Finlandiyalı bir turist İstanbul ziyaretinden sonra
enteresan bir tespit yapmıştı. 1453 te almışsınız ama hâlâ yerleşememişsiniz!
Silueti bozulan şehir için yapılabilecek en anlamlı tespitlerden birisiydi.
Şehirlerin ruhu vardır. O ruh üzerine kendi anlamlarımızı
katarız şehirlere. İstanbul bu açıdan dünyadaki nadir şehirlerden birisidir.
Tarih sahnemizin en şaşaalı perdesidir. Hakkını vermemek yiğitliğe yakışmaz. İşin
burasında tarihi olaylarımızı neden andığımızı hatırlamak gerekiyor. Niye
kutluyoruz biz böyle günleri Ritüel mi bunlar Yok, başka bir şey olmalı
Dosta düşmana bir gövde gösterisidir aslında bu
kutlamalar. İçinin bu mana ile dolabilmesi için bu tarihleri kutlayan
nesillerin kendi tarihlerini yazıyor olmaları elzemdir ama! Doğru okudunuz. Her
nesil içinde bulunduğu zamanın tarihinden sorumludur. Geçmiş zaman bize
uygulamalar açısından fikir vermekle mükelleftir sadece. Gelecek tahayyülü
kalmamış, kendi tarihini yazmanın korkakları ancak geçmişe saplanır kalır.
Bunun farkında olmak iyileştirecek bizi emin olun. Korkmayın. Tarihimizle
övünmek hakkımız. Zaferlerimizle gurur duymak hakkımız. Bu hak nasıl bize miras
kaldıysa, biz de bu misyonu taşıdığımızı iddia ediyorsak -ki iddia ispat ister-
bizden sonraki nesillere övünecekleri bir tarih bırakmaya uğraşmaktan başka
ödevimiz olabilir mi Geçmişle övünmek böyle bir ödevi zaruri hale getirmiyor
mu
Osmanoğulları Beyliği Söğüt te küçük bir beylikken
büyümenin, İla-yı Kelimetullah ı yaymanın düşünü kurmasalardı, Selçuklunun
yaptıklarını büyütselerdi sohbet halkalarında, Alparslan ı ululasalardı her
defasında, Ertuğrul un hikâyeleri anlatılsaydı sürekli çocuklara; ama
varlıklarını devam ettirmek için Bizans la anlaşsalardı, o beylik üç kıtaya
adaletle hükmeden bir imparatorluk haline gelebilir miydi
Nasıl soru ama Tanıdık geldi değil mi çizdiğim tablo
Merak buyurmayın. Körü körüne muhalefet edecek değilim. Soru sormanın cesaret
istediği bu dönemde birkaç deli çıkıp bu soruları hiç olmazsa tarihe not
düşülsün diye sormalı. Sorabilmeli. Olur da düşünüp hak veren, tarihinin
hakkını vermeye niyetlenen bir torunun vicdanına dokunur da ses gelir! Kim
bilir
İstanbul un Fethi nin 563. yılını kutluyoruz bugün.
Gemilerin karada yürütüldüğü günün, batının silahları yerine kendi toplarının
döküldüğü günün, bir müjdenin merhametine sığınıldığı günün, Allah tan
başkasından medet umulmadığı lakin eşeğin de sağlam kazığa bağlandığı günün
yıldönümü bugün. Tarihsel anlarımızın nasıl anılması gerektiğinden bahsetmiştim
yukarıda. Hatırladınız mı Anadolu Gençlik Derneği önümüze düştü ve dün on
binlerle beraber fethin sembolü Ayasofya nın önünde hem kıyamda durmak, hem
secde etmek nasip oldu. Emeği geçenlerin, öne düşenlerin, fetih ruhunu
taşıyanların dilerim ki ayaklarına taş değimesin. Bu inancı ve heyecanı diri
tutmak her şeyden önemli! Unutmamak, hatırlamak çok önemli! unutturmasın Rabbim
hiçbir zaman. Yine dün akşam Kocaeli de Fetih kutlaması gerçekleşti.
Türkiye nin dört bir yanından insanlar akın akın aktılar Kocaeli ne. Karşılık
beklemeden, menfaat gütmeden, o müjdeyi bir kez daha yaşamak için geldiler.
Böyle bir adanmışlığın önünde durulur mu sanıyorsunuz
Rakamlar sizi yanıltmasın sakın. Üç boyutlu sahne de
yoktu programda. Ama binlerce vazgeçmeyen vardı. Burada sihirli kelime
vazgeçmemek ! Çünkü yeni bir dünya vazgeçmeyenlerle kurulabilir ancak!
İngiliz bir tarihçi Müslüman olması için kendisini
tetikleyen olayın, Peygamber Efendimiz (s.a.v) in Mekke nin Fethinden sonra
Medine ye dönmesi olduğunu söylüyor. Osmanlı nın nasıl böyle bir tarih
yazdığını düşündüğümde aklıma geliverir. Osmanlı Asr-ı Saadete benzemek için
çaba harcamıştır. Selatin Camilerin ikinci müezzinleri hep âmâ müezzinler
olmuş. İbn-i Mektum hatırına Kurdukları her vakfın o kutlu asırla bağları var.
Altı yaşından beri Fatih in yanında olan hocası Akşemsettin; neden, niye, nasıl
oldu da İstanbul alındıktan sonra ayrılabildi Çağ açan adamın yanından Rahat
zamanları hak etmiyordu Tüm bunlardan çıkaracağımız ibretler olduğunu hâlâ
düşünmüyor musunuz
Bizi rahatlatacak ortamlar ve insanlar arıyoruz şimdi.
Dişlerimizi sıkmayı unuttuk farkında mısınız Oysa asıl ihtiyacımız olan
gazımızı alacak birileri değil. Bizi rahatsız edecek adamları aramak lazım.
Bilgi kaynaklarımızı gözden geçirebilmeli, tek başına bilgi sahibi olmanın
yeterli olmayacağına ikna olmamız şart. Fikir sahibi olamadığımız sürece anlık
hazların kurbanı olup gideceğiz. Neye inandığımızı ve tarihimizi iyi bilmek
zorundayız. Sebep sonuç ilişkisi kurmaya kendimizi zorlamalı, tekerrür edenin
tarih değil hatalar olduğuna inanmalıyız. İşte o zaman istikametimizi keşfetmek
mümkün olur. Yürümek zahmetten çıkar, rahmet olur. Azlar çoklara galip olur.
Ecdadın sözü kaldırılır yerden. Torununa da bu yakışır zaten
Her beldenin bir Fatih i olur zaten Gerisi işgalcidir!
Sen Fatih misin, İşgalci mi
Kalbinizin sahibine emanet olun
Eyvallah!!!