Ahde vefa ve seçimler

Abone Ol

“Yalanla iman bir arada durmaz.” “Bizi aldatan bizden değildir.” “Nur” ve “Furkan” olan hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’e bakarsak, şaşırmayız. 24 Haziran’daki seçimle ilgili kafa karışıklığı var. Bu, daha çok 1970’li yıllarda merhum Erbakan Hocamıza siyasi biatta bulunmuş olanlar ile aynı dönemde bu harekete açıkça destek vermiş olan tasavvuf temsilcilerine intisap etmiş olanlar arasında önem kazanıyor. Mahmut Sami Efendi (k.s.), M. Zahit Kotku Efendi (k.s.), Mahmut Efendi Hz, Dede Paşa Hz.(k.s.), H. Şaban Efendi (k.s.) vb. birçok zevat Milli Görüş’e destekçiydiler. Çünkü bu hareket, hak ve adaletin ikamesi için yola çıkmıştı...

Gerek Hocamızın, gerekse adı geçen zevatın irtihallerinden sonra Milli Görüş’ten ayrılanlar, kopanlar oldu. Hem siyasette hem de tarikatlarda kaymalar, saf değiştirmeler oldu. Her iki anlamda da bunların “ahde vefa” ilkesi ile bağdaştırılması ne yazık ki mümkün değil. “Ahde vefa”nın imandan olduğunu bilmeyen yok. “Ahde vefa” hem ruhlar âleminde Rabbimizle yaptığımız kulluk sözleşmemizi (Araf, 172) hem de yeryüzünde O’nun adına, o çerçevede insanlarla yapılan tüm sözleşmeleri kapsıyor. Ve riayeti, sadakati gerektiriyor. Sonuçta ahdine vefalı olanlar kazanacak, bozanlarsa kaybedecekler (Fetih,10-18). Kayıtsız şartsız itaat sadece Rabbülalemin’e yapılır. Müslüman da bu demek. Allah’a isyan konularında hiçbir kimseye itaat edilmez. Efendimize (S.A.V.) bile “maruf” üzere biat edilmiştir (Mümtehine,12). Allah’ın hükmü karşısında söz söylemek hak ve yetkisi hiç kimseye verilmemiştir. Bu nedenle siyasi veya ahlaki mahiyette olsun öncülerimize itaatin şartı, İslam’a uygunluktur. Yoksa aksi durum bizi şirke kadar götürebilir. Kimse haramları helal, helalleri de haram kılma yetkisine sahip değildir. Ve kimsenin dini/tasavvufu siyasi veya maddi çıkarı için istismar etme hakkı yoktur. Ve en zararlı sömürü din sömürüsüdür. Onu araç olarak kullanmak, hakkı gizlemek, hakka batıl, batıla da hak elbisesi giydirmektir. Bu yaygın manzara dini bilmeyen kitlelerin dinden uzaklaşmasına hatta nefretine bile yol açabilmektedir. AKP döneminde din ticareti ürkütücü boyuttadır... AKP’nin icraatına bakarak, “Dindarlık buysa...” diyenler çoğalıyor. Yolsuzluk, ahlaksızlık, hukuksuzluk, bölücü, ötekileştirici söylemler...

Tüm kitaplar ve peygamberler yeryüzünde tevhidin, adaletin, barışın sağlanması; zulmün, şirkin ortadan kaldırılması için gönderilmiştir. Tüm peygamberler birer tevhit ve adalet savaşçılarıdır. Hz. İbrahim (A.S.) Nemrud’a, Hz. Musa (A.S.) Firavun’a karşı bu mücadeleyi yaptılar. Son Elçi (S.A.V.) de aynı istikamette mücadele etti. Kendisinin davasından dönmesi karşılığında en zengin ve başkan olması teklifini, “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler bu davayı terk etmem” sözleriyle reddetmişti. O, tüm peygamberler “ücreti” Allah’tan istediler. Bize ne oluyor ki, geçici dünyalıklar nedeniyle davamızı terk ediyoruz? Bu ümmet-i Muhammed’e yakışır mı? Yazıklar olsun dünyalıklar nedeniyle ahiret hayatını satanlara... Zulüm düzenine destek olanlara... Haksızlık karşısında susanlara... Zulme boyun eğmeyen büyüklerimize saygılarımızı sunuyoruz.

