Malazgirt Zaferi nden sonra, Süleyman Şah tarafından fethedilen bu tarihi ilimize bir seyahat gerçekleştirdim. Müze müdürü, fedakar dostum Mevlüt Üyümez bey in misafiri oldum. Birlikte dolu dolu bir gün geçirdik.
Afyonkarahisar, Ege ve İç Anadolu Bölgesi ni birbirine bağlayan yollar üzerinde Geçmişte Roma, Lidya ve Frigyalılar yaşamış bu topraklarda. Bir çok savaşlara sahne olmuş buralar. En son, Büyük Taarruz bu ilimiz sınırları içindeki topraklarda gerçekleşmiş. Yöreye hakim tepelerde şehitlikler var. En meşhur olanı ise Kocatepe
Mevlüt bey, beni Çiğiltepe Şehitliği ne götürdü. Şehrin 40 km. kadar güneyinde... Çok duygulandım. Antep ten Bolvadin e, Pötürge den İzmir e kadar yurdun çeşitli yerlerinden gelerek burada şehit düşmüş kınalı kuzuları hatırladım. Yaşları 18-28 arasında... Herbiri için temsili anıtlar dikilmiş. Onların ruhlarına Fatiha okuma fırsatı buldum.
Hele, Albay Reşat ın hayat hikayesi Çiğiltepe Şehitliği nin en hakim yerine büstü yapılmış. Büyük Taarruz da, Çiğiltepe kısa süreliğine düşman hakimiyetine geçmiş. Komutanı, bu tepenin geri alınması için Albay Reşat bey i görevlendirmiş. Aynı zamanda savaşın seyri gereği, bu tepenin geri alınması için bir süre tayin etmiş. Albay Reşat, dik uçurumlarla çevrili Çiğiltepe nin geri alınmasında büyük gayret ve fedakarlıklar göstermiş. Tepe yi düşmandan geri almayı başarmş. Fakat zafer, verilen süreden 15 dakika gecikmiş. Albay Reşat, bu gecikmeyi bir türlü içine sindirememiş. Varlık yokluk günlerindeki bu gecikmenin asker üzerinde kötü bir iz bıraktığını düşünmüş. Bu suçluluk psikolojisi içinde intihar etmiş.
Bu olaya şahit olan askerleriz, kendilerinden kat kat üstün olan düşmana karşı kıyasıya bir mücadeleye girişmişler. Kısa sürede düşmanı geri püskürtmüşler. Büyük Taarruz un zaferle sonuçlanmasında bu olayın da büyük rolü olduğu anlatılıyor.
İslam da intihar yasak. Albay Reşat ın tavrı, vatan savunması için yerine getirilen görevlerin bir emanet olduğu ve vazife şuuruyla hareket edilmesi gerektiğini göstermesi bakımından oldukça anlamlı.
Şehitlik dönüşünde bizi karşılayıp ayran ikramında ısrar eden yayla sakinlerinden Muhterem bey in bu asil davranışı milletimizde var olan cömertlik duygusunun güzel bir örneğiydi.
Sevgili Mevlüt bey, şimdi de beni müdürlüğünü yaptığı "Arkeoloji Müzesi"ni gezdiriyor: Kitabeler, sandukalar, mezar örnekleri, heykeller, Roma, Lidya ve Frigyalıların kullandıkları çeşitli eşyalar Hepsi, insandaki ebedi ve güçlü olma duygusunun tezahürleri İnsan bunları gördükçe, Allah ın insan için takdir ettiği ömrün amacına uygun kullanılması gerektiği anlayışını daha da pekiştiriyor.
Mevlüt bey kardeşim, müzeyi gezdirirken, bir sanduka üzerine işlenmiş tanrı figürleri ve diğer dini motifleri tanıtıyor. Nike, Eros, Hijyen gibi isimlerin Batılılar tarafından hala kullanıldığını ve bu toplumların geçmişlerinden aldıkları hızla geleceğe yürüdüklerini anlatıyor ve ilave ediyor: "Biz, biz olmasını bilirsek, bize değer verirler. Orijinalitesini kaybeden toplumlar, itibarlarını da kaybederler. Kendimiz olmasını bilmeliyiz."
Bu müze ziyareti, geçmiş kavimlerin durumundan ibret almak bakımından, bende çok büyük etkiler bıraktı. Ömrün, ahirette ebedi saadete ulaşmak amacıyla değerlendirilmesi gerektiği noktasındaki duygularım pekişti. Canlı örnekler ve kıyaslama yöntemi insan üzerinde daha etkili oluyor. Yaşlılar arasında gençliğin, huzurevinde eşimizin, hastanede sağlığın, hapishanede özgürlüğün önemini daha iyi kavramak gibi.
Kısaca, ismini "haşhaş" bitkisinden alan, mermer, sucuk ve Kurtuluş Savaşı mızın kazanıldığı Afyonkarahisar gezilip görülmesi gereken önemli bir şehrimiz. Pek çok kişi, orada kendini bulacaktır, diye düşünüyorum.