Ağaç Dalıyla Gürler

Abone Ol

Ağaç dalıyla gürler sözü akraba ilişkilerinin hayatımıza kattığı kazanımlara işaret eder… Fiziki koşullar uygun olmasa dahi iletişim araçlarını kullanarak yakınlarımızla bağımızı sürdürmemiz ruhsal ve duygusal bir ihtiyaçtır. Köklerinizle güçlenir, köklerinizle hayat bulur ve köklerinizle var olursunuz… Kan bağınız olan kişilere her koşulda daha yakınsınızdır ve farkında olmadan birbirinizi beslersiniz.

Geçtiğimiz hafta kuzenim Esteworld Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Tuncer’in oğlu Burak Tuncer’in Çırağan Sarayı’ndaki düğününde aile büyüklerim ve kuzenlerimle bir araya gelme imkânım oldu. Siyaset ve iş çevresinden de çok sayıda kişinin katıldığı düğün Tuncer ailesinin fertlerini bir araya toplayarak kaynaşmalarına vesile oldu.

Yeğenimiz Burak Tuncer’in düğününde uzun yıllardır görüşemediğim kuzenlerimle bir araya gelmek hayatımın en önemli anlarından biriydi. Aramızdaki mesafe ne olursa olsun aslolan kalplerimizin yakınlığıdır desek de bir araya gelemeyince o yakınlığı korumak da zorlaşıyor.

Kuzenlerimle bir aradayken zamanın akışına kapılıp ne çok şeyi kaybettiğimizi fark ettim. Gündelik meşgaleler bizi oyalıyor ve sevdiklerimizle geçireceğimiz vakitleri hep erteliyoruz… Oysa her fırsatta sevgiyi paylaşmaktan ve bir arada daha fazla vakit geçirmekten bahsederiz öyle değil mi? Peki yakınlarımızla ne kadar sıklıkla görüşebiliyoruz? Ne kadar? Mesafe gittikçe açılıyor ve meşgaleler bizi hücresine hapsedip köleleştiriyor. Neyse ki düğünler, bayramlar ve özel merasimler ihtiva ettiği anlamın dışında akrabaları bir araya getiriyor ve hemhal olmalarını sağlıyor...

Ne kadar varız ki hayatın içinde? Kaç saat? Kaç gün? Kaç ay? Kaç yıl? Yakınlarımızdan esirgediğimiz vakitleri ve paylaşmaya fırsat bulamadığımız sevgiyi ne kadar hapsedebiliriz içimizde? Hepimiz bir ağacın dalları, yaprakları ve tomurcuklarıyız. Ve ne dal gövdeden ayrılabilir ne de tomurcuklar kozasından koparılabilir… Aile uzaktaki ve yakındaki tüm fertlerini gövdesinde bağlı tutar ve sevgi ile besler… O yüzden aileyi korumayı şahsımızı korumak kadar önemli görürüz…

Mensubu olduğum Tuncer ailesi aslen Yörük’tür ve ikram severliği, insan severliği, cömertliği ve ticari alanda elde ettikleri başarıları ile bilinir ve bu özellikleri ile bölgede özel bir saygınlığa sahiptirler. Atalarım hayatlarının büyük bir kısmını Kızılbelen dağlarında göçebe olarak geçirdiler ancak düşünce ve yaşam şekli itibariyle şehirliydiler ve iki kültürü uzlaştırarak bir bütünlük içinde yaşadılar. Eğitime önem verdiler ve yaz mevsiminde dağlarda hayvanlarla meşgul olan kuzenlerim kışın okula gider ve eğitim hayatlarını sürdürürlerdi. Atalarım eğitime, dostluğa, paylaşıma önem verirlerdi ve cömerttiler sofralarını ve kalplerini herkese açarlardı. Kekik kokan dağlar kadar doğaldı onlar ve içlerinde ne varsa size onu yansıtırlardı. Hile, ikiyüzlülük, çıkarcılık, korkaklık onların bilmediği şeylerdi ve hayatları ile bütünleşen doğa kadar temiz ruhluydular…

Bir yaz akşamında bizi bir araya getiren ve kaynaştıran kuzenim Mustafa Tuncer’e  ve kıymetli eşi Ergün Tuncer’e ve bana kız kardeş olduğumu hissettiren akran  kuzenlerim Ahmet Tuncer, Hatice Tuncer, Gülizar Tuncer, Ayşe Tuncer, Mevlüt Tuncer, Kadir Tuncer, Hacı Ali Tuncer, Veli Tuncer, Hüseyin Tuncer’e ve tüm Tuncer ailesine teşekkür ederim… Ayrı mekânlarda yaşıyor olsak da sizlerle olan bağımı özenle koruduğumu biliyorum…