Ağabeylerim diyor ki: uzun bir yürüyüştü bizimkisi

Abone Ol

“Büyük Doğu’nun ışığında uzun, belki daha da uzun bir yol var; kalkıp yürünecek” demişti genç adam. Kalbinin sancılarını kendisine yoldaş edinerek… Demli çaylar refakatinde uzun gece yürüyüşlerine çıkmıştı. Şafağın er ya da geç sökeceği umuduyla karanlığın üzerine yürümüştü. Ağabeylerinin gösterdiği menzilde uzun, upuzun bir yürüyüş…

Kimisinin yüreğiyle yürüdüğü, kimisinin “Omuz omuza verince yol mu dayanır” türküsünü en hazin yerinde yarıda bıraktığı, kimisinin ise billboardların, asfalt duble yolların ortasında kalakaldığı…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Telaşesi, suni gündemleri, yeni anayasaları, laikliği, demokrasileri hiç bitmeyen; lakin buna rağmen karada yaptığımız gemiler, hayalini kurduğumuz günler, baharı getirecek olan çiçeklerle devam eden bir yürüyüş… Yürüyüşün nihayete ereceği menzilde bizleri bekleyen; bataklığın içinde cümle kuranlara inat bataklığı kurutmaya talip genç adamlar… Her hafta bizlere mesuliyetimizi; Burkina Faso’yu, Filistin’i, Suriye’yi, Arakan’ı, Moro’yu, Doğu Türkistan’ı, Türkmen Dağı’nı, Kıbrıs’ı, Diyarbakır’ı, İstanbul’u hatırlatan genç adamlar…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Kimimiz bu yolda Cevat Ayhan gibi istikamet üzere yürüdü. Kimimiz “dev posterler günahlarınızı örtmez” deyip çok sonraları aynı posterlerin altında soluklandı.

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Adnan Demirtürk’ün fetih şöleninde kürsüyü kavrayarak,
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın /Hedefe varmayan mızrak utansın /Hey gidi küheylan, koşmana bak sen /Çatlarsan doğuran kısrak utansın” dediği uzun bir yürüyüş…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Her geçen gün sayının, istatistiklerin daha çok önem arz ettiği günlerde devam eden uzun bir yürüyüş… Kimisi o yolda zaferi, yüzdelik dilimleri kendisine şiar edindi. Kimisi şairin uzattığı dala tutundu:
“İktidara gelemeyen partileri, şampiyon olamayan takımları, gözlerine bakamadığımız kızları sevmedik mi hep zaten?”
Kimisi zafere ulaşmak için eğildi, büküldü. Zafer; istikametti… Bilemedi.

İşte böyle uzun bir yürüyüştü bizimkisi. Kimimiz yürümekle kalmadı; ömrünün en güzel yerinde, Rabb’ine kavuşacağına hissedercesine koştu, koştu… Kimimiz Bedri İncetahtacı gibi sırrın çözümüne vâkıf oldu. Kimimiz onun gibi nicesinin varlığından habersiz yaşadı.

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi. Kimisi Oğuzhan Asiltürk gibi en önde yürüdü. Önden gitti. Yol açtı. Kimisi en arka safta bile durmadı:
“Cengi attı /Dünyaya daldı /Tezeğe konan sinekler gibi…”

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Yolun refiksiz kaldığı uzun bir yürüyüş. Kimisi o yolda Şevket Kazan gibi kâh mitingde yalnızca polis memurlarına konuştu, kâh papazın kürsüsünde hakkı haykırdı. Sancağı işaret ederek emaneti teslim etti. Kimisi milyonluk mitinglerde yüreğinden kopan değil de prompter’dan kopan cümlelere sığındı.

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… “Ağabey diyor ki” diye başlayan yazılarla yüreğimizin inşirah bulduğu uzun bir yürüyüş… Kimimiz İsmail Müftüoğlu’nun o satırların arasında kendini buldu. Kimimiz kalemini holdinglere, kelamını ihalelere teslim etti. Kimimiz yolda bir nehre rastladı. Nehri geçerken kana kana içti. Yolda dökülenler, atını ve yolunu değiştirenler oldu. Ve en nihayetinde “Rabb’im!” diyenler;
“Rabb’im! Üzerimize sabır yağdır, ayağımızı sabit kadem kıl!” diyenler…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Yol açanların yanında, Recai Kutan gibi yol olanların bulunduğu yolun kesiştiği uzun bir yürüyüş… Ak sakalı, bükülmüş beli, çekilmiş kılıcı, tekerlekli sandalyesiyle;
“Vur kazmayı dağlara Ferhat! /Çoğu gitti, azı kaldı” diyenler…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi. Kimimiz bu yolda Erbakan Hocamızın miting organizasyonlarını gerçekleştiren Ali Soylu gibi yürüdü. Yoldaki konvoydan sonra “Artık hocam, bu mitingde benim eksiğimi bulamaz” dediğinde Erbakan Hocamızın,
“Ali, altmış yedinci arabanın bayraklarını asmamışsın.”
dediği meşakkatli bir yürüyüş…

Uzun bir yürüyüştü bizimkisi… Yolun yoldaşsız kaldığı ama yolcusuz kalmadığı uzun bir yürüyüş. Kimimiz bu yolda Ali Soylu gibi terledi. Kimimiz Bedri İncetahtacı gibi ölümün üzerine yürüdü. Kimimiz Muammer Topçu gibi gençlerin hizmetine koşarken Hakk’a yürüdü. Kimimiz Ahmet Tekdal gibi yükün altına elini koydu. Kimimiz Süleyman Arif Emre gibi şiirler yazdı. Kimimiz onun şiirlerini besteledi. Marşlarla, ezgilerle yürüdü… Kimimiz megafonu tuttu. Kimisi arka safta sigara tüttürdü. Kimisi tüm bu isimlerin üzerine daha yaşarken beton döktü.

En nihayetinde herkes nasibine düşeni yaptı ve nasibi kadar yürüdü. Ne mutlu davası için koşabilenlere… Koşamazsa yürüyenlere… Yürüyemezse de sürünerek de olsa yoluna devam edenlere…