Adı, Özlem Serenli.
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı Sosyal Birim
Başkanı.
Özlem Hanım geçtiğimiz günlerde Bosna Hersek e gitti.
Karayoluyla.
Bosna Hersek e karayolu ile gidilirken vize alma
zorunluluğu var, Özlem Hanım da öyle yaptı ve yola çıktı.
Buraya kadar bir sorun yok.
Dilerseniz gerisini Özlem Serenli den dinleyelim;
Tam Sırbistan sınırına geldik. Bir sürprizle, daha doğrusu
bir şokla karşılaştık. Sınırda görevli Sırp yetkililer, Sınırdan geçemezsiniz.
Siz Kosova üzerinden geldiniz, oysa biz Kosova yı tanımıyoruz. Sırp
topraklarından geçmeniz için yapmanız gereken tek şey var, o da Kosova değil
Karadağ üzerinden gelmeniz dedi bize.
Özlem Hanım ve beraberindekiler çaresiz dönerler ve
araçları ile Karadağ üzerinden Sırbistan a giriş yaparlar.
Bosna Hersek yolunda Özlem Serenli ve beraberindekileri
daha büyük bir şok beklemektedir.
Vakit gece yarısı olmuştur ve kullandıkları özel araç
bozulur.
Hem de dağ başında bir köyde
Özlem Hanım anlatmaya devam ediyor;
Gece saat 3,5 ve bir dağ köyünde öyle kalakaldık. Bu köy
de öyle bir köy ki ne Sırbistan a ait ne de Kosova ya. İkisinin arasında kalan
bir köy. Hatta daha sonradan öğreniyoruz ki, buradaki güvenlik mensupları Sırp
ama maaşlarını Kosova dan alıyor. Böyle de ilginç bir durum. Neyse, aklımıza
ilk gelen aracımızla ilgili şirketi aramak oldu. Ama oradan da, Biz
bulunduğunuz bölgeye hizmet veremiyoruz denmesin mi Oysa bahsettiğim şirket,
uluslararası çok büyük bir şirket ve bulunduğumuz bölge de bir bakıma o
şirketin yer aldığı ülkenin neredeyse arka bahçesi gibi Bu halde bile, Size
yardım edemeyiz dediler. Elimiz kolumuz bağlandı. Bizim yolumuza devam etmemiz
için aracın o parçasının hemen bize ulaşması gerekiyor.
Aklımıza o an bizim Dışişleri Bakanlığı Çağrı Merkezi
geldi. Öyle ya, Dışişleri Bakanlığı Çağrı Merkezi başka ne zaman lazım
olacaktı, şimdi olmayacaktı da Amerika, dünyanın neresinde olursa olsun, zorda
kalan, müşkül durumda olan vatandaşlarına nasıl sahip çıkıyorsa, tek bir
vatandaşı için seferber oluyorsa, bizim Dışişleri Bakanlığı nın da elini buraya
uzatacağı fikrinden hareket ederek Dışişleri Bakanlığı Çağrı Merkezi ni aradım.
Çağrı Merkezi ndeki ilgiliye, çok zor durumda olduğumuzu,
Kosova ve Sırbistan sınırında bir köyde kaldığımızı, aracımızın bozulduğunu ve
bölgeye en yakın Türk konsolosluğuyla irtibata geçmelerini rica ettim.
Telefondaki ilgili, önce sesimi duymazdan geldi. Aynen Muhsin Yazıcıoğlu nun
helikopter kazasında, gazeteci İsmail Güneş in Çağrı Merkezi ile konuşması
gibi Hanımefendi biraz bekler misiniz .. Tam olarak neydi sorun, acaba ..
Hemen not almaya çalışıyorum Sesiniz parazitli geliyor, bir kez daha tekrar
eder misiniz gibi oyalama taktikleri ile karşılaştım. Ekipte ve bende
moraller sıfırlandı.
O arada tabii hatırladığım zaman hâlâ tüylerimi diken
diken eden bir sahne yaşandı, aracın dışında. Kılık kıyafetlerinden hiç de
tekin olmadıkları anlaşılan birtakım guruplar aracımızın çevresinde dolaşmaya
başladılar. Oysa bu bölge tam da mafyanın, denetlenemeyen bazı toplulukların
olduğu bir bölge imiş. Korkudan, endişeden ne yapacağımızı şaşırdık kaldık Cep
telefonumuzun şarjı da bitme noktasına geldi
Bu faraşama, kaos ortamı devam ederken, saat sabah
04:00 e geliyor.
