Ahlâk ve maneviyat krizi

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

TOPLUMDA ve politikada çok yaygın bir biçimde ahlâk ve maneviyat yoksunluğu yaşanıyor. Dünya tarihinde, hemen her alanda bugünkü ölçüde ahlâk krizi yaşanmış mıdır, dersiniz? Her gün; bir belediyenin, bir politikacının, bir sanat, spor veya kamuda çalışanın; rüşvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, uyuşturucu ve benzerlerine bulaşanlarının skandal haberlerini okuyoruz. Türkiye halkı buna daha ne kadar seyirci kalacak?

Bu skandallar çok kere toplumun etkili ve itibarlı mevkide bulunan fertleri tarafından icra ediliyor. Sosyal hayat çalkantıdadır. Şiddet, saldırganlık okullarda, sınıflara kadar girdi. Alkol ve uyuşturucuya başlama yaşı okulların ortaokul sınıflarına kadar indi. Bu manzaralar yaşanırken “zorunlu eğitim” diyerek, gençlerin tam 12 yılını bloke eden Millî Eğitim’in neyle meşgul olduğunu gerçekten merak ediyorum.

Teknolojinin son derece geliştiği, yapay zekânın uygulamaya girdiği bir dönemde eğitimin 12 yıl “zorunlu” olması “o kadar uzun bir süre” ki! Evlatlarımıza yeterli ölçüde “temizlik anlayışı” kazandırılabiliyorlar mı? Görgü kurallarımız öğretilebiliyor mu? Kamu malının hassasiyetine; helal-haram sınırlarının ciddi olarak uygulanması gerektiğine “vurgu” yapıyorlar mı?

Batı!.. Batı!.. diyerek eğitimin millî ve yerli kimliğinden, ahlâk ve maneviyattan uzaklaşan bir noktaya geldiğini fark ediyor musunuz? İnsanlığa medeniyet öğretmiş, ahlâk abidesi nice kahramanlar yetiştirmiş Müslüman bir toplum nasıl böyle bir duruma getirilebildi? Asıl büyük vurgunlar millî eğitimin çarkından geçmiş insanlarca yapılıyor. Bu ne hâl?

ERBAKAN ANLATMIŞTI

AH Erbakan Hocam aaah! Sen siyasi hayatın içinde bulunduğun 1969-2011 yılları arasındaki tam 42 yıl, durmadan, “En önde yürüyen bayrağımız, önce ahlâk ve maneviyat bayrağımızdır” diyordun. Kamu hizmetlerini yaparken kendin de bu kurallara uydun; kadrolarının da uymasını sağladın! Kütahya eski Belediye Başkanı Millî Görüşçü, asker kökenli Süleyman Canan ilk icraat olarak başkanlık odasına bir çeşme yaptırmış, bir su saati taktırarak, kendi kullandığı suyun parasını kendisi ödemişti.

Erbakan Hoca, daha 1977’de Millî Selâmet Partisi’nin “Seçim Beyannamesi’nde, yöneticilerin ahlâk ve maneviyat” alanında donanımlı olmasının önemini şöyle anlatmıştı: “Bir memlekette yöneticiler, o memleketin ahlâk ve maneviyatına değer vermiyorsa; ona hürmet etmeyen, ona bağlı olmayan insanlar olursa, o memlekette manevi kalkınma olmaz.” (Yaşayanların Dilinden Millî Görüş, Hüsamettin Ertem, Ravza Yy., 4. Baskı, sh. 194)

Peki, ahlâk ve maneviyat konusu bu kadar önemli miydi? Evet, önemliydi! Çünkü bu alan toplumun ana damarını oluşturuyordu. Ahlâk ve maneviyat olmazsa ekonomi çöker; aileler dağılır; toplum istikametini kaybeder, yoldan çıkardı. Devlet felç olur; görevini yapamaz duruma gelirdi. Bugün bunu yaşayarak görüyoruz.

Ahlâk ve maneviyat olmazsa, siyasette şahıslar kendi çıkarını, kendi konumunu koruma mücadelesi verir; halk perişan olurdu. Sanayi, teknoloji çıkar gruplarının elinde, oyuncağa dönüşürdü. Hak ve özgürlükler mazlumları, zayıfları “ezme aracı” olarak kullanılırdı.

MÜCADELE SÜRÜYOR

MİLLÎ Görüş partilerinde, Erbakan Hoca sonrası da “ahlâk ve maneviyat önceliği” hiç değişmedi; değişmeden devam ediyor. Saadet Partisi, “Önce ahlâk ve maneviyat” ilkesini aynen sürdürüyor. Genel Başkan Mahmut Arıkan Kocaeli’de düzenlenen “Türkiye Buluşmaları Programı”nda, bugün devam eden “ahlâkî çöküntü”ye vurgu yaptı.

Saadet lideri, ahlâk krizinin olduğu bir yerde, diğer başlıkları saymaya gerek yoktur, diyerek; “Ahlâkın zayıfladığı yerde güven duygusu aşınır. Güven duygusunun aşındığı bir yerde ise ekonomik ve toplumsal maliyetler büyür” ifadesini kullandı ve “Temiz siyaset anlayışının önce kişinin kendi kendisiyle yüzleşmesi olduğunu” anlatarak şöyle devam etti:

“Temiz siyaset sadece bir siyasi partinin rakibini eleştirmesi değildir. Temiz siyaset önce kişinin kendi vicdanına hesap verebilmesidir. Devlet imkânını parti imkânı olarak görmemektir. Makamı bir ayrıcalık değil; bir ‘emanet’ olarak taşımaktır. Hiçbir yatırımcı güven olmayan yere yatırım yapmaz. Hiçbir genç adalet görmediği yerde hayal kuramaz. Temiz siyaset aynı zamanda bir kalkınma meselesidir.” (13 Haziran 2026)

Yaşananlar, her alanda “ahlâk ve maneviyat” ilkesindeki eksikliğin giderilmesi gerektiğine işaret ediyor. Ahlâk; hâl, huy, yaratılış, hareket, karakter gibi anlamlara geliyor. Maneviyat ise, kişinin yaptıklarından dolayı “hesaba çekilme duygusu” anlamında! Ahlâkı ve maneviyatı gelişmiş bir insan, yaptıklarından dolayı dünyada ilgili yerlere, âhirette ise, Rabbine karşı hesap vereceğini bilir ve sorumluluk duygusu gelişir.