YAKLAŞIK 1432 sene
önce Medine önlerinde çok zorlu bir savaş cereyan ediyordu. Bir yanda o devrin
şartlarına göre çok güçlü ordular, bir yanda bir avuç Müslüman vardı. Kur ân-ı
Kerim de Ahzâb Suresi nde bazı safhaları haber verilen bu savaş esnasında Müslümanlar
çok bunalmıştı. Düşmanlarına karşı önceden tedbir alıp şehrin koruması en zayıf
kısmına hendek kazmışlardı. Ama gözlerini bir an kırpsalar düşman hendeği
geçebilirdi. Bu bakımdan gözlerine uyku girmiyordu. Üzerlerine durmaksızın
yağmur gibi ok yağıyordu. Bazı anlarda birkaç dakika bile ayakta duracak fırsat
bulamıyor, başlarını kaldıramıyorlardı. Bu bakımdan namazların kazaya kaldığı
oluyordu. Bu yetmezmiş gibi, bir de arkadan hançerlenmişlerdi. Beni Kurayza
Yahudileri, müşterek vatan Medine yi müdafaa etmek yerine, Müdafileri arkadan
vuruyorlardı. Müslümanların Medine de bıraktıkları korumasız vaziyetteki
ailelerine saldırıyorlardı. Bu yüzden Müslümanlar zaman zaman yüksekçe tepelere
çıkıyor, evleri yerinde duruyor mu diye Medine tarafına endişe ile
bakıyorlardı.
Günümüzde hiziplerin çakal sürüsü gibi İslâm diyarına
üşüşmesi gibi, o zaman da Müşrikler ve Yahudiler el ele vermiş, fırsat bu
fırsat diyerek Müslümanlara öldürücü darbeyi vurmak üzere ittifak etmişlerdi.
Ehâbişler 4000 kişiyle, Kureyş Müşrikleri 2000 kişiyle Süleym Oğulları 700
kişiyle gelmişti. Esed oğulları, Fezâre oğulları, Eşca kabilesi, Mürre
oğulları, Kinaneler, Sakifler, ne kadar eli kılıç tutan varsa bu ittifakta
yer almışlardı. Hayber Yahudileri ve Benî Nadir Yahudileri bu ittifaka lojistik
destek sağlıyorlardı. Dediğimiz gibi Beni Kurayza Yahudileri de bu şer
ittifakı na dâhil olmuştu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de münafık belâsı
ortaya çıkmıştı. Bunlar uyduruk bahanelerle birer birer savaş meydanından
sıvışıyorlardı. Ahzâb Suresi nde münafıkların bu tavrı bizlere şöyle haber
veriliyor:
Onlardan bir grup da demişti ki: Ey Yesribliler
(Medineliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün! İçlerinden
bir kısmı ise, Gerçekten evlerimiz emniyette değil diyerek Peygamberden izin
istiyordu. Oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı arzuluyorlardı.
(Ahzâb / 13).
Tabansız münafıklar gitti. Bir avuç Müslüman, Kâinatın
Sultanı na, Kâdir-i Mutlak olan Allahu Azimüşşân a sığındılar. Peygamber
Efendimiz (A.S.M.) şöyle dua etti:
Ey Kitabı (Kur ân ı) indiren, hesabı en çabuk gören,
kavim ve kabileleri bozguna uğratan Allah ım! Şu kabileleri de hezimete uğrat!
Sars onları Allah ım! Onlara karşı bize yardım et!
Allah ım! Sen bu bir avuç Müslüman ın helâkini dilersen,
artık Sana ibadet edecek kim kalır
Bu duanın akabinde Cebrail Aleyhisselâm geldi ve düşman
ordusunun estirilen rüzgâr ile perişan edileceğini müjdeledi. Melekler ordusu
da tıpkı Bedir de olduğu gibi atlı süvariler, yiğit muharipler şeklinde yardıma
gelmişti. Cenab-ı Hakk ın kudreti sonsuzdu. Askerleri hadsiz hesapsızdı.
Allah ın gücü ve kudreti karşısında kim dayanabilirdi Nitekim öylesine bir
rüzgâr esti ki Müşriklerin çadırlarını başlarına geçirdi. Ortalık toz duman
oldu. Neticede bütün düşman askerleri 23 günün sonunda Medine önünden kaçtılar.
Peygamberimizin (A.S.M.) düşman hakkında bilgi almak üzere gönderdiği Hz.
Huzeyfe (A.S.), yolda melekler ordusu ile karşılaştı. Kendisine şöyle
diyorlardı: Sahibine haber ver. Allah, düşman askerlerine karşı ona kâfi
gelmiştir. Ahzâb Suresi nin 9. ayetinde bu İlâhî yardım şu şekilde bizlere
haber verilmektedir: Ey iman edenler! Allah ın size olan nimetini hatırlayın:
Hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin
görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah da ne yaptığınızı çok iyi
görmekteydi.
Günümüzde daralan, bunalan bütün kalplere, bilhassa
Müslüman ülkelerin idarecilerine; etrafı çepeçevre kuşatan düşman birliklerine
karşı Allah a güvenip dayanmayı hatırlatırız.