Ağabey diyor ki; Nifakçı olma birliğe ram ol

Abone Ol

Günümüzde insanlar, maalesef, hürriyet ararken köleliğin, adalet ararken zulmün, mutluluk ararken bunalımın, muhabbet ararken kin ve nefretin tuzağına düştüler. Zira insanların kahir ekseriyeti dünyevileşmiş durumdadır. Aklını kullanma yerine nefsini konuşturmaktadır. Doyumsuz bir iştiha ile dünyada baki kalacaklarını sanmaktadır.

Hemen belirtelim ki; insanımız kendi medeniyetini terk ederek, Batı medeniyetinden müstefit olmaya çalışmıştır. Oysa bugünün Batı medeniyetinin bize miras bıraktığı kavramlara gelince, bunlar da bize zulmü, köleliği, bunalımı, kin ve nefreti bırakmışlardır. Yani neticede melez bir toplum oluşturulmuştur.

Ama buna mukabil ehl-i sünnet olanların, Peygamberimizi sevenlerin, O’nun yolunda gidenlerin ayrı bir İslami kimlikleri olmamıştır. Onların tamamı Allah’ın boyası ile boyanmışlardır. (Bakara/138) Nitekim İslam’ın yayılmasına öncülük eden:

· Yusuf el- Hemedânî’ler,

· Şeyh Ahmed Yesevî’ler

· Şâh-ı Nakşibend’ler,

· Abdülhâlik Gucdüvânî’ler,

· Mevlana’lar,

· Hacı Bektâş-ı Velî’ler,

· Tapduk Emre’ler,

· Yunus Emre’ler,

· Hacı Bayrâm-ı Velî’ler,

· Molla Gürânî’ler,

· Akşemseddin’ler,

· Ayvaz Dede’ler,

· Gülbaba’lar,

· Aziz Mahmud Hüdâyî’ler,

· Sarı Saltuk’lar,

· Dursun Efendi’ler,

· Sami Efendi’ler,

· Mehmet Zahit Kotku’lar,

· Bedîüzzaman’lar,

· Mahmut Efendi’ler…

Bunların tamamı, kaynaklara göre, ehl-i sünnettir. Yani İslam’a inanan insanlardır. Bunların tamamı “Dinim İslam, Kitabım Kur’an ve yolum sünnettir” diyerek mücadele verdiler. Onun için bunların tamamı insanlara örnek şahsiyetlerdir.

Buna mukabil birtakım ihanet odakları, Müslüman olan milletimizi Alevi-Sünni diyerek bölmeye çalışmaktadır. Milletimizi ehl-i sünnet yolundan uzaklaştırmak için her türlü gayreti göstermektedir.

Bu şer odaklarına göre bir insanın kalbinin temiz olması yeter. Kalbi temiz olan, diğer ibadetleri yerine getirmeyebilir. Oysa Hz. Ali, kalbin temizliğinin arşı nurlandırdığını beyan ederken, diğer ibadetlerin huşû içinde yapılması gerektiğini de ifade buyurmuştur. Zira O, savaşta ayağına giren okun çıkarılmasının canını acıtacağını bildiği için, namaza durduğunda çıkarılmasını emretmişti. Çünkü namazını huşû içinde kılardı, namazını kılarken Allah’a teslimiyet içindeydi. Malum, namaz müminin miracıdır. İşte bu hassasiyetle, İslam dini kısa bir dönem içinde her tarafta yayılmaya başladı. Bu başarı Kur’an ve sünnete bağlılığın sonucunda elde edilmiştir. Ama bugün kitabı bir, peygamberi bir, kıblesi bir, Allah’ı bir olan Müslümanlar maalesef siyasi rant için birbirini boğazlamaktadır. Biz, bizi bölmeye çalışan tüm siyasi görüşlere karşıyız. Çünkü: “Müslümanlar ancak kardeştir.” (Hucûrât/10)

Onun için denir ki;

Ya İslam’da erirsin

Ya küfürde çürürsün

Yol burada bitmiyor

Gittiğinde görürsün

Hemen bir daha belirtelim ki; asıl olan ehl-i sünnettir. Alevilik, Sünnilik yapay bir hadisedir. Günümüze kadar gelen fitnenin, cehaletin, yobazlığın, dalaletin ve ihanetin sonucudur. İşte bu densizlikler sebebiyle, tarihten beri, mutabakatımız bir türlü sağlanamamış, tam aksi bölünmeler olmuştur ve maalesef bu bölünmeler elan da devam etmektedir.

