Ağabey diyor ki; Yalancının mumu devamlı yanmaz

Abone Ol

Siyasetimizdeki menfi görüntüler, tabanımızı ziyadesiyle üzmektedir. Ayrıca TV ekranlarından ufunet saçılmakta, böylece her türlü ahlaksızlık alkışlanmaktadır. Maalesef siyasi ahlak, ahlaksızların elinde oyuncak haline geldi. Böyle bir toplumun ilânihaye payidar olması düşünülemez. İnsanlar işledikleri kötülüklerden asla utanmıyor ama her nedense iyilik yapmaktan utanıyor. Çünkü utanmayanların ar-hayâ perdesi buharlaştı, iyilik yapanlar da takva örtüsüne bürünmüş durumdadır. Böyle bir toplumda, selamet ve saadete ulaşmak zordur.

İmam-ı Gazzâlî der ki; “Cahillerle tartışmaya girmeyin, zira ben hiç (onları) yenemedim.” Hele hele cahil insanlarla münazaraya girmeyin, zarar görürsünüz. Cahil ile sohbet nafiledir, üstelik sıkıntılara sebebiyet verir. Çünkü cahiller aynı zamanda nadan olur. Bu gibi siyasilerle de zaman kaybından uzak durulmalıdır.

Günümüzde haram lokma midelere indiği için, insanlar birbirini dinlemiyor, birbirini anlamıyor, tahammül edemiyor. Böylece siyasi kin ve siyasi nefret, kibir ve bencillik toplumun huzurunu içten içe çürüttüğü için, insanlar birbirini sevemiyor.

Oysa güçlü toplumlar; nezaketle, merhametle, sevgiyle ve adaletle ayakta kalabilir. Aksi halde, anarşik ortam içinde yaşamak mukadder olur. Peygamberimiz bir hadisinde; "Mümin cana yakındır” (İbn Hanbel, Müsned, II, 400) buyurarak, bize sadece dini değil, insan olmayı da öğretiyor. Ama maalesef dünyevileşen insanlarda bu haslet buharlaştığı için, birbirimizi anlayamıyoruz.

Öyle bir zamana geldik ki; "Hayvanlar dahi yiyeceğini çalmak isteyen diğer hayvana tepki gösterirken, insanların ekmeğini çalan hırsızı alkışlaması bir akıl hastalığıdır” tespiti vuku bulmaktadır.

Böyle insanların oluşturduğu bir toplum, eninde sonunda, eski kavimler gibi, çökmeye müstahak olur. İşte bu sebeple de ülkemizdeki mevcut siyaset, yapıcı değil, tam aksine ayrıştırıcıdır. Genel başkan (!) diye ortalıklarda dolaşanlar yükseltme yerine batırma ile meşgul olmakta, siyasi rant için bukalemun gibi her renge girmektedirler.

Şair Mehmet Aygün’ün dizelerinde dendiği gibi:

Suyu ateş ile buhar ederler,

Ateşi su ile duman ederler,

Toprağın üstünde kuduranları,

Toprağın altında adam ederler…

Zira dünya bâki değil, fânidir. Makamlar da rütbeler de daimi değil, gelip geçicidir. Bu idrak içinde olanlar faydalı olur, tekebbür etmez, mülayim olur. Aksi düşünenler ise eskiden olduğu gibi, Firavun olur, Nemrut olur, Karun gibi zenginleşmeye çalışır.

Bu gibi insanlar, her konuda dik duran insanları asla sevmezler. Onları elimine etmek için her türlü baskı aracını kullanırlar. Seçim yasağı getirirler, haksız bir şekilde suçlayarak soruşturma geçirmelerini sağlarlar. Böylece önlerinde mâni olacaklardan kurtulurlar.

Bu akıl almaz tezgâhlamalardan dolayı, bazı insanlardan o kadar tiksiniyoruz ki, iyilik etmek isteseler de asla onları affetmek istemiyoruz. "Keşke insanlar uzaktan göründükleri kadar mükemmel, konuştukları kadar dürüst, göründükleri kadar samimi olsalar. (Ama) hep bir kurmaca, hep bir yalan, hep bir kandırmaca var” (İlber Ortaylı) durumu mevcudiyetini devam ettirmektedir. Zulüm devam etmekte, mazlumların ise sesi çıkmamaktadır.

Merhum Erbakan'ın ifade ettiği gibi; "Bugün vergilerin çoğu haksız bir şekilde fakir fukaraya (az gelirliye, emekliye, işsiz olana) ödettiriliyor. Çünkü alınan verginin yaklaşık %70'i dolaylı vergilerdir. Devlet zenginden borç alıyor, onlara faiz ödüyor. Asgari ücretliden ise vergi alıyor. Aldığı vergiyi zengine faiz olarak ödüyor.” Malum, fakir fukaranın, az gelirlinin feryadı duyulmuyor. Bugünkü muktedirler, maalesef zengini daha zengin ederken, fakir fukaranın sofrasının bereketini azaltıyor, ondan sonra da bu işleri biliyormuş gibi caka satıp, böylece milleti kandırabiliyor.

Ancak İmam-ı Gazzâlî der ki: “Bir hükümdarın dindar görünmesi, adil olduğunu kanıtlamaz. Adalet sözlerde değil, uygulamalarda ortaya çıkar.” Yani “Âyînesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.” Alıştırılmış papağan gibi konuşmalardan vazgeçilmeli, adalet siyasallaştırılmamalı ki, kişiler kendilerini hür hissedebilsinler.

Kemal Sunal’ın ölmeden önce belirttiği gibi; "Hiçbir şeyden çekmedik, namuslu gibi görünen namussuzlardan çektiğimiz kadar.” Görüntülere değil, herkesin özüne bakmak gerekir. Millete yalan söylenmemelidir. Nitekim tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin; yalanın, ihanetin, şerefsizliğin tedavisi yoktur.

Temeli bozuk insana, tonlarca demir atsan da harç tutmaz. Zira yalancının mumu devamlı yanmaz.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).