Ah Arkam!

Abone Ol

GARİBANIN birine bir grup şergada (zâlim, eşkıya) musallat olmuş. Elindekini, avucundakini zorla almışlar. Bu da yetmemiş, yüzüne, gözüne, karnına vurmaya başlamışlar. Onlar vurdukça o zavallı, “Ah arkam!” diye feryat ediyormuş. Bir ara dövmeye ara verip sormuşlar:

“Yahu biz senin ön tarafına vuruyoruz, sen “ah arkam! Diyorsun. Bu ne iş !”

Yüzü gözü kan revan içerisinde kalmış olan o zavallı şöyle demiş:

“Benim kimsem yok. Sizin bu yaptıklarınızın hesabını soracak yakınlarım olsa, siz de bunu bilseniz beni soyabilir miydiniz Beni dövebilir miydiniz ”

İsveç’te bir tren istasyonunda, ayı gibi bir güvenlik görevlisinin 9 yaşındaki bir çocuğu yere yatırıp göğsünün üzerine oturduğunu ve bununla yetinmeyip hunharca tartakladığını, o çocuğun o haldeyken bile kelime-i şehâdet getirdiğini görünce bu hâdiseyi düşündüm.

Filistin’de İsrail askerlerinin 9 yaşındaki çocuğu gözaltına alışını, anne-babanın feryadını görünce bunu düşündüm.

Doğu Türkistan’da imamlara zorla dans ettirilişini öğrenince bunu düşündüm.

Örnekler saymakla bitmez. Afganistan’dan Suriye’ye, Karabağ’dan Myanmar’a bütün İslâm coğrafyasından “Ah arkam!” feryatları yükselmekte…

Düşünün, “İslâm Birleşik Cumhuriyetleri” şeklinde bir yapı teşekkül etmiş olsa, hilâfet müessesesi bulunsa, zâlimler bir Müslümanın burnunu kanatmaya cüret edebilir mi

Bosna’da on binlerce Müslüman katledildi, binlerce kadıncağıza tecavüz edildi. Böyle bir birlik olmuş olsa kâfirler buna cüret edebilir miydi

Karabağ işgal edildi. Hocalı’da yüzlerce Azeri kardeşimiz şehit edildi. Müslümanların bu zulmün hesabını soracak bir teşekkülü olmuş olsa, Ermeni cânileri bu şenaâte kalkışabilir miydi

Afganistan yangın yerine çevrildi. Irak baştanbaşa viran edildi. Suriye perişan hale getirildi. Libya yağmalandı. Afrika’daki Müslümanlar diri diri ateşte yakıldı. Çeçenistan işgal edildi. On binlerce Çeçen can verdi. On binlercesi yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Müslümanın dertleriyle hemdert olan güçlü bir yapı olmuş olsa zâlimler buna cüret edebilir miydi

Zalimler her sahnesinden kan fışkıran bir “zulüm tiyatrosu” kurmuşlar. Masumları rahatça boğmak için de cafcaflı isimlerle yığınla teşkilat hazırlamışlar. Adına x,y,z,vs. demişler. Her ne melanet şeyse… Zaten adı lazım değil. Diyelim o kuruluşlardan birinin iki yüz üyesi var. Onlardan 150’si aynı istikamette bir karar aldı. Hiç mühim değil. Zira öyle bir sistem kurmuşlar ki, beş kurucu üye tasdik etmeyince o karar geçersizdir. Hatta o beş üyeden bir teki kabul etmeyince bütün o üyelerin kararı geçersizdir. Günün birinde bir yiğidin çıkıp; “Başınızı yesin sizin zulüm oyununuz! Alınız kurumunuzu da başınıza çalın!” deyinceye kadar bu zulüm tiyatrosu sahnelenmeye devam edecek.

Bugün dünyanın dört bir yanında, dullar, yetimler, çocuklar, ihtiyarlar feryat etmekte. “Ah arkam!” diye inlemekte. Dessas Yahudi habire Mescid-i Aksa’nın altını oymakta, elindeki silaha güvenerek beş yaşındaki çocuğu gözaltına almakta, genç kızları toplayıp götürmekte, gariban Filistinlilerin evi ile tarlası arasına, yahut iki akraba evi arasına duvar örmekte.

Müslüman ülkelere sattığı mallarla, onlara yaptığı işlerle semiren Çin, durmaksızın Doğu Türkistanlı Müslümanlara zulmetmekte.

Rusya kukla münafıklar eliyle Çeçenistan’ı işgâle devam etmekte. Amerika, İngiltere, Fransa Ortadoğu haritasını önlerine koymuşlar; bölmekte, parçalamakta, petrolü, doğalgazı yağmalamakta… Mısır’dan, Suriye’den, dünyanın dört bir yanından mazlumların feryatları yükselmekte. Feryatlar tercüme edildiğinde “Ah arkam!” dendiği görülecektir.