Oysa Allah: “Bölünmeyin, parçalanmayın, ittifak içinde olun. Yoksa devletiniz elinizden gider.” (Enfâl/46) buyurmaktadır. İşte bu emre herkes, klik ve meşrebi ne olursa olsun, uymak mecburiyetindedir. Toplumun selameti ve saadeti de bu anlayışa tabi olmaktan geçer. Cehalete prim vermemek gerekir.

Ama doğruları haykırmak cesur insanların işidir. Yanlış olanlara doğru diyerek biat etmek korkakların ve yalakaların mesleğidir.

Merhum şair Abdurrahim Karakoç der ki:

Sonu hatırladım, ilki duyunca

Kula kul olmadım ömür boyunca

Hakkın zehrini içtim doyunca

Batılın balına kustum; gel de gör.

Günümüze gelince, ülkemizde ekseriyetle denebilecek kadar, İslamiyet’i yaşayanların sayısı her gün biraz daha azalmaktadır. Maalesef İslam’ı kullanıp, lüks hayat yaşayanların sayısı ise her gün biraz daha artmaktadır. Bir de bunlara su taşıyan köleler vardır. Bunların ziyadesi aklını kullanmayan insanlardır. Artık Müslüman’ım diyenlerden de haram yiyenler, yalan konuşanlar var. Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav): “Yalan söyleyen insan, en tehlikeli olan insandır, (onlardan) uzak durun. (Zira) yalanla iman bir arada bulunamaz” buyurmaktadır. Onun için insan kibirlenmemeli, mütevazı olmalı ve tüm yanlışlardan uzak durmalıdır. Zira insanın son arabası tabut, son elbisesi kefen, son durağı da kabirdir.

Yine merhum Abdurrahim Karakoç’tan:

Buradayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin

Yani iyi kul ol, milletini yanıltma, münafıklıktan uzak dur. Tarik-i müstakime revan ol. Ülkemizde ve diğer İslam coğrafyasında yaşayan tüm gönül sultanlarının da tavsiyesi budur. Onlar yolu açtılar. Onun için Müslüman olarak yaşamaya bak. Onun için birbirinizi Allah rızası için sevin, birbirinize sırtınızı çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Zira yüce Allah, Müslümanların kardeş olduğunu emretmektedir. Biz de Allah’ın kulları olarak buna uymaya mecburuz.

Malumdur ki, her insan ilk bakışta insana iyi gelir. Gerçek yüzü ise sonradan yaptıklarından anlaşılır. Onun için insanların ilk zamanlarda söylediklerine, yaptıklarına değil, son zamanlarda yaptıklarına bakarak değerlendirme yapmak en doğru olandır.

Allah (cc) kuluna der ki:

Sabret, seni seveyim

Şükret, nimetimi artırayım

Tevekkül et, başarıya ulaştırayım

Dua et, kaderini değiştireyim

Bana güven, hiç kimseye muhtaç etmeyeyim

Müslüman olarak, Allah’a şükreden gönül sultanları gibi, huzura kavuş, din dışı tüm izm’lerden, ideolojilerden uzak dur, ‘Adil Düzen’ taraftarı ol. Nifak çıkaran nifakçı olma, birliğe ram ol. Ötekileştirici ve bölücü olmaktan uzak dur ki, ülkede selamet ve saadet olsun, vesselam.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 15.01.2026