AGD'nin tarihî uyarısı

Abone Ol

Tarihin sayfaları arasında dolaşınız. Toplumların yıkılış sebepleri  arasında iki temel unsuru göreceksiniz. Biri zulüm, diğeri ahlâksızlık. Zulüm ve ahlâksızlıkla payidar olmuş bir toplum yok. Türkiye de bugün, manevi tahribatın hızla devam ettiği bir ülke durumunda. Anadolu Gençlik Derneği, tarihin bu en hassas noktasında milletimize karşı uyarı görevini yapmaya devam ediyor.

AGD Genel Başkanı İlyas Tongüç bey in son basın toplantısı, konunun ciddiyeti oranında kamuoyuna yansımadı. Sayın Tongüç,Türkiye de yaşanan ahlâki ve manevi çöküntüye şöyle dikkat çekiyordu:

"Türkiyemiz belki de tarihinin en büyük buhranlarından birini yaşamaktadır. Kitle iletişim araçlarının büyük bir dikkatle gizlemeye çalıştıkları sosyal çöküntü ve tahribat bizi adım adım yok olmaya doğru götürmektedir.

Türkiye de sosyal çöküntü yaşanmakta, aileler dağılmakta, aile bağları zayıflamakta, uyuşturucu kullanımı artmakta, fuhuş yaygınlaşmakta, hırsızlık, kapkaç ve soygunlar bir afet gibi ortalığı kasıp kavurmaktadır. Böyle bir ortamda medya aracılığıyla  bizi biz yapan ahlâki ve manevi değerlerin birer birer hayatımızdan ve toplumsal yapımızdan sökülüp atılmak istenmesi büyük bir tehlikedir."

Medya, hizmet verdiği toplumun gözü, kulağı, sesi olması gerekir. Halkın doğru habere ulaşma hakkını gözetmesi de en başta gelen görevi... Habercilik ahlâkı ise, halkın inanç ve değerlerini zedelememek için azami derecede hassasiyet göstermeyi emreder. Fakat, bir kısım Türkiye medyası bunu tersinden yürütüyor. AGD, son basın toplantısında bu gerçeğe şöyle dikkat çekiyor:

"Ülkemizde uzun süredir ahlâki ve manevi tahribatın bazı medya kuruluşları eli ile sistemli bir şekilde yürütüldüğüne şahit oluyoruz. Bir kısım medyanın yaptığı yayınlarla milli, manevi, ahlâki, kültürel ve tarihi değerlerimizi korumak, yüceltmek ve gelecek nesillere anlatmak yerine, ahlâk dışı bir hayatı teşvik ettiğini müşahede ediyoruz. Gayri ahlâki programlar, aile yapımıza ters birtakım TV dizileri, içki, uyuşturucu ve fuhşu özendirici yayınlar bir kısım TV kanallarını istila etmiştir"

Dünyanın hiçbir yerinde gayrimeşru yaşantıyı idealize eden ve dini değerleri küçümseyen bir yayıncılık anlayışı yok. Hele, bu din o ülkenin hakim dini ise, basının söz konusu tavrı daha da düşündürücü değil mi İnsan, bu medya kime ve hangi ülkeye hizmet ediyor, diye sormadan edemiyor. Sayın Tongüç, yaşanan bazı örnekleri de ele alarak basının bu çarpık tavrını şöyle ortaya koyuyor:

"Medya bir taraftan gayri ahlâki hayat modelini insanlara sunarken, diğer yandan yanlı yorumlarla dini değerleri küçültücü, hafife alıcı yayınlar yapmak suretiyle tahribatını son haftalarda giderek artırmıştır.

Diğer  dinlere olabildiğince hoşgörülü davranan, ancak İslâm dini ile ilgili en ufak bir gelişmede saldırıya geçen medya, birkaç haftadır yaptığı yayınlarla yabancılaşmanın en uç örneğini sergilemektedir.

Futboldaki şiddeti, maçlarda yaşanan çatışma ve ölümlere varan olayları, Kutlu Doğum Haftası nda olmamız sebebiyle en aza indirmek gayesiyle, bir futbolcunun ağzından çıkan barışçı bir söz bile medya tarafından "irtica ayaklanması" gibi gösterilerek linç kampanyasına dönüştürülmüştür."

Türkiye de öyle bir güruh türedi ki, onlar milletimizin dinine bağlılığı ve tarihi ile yüzleşmesinden rahatsız olmaktadırlar. Halbuki din ve tarihimiz bizim kimliğimizi oluşturmaktadır. Halkımızı kimliğinden uzaklaştırmak demek, Türkiye nin direnç noktalarını ortadan kaldırmak demektir. Söz konusu basın toplantısında dinimize ve bize güç veren zaferlerimize dil uzatanlar konusunda şu değerlendirmeye yer verilmektedir:

"Dindarlığın en önemli göstergesi, mü minin miracı ve dinimizin direği olan namaz konusunda yapılan haberler medyanın  dine karşı alerjisinin açık bir kanıtıdır. Müsamerelerde temsili olarak kılınan namazdan rahatsız olmak tam anlamıyla tarihi gerçeklerden habersiz olmaktır. Bu millet İstiklal Savaşı nı maddi imkanlarıyla değil, kalbinde taşıdığı imanla kazanmıştır. Bu yüzden Çanakkale, Kurtuluş Savaşı gibi zaferler imanın birer zaferleridir. Bu milletin milli ve manevi değerlerine düşman olanların Çanakkale yi geçmek isteyenlerden farkları yoktur."

Sayın Tongüç, bu tür yayınların sona erdirilmesini istemiş, bir kısım medyanın Atatürk ün arkasına saklanarak dine karşı tutum sergilemesini de  tarihi bir belge ile cevaplamıştır. Buna göre, Mustafa Kemal, 21 Nisan 1920 günü TBMM nin açılışından 2 gün önce yayınladığı ve tüm valiliklere, kumandanlıklara, belediyelere gönderdiği genelgede tamamen dini motifler kullanmış, Meclis in açılışının, o günün kutsallığından faydalanmak için Cuma günü yapılacağını belirtmiş, Hatmi Şerif ve Buhari Şerif okunmaya başlanmasını emretmiştir.

Ahlâki ve manevi tahribat yapmayı çalışma sahası haline getirmenin savunulabilir hiçbir yönü yoktur. Dine karşı tavır almak ise, akıl, bilgelik, insanlık gibi değerlerle izah edilebilecek bir durum değildir. Türkiye nin direncini kırmak isteyenler ülkemiz üzerinden ellerini çekmelidir.

Konuya gösterdiği duyarlık ve hassasiyet sebebiyle Anadolu Gençlik Derneği ne teşekkür ve minnet borçluyuz.

(email:sakirtarim@yahoo.com.tr)