Misafirliğe gelecek olan akrabamızın telefonu bozulmuş. Oğlu yolda lazım olur diye yanına eski bir telefon vermiş, onun da şarjı olmadığı için kapandı kapanacak. Zar zor iletişim kuruyoruz. Kendisini almak için sözleştiğimiz duraktan çok önce inmiş. Neyse bir şekilde iletişim kurup olduğu yeri öğreniyor ve kendisini alıp eve geliyoruz. Yaşadığımız küçük telaş sonrası “telefon yokken nasıl iletişim kuruyorduk” diye hayrete düşüyor ve sohbetimiz buradan ilerlemeye başlıyor.
Yaşı ilerlemiş olan akrabamız alıyor sözü: “Diyelim ki arkadaşlarla buluşup bir yere mi gideceğiz, pazar günü şu saatte şurada buluşalım derdik. Bir daha acaba buluşacak mıyız, gelebilecek mi diye bir kaygı gütmezdik. Anlaştığımız zamanda anlaştığımız yere gider ve buluşurduk.”
Nasıl ya diyorum, şimdi bir hafta önce sözleşeceksin şu saatte buluşmak için sonra teyit etmeden sözleştiğin tarih ve yerde olacaksın öyle mi? İletişim imkânlarının bu kadar geniş olduğu günümüz şartlarında defalarca teyitleştiğimiz halde son dakika bozulabiliyor planlar, son dakika görüşeceğimiz kişi ile görüşemiyor, randevulaştığımız kişi tarafından bekletilebiliyoruz. Ama iletişim ağlarının günümüzdeki gibi olmadığı zamanlarda insanlar bir hafta önce planladıkları randevularını hiç teyitleşmeden gerçekleştirebiliyorlardı öyle mi? İletişimin daha kolay olması için üretilen bu aletler acaba iletişimi daha mı zorlaştırıyor diye düşünmeden edemiyor insan.
Sohbetimiz teknoloji olmadan önce nasıl yaşadıkları ile başlayıp insanların eskiden daha çok görüştüğü, misafirliklerin, akraba ziyaretlerinin daha çok olduğuyla devam etti. Anlayacağınız, “ah nerede o eski günler” tadında bir akşam geçirdik.
Teknolojinin bu kadar geliştiği zamanlarda telefonun, bilgisayarların, televizyonların olmadığı bir zaman nasıldı hayal edemiyoruz. Hele günümüzün çocuklarına eskiden sosyal medya vb. şeylerin olmadığını anlattığımızda antik çağları anlatıyormuşuz gibi hayret ediyorlar. Artık birer nostalji olarak andığımız teknolojisiz bu günler bize ne kadar sıcak ve ne kadar samimi geliyor hâlbuki.
Teknolojinin elbette birçok faydası var. Bugün yaşadığımız iletişimsizliği teknolojinin bu kadar gelişmiş olmasına bağlamak ne kadar doğru bilemiyorum. Fakat bu kadar iletişim imkânına rağmen bu kadar iletişimsiz olmamızı konuşmamız gerekiyor kanaatindeyim. Mesela en son ne zaman dost meclislerinde uzun uzun sohbet ettik? En son komşumuzla ne zaman kahve sohbeti yaptık? En son ne zaman misafir ağırladık? En son ne zaman misafirliğe davet edildik? En son hangi bayramı tüm aile beraber geçirdik? Eskiden misafir ağırlamak evin bereketi sayılırdı. Şimdi misafir ağırlamak da, misafirliğe gitmek de yük geliyor insanlara. Zaten iyice gevşemiş olan ilişkilerimiz, salgın sonrası iyice koptu. Artık çağımızın insanında tüm bunları yapacak zaman da, imkân da, heves ve istek de yok.
Birini bir yere davet etmeye görün, birçok işi olduğundan yakınıyor. Biri sizi davet ettiği zaman da bu kadar iş içinde nasıl yapacağınız derdine düşüyorsunuz. Hele İstanbul gibi büyükşehirlerde ulaşım sıkıntısı insanı birçok şeyi yapmaktan vazgeçiriyor. Geçenlerde İstanbul’a gelen Maaile Dergisi Editörü Elif Örs ile Üsküdar’a geçecektik. Ben bir İstanbullu olarak hemen toplu taşıma araçlarıyla Üsküdar’a geçebileceğimiz hızlı rotayı çizerken Elif Örs, “Vapur varken niye toplu taşıma kullanıyoruz?” dedi. O an İstanbul’un trafiğinde ve yoğun iş temposunda hayatın ve yaşadığımız çevrenin tadını ne kadar çıkaramadığımızı fark ettim. Maalesef ki İstanbul’un trafiğinde ve karmaşasında ister istemez hızlı düşünmek ve en hızlı rotaları bilmek zorunda kalıyorsunuz. Yoksa bu kadar kaosun olduğu bir şehir de hayat çekilmez hale geliyor.
Teknoloji geliştikçe iletişim ağları da, ulaşım imkânları da gelişiyor hiç kuşkusuz. Fakat geldiğimiz noktada hem birbirimizden uzaklaşıyoruz hem yaşadığımız mekânlara yabancılaşıyoruz. Teknoloji işimizi kolaylaştırıyor mu bilemem ama bu yaşadığımız hayat hiç insani değil biliyorum.