Bugün bütün dünya çok ciddî bir ahlak buhranı yaşıyor. Ahlâkî noktada çok ciddî bir zaaf var. Bunun neticesinde bütün insanlık huzursuz. Ekonomik cihetten gelişmiş ülkelerin de en büyük problemi ahlak zaafı. Ülkemizde okullarımızda sözde “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersleri var. Ancak yeterli mi? Müfredatı nasıl? Geliniz hep birlikte; ahlak nedir? Kâmil ahlak nasıl olur, nasıl kazanılır? Örnek ahlak modelini nerede, nasıl bulabiliriz? Sorularının cevabını araştıralım.
Allah’ın gönderdiği din olan İslâmiyet ahlaka çok büyük değer vermiştir. Hatta İslâmiyet eşittir ahlak da diyebiliriz. Hz. Âişe validemiz (radıyallahuanha), kendisinden Peygamber Efendimizin (sav) ahlakını soranlara, “Siz Kur’ân okumuyor musunuz?” sorusunu sormuş. “Okuyoruz!” cevabını alınca, Efendimizin (asm) ahlakı için, “Hulukuhu’lKur’ân” cevabını vermiştir. Yani, Kur’an’ın beyan ettiği güzel ahlakın misali Peygamber Efendimizdir (asm). Ve Kur’an’ın emrettiği o güzel ahlaka en ziyade uyan ve fıtraten o güzel ahlak üzere yaratılan odur. Rabbimiz Kur’an-ı Azimüşşan’da bu hakikati, “Ve innekele’alâhulugin azîm” (Kalem /4) [Ve sen elbette yüce bir ahlaka sahipsin] fermanıyla beyan buyurmuştur. Bu âyete muhtelif mânâlar verilebilir. Biri; “Ey Resûlüm” Muhakkak sen, yüksek bir ahlak üzere yaratıldın.” Demektir. İkinci mânâ: “Ey Resûlüm! Şüphesiz sen, büyük bir ahlakla gönderilmişsin ki; o da Kur’ân’dır.”
Bu âyet-i kerime aynı zamanda sarih ifadeyle, ahkâm-ı İlahiyenin tamamının ahlak ta’birinedahil olduğunu ifade etmektedir.
Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâtü Vesselâm) [Biz Müslümanız. Rabbimiz (cc), Peygamberimize (asm) selât u selam getirmemizi emretmiş. Sahabeler, Tabiin ve Tebe-i Tabiin Resûlü Ekrem’e salât u selam getirmiş. 1400 yıldır, milyarlarca Müslüman böyle yapmış. Biz de böyle yaparız. Bu tatbikat ahlak şümûlündendir. Hazret-i Peygambere salavat getirmenin yağcılık olduğunu söylemek ve salavat getirmemekte inat etmek ise ahlaksızlıktır. Yeri gelmişken taşı gediğine koymuş olalım. Her ne kadar her ürüyen itin ağzına bir taş atılacak olsa, yeryüzünde taş kalmaz dense de, bazen ürüyen, hele Peygamberimize (asm) dil uzatan edepsizlerin ağzına böyle taş gibi lafları atmak icab eder. Bu da İslâm ahlakına dâhildir. O haddini bilmez edepsizlere hatırlatırız ki, bu din sahipsiz değildir. Bu dinin Sahibi ve koruyucusu AllahuAzimüşşân’dır. Vakti saati geldiğinde dinine hücum edenlerin, muharriblerin, yani dini bozmak isteyen tahribatçıların cezasını verir.]
Peygamber Efendimiz (asm) yaşayan Kur’an’dı. Kur’an’ın emrettiği ahlakı, hem ümmetine ders verdi, hem de bilfiil yaşayarak gösterdi. Allah’ın emri gereği kurduğu İslâm Devletinde Kur’an’ı Anayasa yaptı. Bunu uyguladı. Hayatın her safhasında ahkâm-ı İlâhiye ile hükmetti.
Kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi olan “gabâvet”i ve ifrat mertebesi olan “cerbeze”yi şiddetle reddetti, vasat mertebesi olan “hikmet”i ihtiyar etti. Kuvve-i gadâbiyyenin tefrit mertebesi olan “cebânet”i [korkaklığı] ve ifrat mertebesi olan “tehevvür”ü şiddetle reddetti, vasat mertebesi olan “şecâat-i kudsiyye”yi ihtiyar etti ve bunu yaşayarak gösterdi. Kuvve-i Şeheviyyenin tefrit mertebesi olan “humûd”u ve ifrat mertebesi olan “fücûr”u şiddetle reddetti ve vasat mertebesi olan “iffet”i ihtiyar etti. Kuvve-i Şeheviyyenin, yemek, içmek, uyumak, konuşmak gibi fürûatında da hep vasat mertebesini, yani orta yolu ihtiyar etti.
Beşer, huzur ve saadet istiyorsa, Peygamber Efendimizin ‘(asm) ahlakını örnek almalı. Başka yolu yok. Başka yola sapan başına belayı satın almış olur. İşte günümüzde insanlığın hali...
Bizim okullarımızda da müfredat bu esasa göre tanzim edilmeli. Ahlak Bilgisi derslerinde, işin özüne dönülmeli. Yani Peygamber Efendimizin ahlakı, yani yaşayan Kur’an oluşu öğretilmeli. Bizim çocuklarımız ve gençlerimiz de dünyadaki bütün insanlar da ancak böylelikle “ahlaklı” olur. Dolayısıyla, huzurlu ve mes’ud olur…