Özlem Serenli Hanım ve beraberindekiler, çevrelerinde eli
silahlı garip insanların dolaştığı bir ortamda ne yapacaklarına karar
veremezken, çaresiz öylece beklerken, ilginç bir gelişme yaşanıyor;
Çevre sakinlerinin, hemen yakında bulunan kiliseden
çıktıklarını görüyorlar. Bunların arasında resmi polisler de vardır.
Son bir hamle ile bir Sırp polise de durumu aktarıyorlar,
umutsuzca.
Fakat birden sanki karanlık dağılıyor, yerini umutlara
bırakıyor.
O andan itibaren sürdürülen görüşmeler neticesinde araç
için gerekli yedek parça getiriliyor ve yollarına devam ediyorlar.
***
Hikâye bitti mi burada Hayır.
Özlem Hanım, Türkiye ye döndükten sonra olayın peşini
bırakmadı. Dışişleri Bakanlığı nezdinde gerekli girişimlerini yaptı.
Özlem Serenli, olayın kendisine en fazla dokunan yanını
da şöyle anlattı; Stratejik derinlik dendi, tüm komşularımızla sıfır sorun
dendi, onurlu dış politika dendi, peki nerede bunlar Türkiye Cumhuriyeti zorda
kalan, darda kalan bir vatandaşına böyle mi sahip çıkıyor Bunun da ötesinde
hemen her fırsatta, her platformda büyük reklâmları yapılan Çağrı Merkezi niçin
gerektiği gibi çalışmıyor
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve yardımcısı Naci Koru
bu yaşananlardan haberdar mı, acaba
ÜSAME NİN HATIRLATTIKLARI
Milli Gazete nin dünkü sayısında Timuçin Mercanoğlu
imzalı son derece çarpıcı bir haber vardı; Suriyeli 100 aile, İstanbul
Bayrampaşa Otogarı arkasındaki boş bir araziye kurdukları çadırlarla adeta
çadırkent görünümü oluşturmuştu. Suriyeli aileler, zabıta ekipleri tarafından
çadırlarından çıkartıldı. Çadırlar ile yatak ve battaniyeler ateşe verilirken
Suriyeli aileler de otogarın içerisindeki Hızır Camii nin avlusunda toplandı.
Zabıta ve emniyet ekiplerinden alınan bilgiye göre, Suriyeli aileler
Şanlıurfa daki mülteci kamplarına gönderildi.
Yürekleri dağlayan bu fotoğraflar karşısında ne
diyeceğimi şaşırdım.
Son dönemlerin en dikkat çekici haberine imza atan, olayı
araştıran Timuçin Mercanoğlu ile de konuştum.
Orada gördüğüm, tek kelime ile çaresizlikti dedi
Timuçin.
***
Bir başka sayfa
Biliyorsunuz, uzun süredir İstanbul tam anlamı ile
Dilenci Memleketi ne döndü.
İstanbul un tüm semtlerinde, hemen her köşe başında
Suriyeli dilencilere rastlamak mümkün.
Bu insanların yakın-uzak bir planda ne olacaklarını,
nasıl bir çözüme kavuşturulacağını bilen varsa beri gelsin!
Ama ben başka bir şeyden söz etmek istiyorum;
Geçenlerde berberde tıraş olmak için koltuğa oturduğumda,
dükkân sahibi, Abi, Arapça biliyor musunuz dedi.
Bön bön baktım yüzüne, Neden sordun dercesine
Nedenini 10 saniye sonra anladım; beni tıraş eden
Suriyeli genç Usame idi
Buradan bir çağrı yapmak istiyorum;
Biliyorum, çoğunuz, Bizde zaten işsizlik had safhada bir
de yabancıları nasıl istihdam edelim diyecek.
Ama 100 binden fazla kaçak Ermeni nin çalıştığı, bunun
idare edildiği bu memlekette en azından zanaat sahibi Suriyeli gençlere
-idareten de olsa- esnafımız sahip çıkamaz mı
NOT: Bugün 30
Nisan 2014, Çarşamba 1) Emekliler yılda 15 20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam
ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli nasıl geçineceğim diye feryat
ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 den bu yana verdiği yeni
ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan,
yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci
Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!