Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) ile Babanzâde Ahmed Naim
Efendi nin (1872-1934) mezar ziyareti üzerinden dinin anlaşılması ve
yaşanmasına dair münakaşasını hatırlamanın yeridir. Yahya Kemal gibi bir şair
ile Babanzâde gibi bir hadis âlimin mezarlık ziyareti konuşundaki münakaşası da
ne ola ki diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Malum, Yahya Kemal eski şiirimizin, eski kültürümüzün
rüzgârıyla bozgun zamanlarında fetih düşleri gören bir şairimiz. Türkçemizin
son yüzyıldaki yüz aklarından biri. İstanbul u her yıl, fethin müyesser olduğu
o bereketli günlerde, surlarda gezerek yeniden ama yeniden fetheden, kendisini
Hazret-i Fatih in ordusunda bir nefer olarak hayal eden bir şairimiz.
Süleymaniye de Bayram Sabahı, Atik-Valde den İnen Sokakta, Koca Mustâpaşa,
Ziyâret gibi şiirleriyle dinî hissiyata tercüman olmuş bir edibimiz.
Ahmed Naim Efendi ise, Cumhuriyetin Osmanlıdan tevarüs
ettiği büyük bir hadis âlimi. Keşke hep hadîs ilmiyle uğraşsaydım. diyecek
kadar hadîs sevdalısı bir âlim. Sahîh-i
Buharî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih in Türkçemize kazandırılması konusunda ilk
adımları atan âlimimiz. Ömrü ancak ilk iki cildini neşretmeye yeten Naim
Efendi nin yarım kalmış işini Kâmil Miras merhum tamamlar. Babanzade, Mehmet
Akif in yakın arkadaşlarından. O kadar ki, Akif, Babanzade yi Ashâb-ı kiramdan
sonra en çok sevdiğim kişi olarak niteliyor.
Bu iki büyük zât, Yahya Kemal in İstanbul un fethine ve
Ebu Eyyûb el-Ensârî nin (ra) kabrinin bir ziyaretgâh oluşuna dair yazdıkları
üzerine bir münakaşa ederler. Yahya Kemal, halk dilinde Eyüp Sultan olmuş o
sahabe-i kiramın İslâm tarihi için önemini anlatır. Hazretin Türk halkı
tarafından da benimsendiğini belirtir, türbesinin ziyaretgâh edilişiyle. Naim
Efendi de, bir gün Yahya Kemal i bugün adına üniversite dediğimiz yerde
Darülfünûn da, Edebiyat Fakültesinde yakalar. İkisi de üniversitede hocadır.
Ahmed Naim Efendi, Yahya Kemal in gazetede yazdığı yazılara karşılık olarak:
İslâmiyet e sizin ettiğiniz zararı bu sıralar kimse
etmiyor. Bu zavallı milleti daima şaşırtıyorsunuz Bir zaman Türkçülükle, şimdi
de İslâmiyet i efsaneler üzerine kurulmuş bir din göstererek Hâsılı bu
şaşırmış millete bir türlü şaşırtmayı icat ediyorsunuz Beyefendi! İslâmiyet te
ölülere ibadet, mezarlara muhabbet, ölmüş insanları filan ve falan semtte hâzır
ve nâzır zannetmek gibi itikatlara yer yoktur. Peygamber Efendimiz (sav)
Hazretlerinin kendi naaşı bile takdis olunamaz. İşte İslâm ın Hıristiyanlığa ve
diğer dinlere bir fâikiyeti bundandır. Böyle batıl şeylere İslam da inanılmaz.
der.
Bu sözlere Yahya Kemal darılır. Fakat o da bu büyük hadis
âlimine cevap vermekten de geri kalmaz: Demin biz korkmayız gibi bir şey
söylüyordunuz. Siz kimsiniz Kaç kişisiniz Çoksanız bile bütün bir Türk
milletinin tarihî hatıralarına ne karışırsınız Türk milleti, dinini istediği
gibi benimsemiştir, diyanetini vatan toprağına istediği gibi karıştırmıştır
Tartışma bu minval üzere devam eder. Yahya Kemal de Ahmed
Naim Efendi de düşüncelerinden vaz geçmezler.
Aradan yıllar geçer. Yahya Kemal elçi olarak yurtdışına
çıkar. Ahmed Naim Efendi ihtiyarlar. Ancak Yahya Kemal in söyledikleri hep
aklındadır, zihnini kurcalar durur. Zira araya inkılaplar, geçmişe sünger çekme
telaşesi girmiştir. Yıllar sonra vatanına dönen Yahya Kemal, her gün
İstanbul un bir başka köşesini ziyaret eder. Şeyh Vefa Türbesini ziyarete
gittiği gün, Vefa da Naim Efendi ile karşılaşırlar. Naim Efendinin yıllarla
düşünceleri değişmiştir, şairi görür görmez kucaklar ve Allah a hamd ettikten
sonra şöyle der:
Seninle o kadar sene evvel, Dârülfünûn da bir münakaşada
bulunmuştum. O münakaşa benim zihnimi senelerce meşgul etti. Son senelerde ise,
ben İstanbul un birçok semtlerinde gezmeği ve oralarda, tıpkı senin usulünde
eski mimarî eserlerin tarihini araştırmayı itiyat edindim. Bu hoş merak beni
sardıkça sardı. Senin bir zaman Tevhid-i Efkâr da çıkmış yazılarını buldum ve
tekrar okudum, büyük bir zevk aldım. O yazıların bir şair fantezisi olmayıp
hakikaten manevî birer ufuk olduklarına kail oldum. İşte bundan sonra bu yüzden
seni o vakit gücendirdiğime yandım ve bir daha görürsem istifa-yı kusur etmeği
nezrettim. (Bknz: Nihad Sâmi Banarlı, Bir Dağdan Bir Dağa, s:55-62)
Halkı kültürel unsurlarından tecrit etmek, halkın
inancıyla oynamak demektir. Zira kültür
halkın inancını yaşama şeklidir.