Farklı kulvarlardaki ayrımlar, ayrılmalar bu denli acı değildi.
Dostlarla ayrılık ziyadesi ile elem vermekte.
Çok ağır bir yük artık dostluklar.
Ne oldu, nasıl bir gökkuşağı altından geçtik ki, nasıl bir galaksinin güneş görmez yörüngesine fırlatıldık ki.
Dostluklar, kardeşlikler, arkadaşlıklar yara almış.
Komşuluklar, akrabalıklar tedavülden kalkmış.
İnsanların yüzünü görmeme hastalığı yaygınlaşmış.
Çaprazlama kollarda yüz ve yük.
Daha fenası herkesin kaygılı, depresif olduğu kaygan düzlemde.
Konuşmasız, kelimesiz, hecesiz, dilsiz bir dünyada.
Muhtemelen çok daha iyi imkânların olduğu bir refah toplumunu saran illet.
Doymayan karınların, bulunmayan konutların sorunlarının dağ gibi çevrelediği kesimde sanki son muhabbet kırıntıları.
Hiç tahmin edemediğim fukaralığına şahitliğim, semt pazarcısının telefonundaki notlar bölümünde veresiye defteri.
Gençten ya da orta yaşlı kadınların dar gelirlerine rağmen tencere kaynatma problemlerine buldukları çözüm.
Bakkalı manavı kasabı dolaşıp gelen veresiye dostluğu pazarda bir kilim tezgâhı gibi telefona kaydediliyor.
Sonra doğunun o kadim şehrinde üç beş hayırseverin bakkal veresiye defterlerini satın almalarından duyduğum sevinci çerçeveletip duvarıma asmam.
Her fırın kapısında bir kurtuluş bestesi gibi gördüğüm askıda ekmek listesi.
Sabahın seherinde kedilerini doyuran yoksul kadının etrafına yaydığı zenginlik.
Yine de dostluk, arkadaşlık fukaralığının hızla toplumda yaygınlaşması.
Aynı ailenin kardeşleri, kuzenleri, yeğenleri, torunlarının birbirleri ile karşılaşmamayı, konuşmamayı kâr bilmeleri.
Daha fenası insanlar evlatlarına o en yakın birinci derece kan bağına da uzak durmayı nimet bilmekteler.
Telefonların artık ücretsiz olduğu şu modern çağda.
Bırakın akrabaları, uzaklardaki baba evladı ile anne genç kızı ile konuşmak istememekte.
Aynı ev içinde küskünler, dilsizler, konuşmasızlar güruhu.
En fenası insanlar kendilerine tahammül edememekte.
Kendisini yük görmekte.
Kendi yüreğine yüz vermemekte.
Elinden gelse bir kaşık suda kendisini boğacak.
Mutluluk masallarda kalmış gibi.
İnsanlar ne gittikleri tatillerde mutlu olmakta, ne köylerindeki bir asma çardağı altında içtikleri çayla mesrur olmakta.
Ne iğdeliklerin kokusu yanı başlarında yaptıkları yürüyüşe sevinmekteler.
Ne de küçük mavi gölün başındaki harap çeşmenin su sesine meftun olmaktalar.
Sosyal medya, elektronik postalar, dostlukların yerini almış, eli kanda olsa gelen mesaja cevap koşturan yalnızlar ordusu yoksul, tamtakır, aşsız, susuz, dostsuz.
Kendisine, kalbine, ruhuna kapalı; yürek ülkesinin bütün hazinelerini haraç mezat satmışların iflah olmaz bahtsızlığı, bitmez yoksulluğu, iyileşemez dostsuzluğu.