AKP’ye giden arkadaşlarımızın “gömlek”le birlikte yollarını da zihniyetlerini de değiştirdikleri AB politikasını ısrarla sürdürdükleri açık değil mi? Sadece bu AB politikası bile tek başına AKP’ye vebal olarak yetmez mi? AB yolu Rabbimizin yasakladığı batıl yollardan birisi değil mi? Günde 40 kez Fatiha’da neler okuyoruz? Ne diliyoruz, neden Rabbimize sığınıyoruz? AB yolu “tarik-i müstakim” /tevhit/ İslam mı? Rabbimiz buyurmuyor mu? “Gerçek bu Kur’an (insanları) öyle bir şeye (yola) yöneltip götürür ki O, en adil ve en doğru bir (yoldur)” (İsra,9). “Siz, nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir,26). “Şüphesiz bu benim doğru yolumdur. Artık ona uyun. Aykırı yollara uymayın...” (En’am, 153).

AKP, CHP ile birlikte aynı-AB-yolunda değiller mi? Yol ittifakı... AKP, CHP... AB yoluna çağırıyor. Saadet ise İslam Birliği’ne/yoluna çağırıyor. Batı taklitçisi AKP’nin CHP’nin çözümleri, reçeteleri Batı’da... AKP faize dayalı ekonomiyi, AB hukukunu, ABD, İsrail stratejik ortaklığını benimsiyor.

Bu seçimde %10’luk baraj engeli nedeniyle Saadet, CHP ve İYİ Parti’yle seçim işbirliği yaptı diye Saadet’e rağbeti engellemeye çalışıyorlar: “Saadet’e verilen oylar CHP’ye gider” diye... Bu sözü Saadet’in Meclis’e girmesini istemeyenler söylüyor. Elbette şimdiye kadar AKP, Milli Görüşçü oyları, “Saadet’e vermeyin, o barajı aşamaz” diyerek kaçıncı kez almayı başarmıştı. Şimdiyse AKP’deki emanet/misafir oylar Saadet’e yöneldi. Tüm kesimlerden büyük rağbet var. Bu korku, her türlü karalamayı mubah görüyor.

Millet İttifakı ne konuda oluştu? Kuvvetler ayrılığı olsun. Tüm güç bir kişide toplanmasın. Yasama ve yargı yürütmeden bağımsız ve onu denetleyebilir olsun. Bundan niçin korkuluyor? Belli ki hesap vermekten, gücü paylaşmaktan, hukukun üstünlüğünden, yargı ve yasamanın denetiminden kaçan bir anlayış var. Bu gerçeği halkımızın tüm kesimleri görüyor. Sadece siyaseti rant aracı olarak görenler, bu zulüm düzeninden beslenenler direniyorlar. Ama bu rüzgârın ardından rahmet gelecek inşallah... Milli Görüş de Saadet’le devlete/Meclis’e yeniden renk katacak. Erdoğan’ın asıl korkusu karşısına Bilge Başkan’ın çıkmasıdır. Çünkü o tüm kesimlerin güvenini kazanabilmeyi başardı. Adaletli, ahdine vefalı, ahlaklı ve ehliyetli. Gücü de paylaşmayı istiyor. Herkesi kucaklıyor.

Merhum Hocamız Saadet Partisi’nin başkanıyken şu tarihi uyarıyı da yaparak, kerametini yine bize gösterdi: “Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’dir. Bunun dışında yarın birileri çıkıp da, ‘Biz de Milli Görüşçüyüz’ derlerse onlar palyaço olurlar.”

Milli Görüş camiasının hikâyesi Hz. Yusuf ile kardeşlerinin kıssasına benzesin. Hani kardeşleri onu kıskandıklarından/nefs ve şeytanlarına uyarak ölsün, kurt kapsın diye kuyuya atmışlar, bilahare de Mısır sarayına oradan da zindana ve sonunda sarayda bakanlığa yükselmişti. İktidardayken kardeşlerini affederek, “size kınama yok” demek erdemini göstermişti... Yine Efendimiz (S.A.V.) de Mekke’nin fethinden sonra kavmine: “İntikam yok. Kınama yok. Allah mağfiret etsin” diyerek, aynı sözleri söylediği gibi, Milli Görüş inşallah tekrar iktidar olduğunda “gömlek” değiştirmekten sabıkalı kardeşlerini de aynı şekilde bağışlayacağı umudu/temennisiyle ve adalete kapı açacak bir seçim olması dileklerimizle. İslam’dan başka çıkış, çare ve çözüm yoktur, vesselam.