Ağustos planları

Abone Ol

Başlığı kendime telmih etmedim.

Son günlerde yaşananlar, Kudüs’ ün başına gelenler, Mescid-i Aksa’ya yapılanlar, insanların dinmeyen gözyaşları…

Ülkemizdeki orman yangınları, depremler, seller, dolu, boran…

Doğal afetler bu denli hırpalarken insan yüreğini.

Aşırı endişe, heyecan, hüzün, yaşanan gerilim zaten zayıf olan kalp sağlığını iyice kötüleştirirken…

Doğal afetlerden daha fazla üzen insan yüreklerindeki depremler, seller, yanardağlar, volkanlar.

Gençlere pompalanan devasa davanın proje kurulunun öyle çok da dava umuru taşımayışlarını her gördüğümde.

Bu ülkede her kutlu ütopyanın yalana dayandığını bir kez daha anladığımda.

Bir yanda gencecik çocukları dağa çıkarıp eline silahı verip katil etmek ya da ölmek ideasını zihinlerine dikenli tel gibi geçirmek.

Öte yanda proje müdürleri, Ağustos’un tadını çıkarma planlarında; milletvekilleri, belediye başkanları, işadamları tatillerde eğlenmelere doyamamakta.

Proje müteahhitlerinin mühimlerinden biri doğuda belediye başkanıdır, adamcağız salon adamı, hayatının çoğu zaten Ankara’da geçmekte, o diyara her uğrayışını bir özveri görmekte ve o yoksul insanlara bu uğrayışları ile şeref kattığını düşünmekte.

O da ne yapsın bu ülkede bu işler böyle yürümekte.

İleri yaşına rağmen genç bir bayanla evlenme planları yapar, bayan da zengindir, bir kamu kurumunda İstanbul’da çalışmaktadır, Ankara’ya o kamu kurumunun devamına tayinini ister, evleneceği adamın belediye başkanı olduğu diyara gitmeyi aklından bile geçirmemektedir. Meclis’te idealist dava adamları kıyametleri kopartırlar, bayanın Ankara’da işine devam etmesi için. Tayin reddedilince çözüm bulunur, davanın başka bir milletvekili, bayanı yanına danışman olarak alır; böylece bayan maaşını, özlük haklarını, emeklilik güvencesini yitirmeden evliliğine başlangıç yapar.

Duyunca kalbim yeniden sızladı, onca genç ekini anımsadım, proje müteahhitlerinin ellerine silah verip daha yeni evli, doğacak bebeğini sevememiş gök ekinleri nasıl sırtlarından vurdurarak öldürttüklerini ya da o çocuk katillerin kendilerinin çaresiz bir kedi yavrusu gibi dağlarda tek başlarına, aile ocaklarından uzakta, Ağustos sıcağının ortasında vurulup da hiçbir sevgi yaşayamadan son sözlerinin, “anne yandım” olduğu, cesetlerinin bile günlerce sonra toprağa verildiği ekinlerimiz… Bizim çocuklarımız.

Başlarında cüzhanların olmadığı…

Nasıl kan kusmuyoruz bu adaletsizliklere.

Bu barut kokularına, mağaralara, banyosuzluğa, sıcaklara, jenglere mahkûm çocukların bir cinayet makinesi gibi efsunlanmasına, kendilerinin de ölüme mahkûm edilmesine, nasıl dayanmakta kalplerimiz böyle.

Onları kurgulayan çok zengin mühendisler, değil canlarını teraziye atmak, en küçük özlük haklarından, emeklilik güvencelerinden, maaşlarından taviz vermezken, balayılarını Maldivler ya da Paris seçenekleri arasında plan güçlüğü yaşarken, bu arsızlığa yürek mi dayanır.

Kokuşmuş bir savaşın masum tarafları acılar çekerken,garipler vurup vurulurken,ellerinin kınası solmamış gelinler asker ve polis eşlerini uğurlarken; savaş mimarlarının bir elleri yağda bir elleri balda,ağustos tatilini çoktan planlamışlar.

Dağlarda çocuklar, sıcakların daha çok yaktığı meccani ölüm ve öldürme dersindeler, huzurlu bir ışâları bile olmamış.

Belki de serin bir tabut bulmalarının bile çok zor olduğu Ağustos güneşinin altındalar.

Onları kurgulayan anlıkçılar; Maldivler’in turkuaz, serin sularındalar.

Adaletin bu mu dünya.