildir.” ifadelerini kullandı.