On beşinci yüzyılın ortalarında, Sahra-altı Afrika (Sub-Saharan Africa)’ dan milyonlarca kişi Trans-Atlantik köle ticareti yoluyla Amerika kıtasına götürülürken, yaklaşık on iki milyonunun sağ selim oralara ulaşması diğer milyonlarca kişinin ise kötü fiziki işkenceler ve soykırımlara maruz kalmaları sonucu hayatlarını kaybetmeleri insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından kabul edilmektedir.
Üçgen köle ticareti’ (triangular slave trade) yoluyla Amerika kıtasına ulaştırılan Afrikalı kölelerin torunları, bugün hala benzer ayrımcılık politikalarına duçar olmaktadırlar. ABD’de ikinci büyük etnik güç konumunda olan Afrika kökenli Amerikalılar, şu anda ekonomik bakımından sömürgecilerin torunlarına bağımlı bir konumdadırlar. Bugün ABD’nin önemli kapitaline sahip ilk beş yüz şirket içerisinde bunların varlık gösterememeleri en önemli göstergedir.
ABD’de, Afro-Amerikalılar için örtülü olarak uygulanmakta olan ikinci sınıf uygulamalar her alanda kendini göstermektedir. Örneğin, Bavyera asıllı Siyonist Lyman G. ve Joseph Bloomingdale’nin kurucusu olduğu ve 45 eyalette 840 şubesi olan ve geçen yıl 27,9.milyar $ ciro yapan Bloomingdale mağazalarından herhangi birisine Afrika kökenli bir ABD vatandaşı girdiğinde potansiyel suçlu öngörüsüyle mutlak suretle yakın takibe alınmaktadır.
Ferguson’da Afrika kökenli ABD vatandaşı genci öldüren polis memuru Darren Wilson’un mahkeme kararıyla suçsuz ilan edilmesi, ABD’nin yumuşak karnı (soft belly) Afro-Amerikalılar için bardağı taşıran son damla olmuştur. ABD, bir yandan dünyaya sözüm ona demokrasi ihraç etmeye çalışırken, ABD içerisinde Afro-Americanafobia retoriği ile ortaya koymaya çalıştığı korku tellallığı’ bir dilemmadan öte ne olabilir ki
Yeni Dünya Düzeni (Novus Ordo Seclorum) konsepti ile ortaya konulmaya çalışılan küreselleşme hedefinin aksi bir paradoksla, ABD içerisindeki olguların geçmişteki durumları( status-quo) aynen muhafaza edilmeye çalışılmaktadır. ABD’de, en büyük etnik azınlığa geçmişte alenen uygulanan yaklaşımların günümüzde de olduğu gibi korunmaya çalışıldığı son Ferguson olaylarıyla bir kez daha ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Ne yazık ki, Sub-Sahara kökeni vatandaşlarının etki alanlarını farklı ekonomik güç stratejisi ile tahkim edip taktiksel kontrol altına almaya çalışan Amerikan Yönetimi, kendilerini ekonomik olarak bağımlı görmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Geçmişteki köle-efendi’ uygulamasının modern versiyonu niteliğindeki bu uygulamayla toplumsal bir konsensüsün ortaya konması gayri kabilidir. Nitekim bu yanlış uygulamalar beraberinde darboğazları ve yeni çalkantıları da getirmektedir.
Ferguson olaylarına da, salt ölümle sonuçlanan ve ceza almayan Darren Wilson’a karşı oluşan fevri ve sınırlı bir adli vakıa olayı olarak görmemek gerekir kanaatindeyiz.
Latince , ’niger’ (siyah) kelimesinden İngilizceye menkul negro’ kelimesi bile tek başına geçmişteki halkalı köleleri ve onlara uygulanan holokost uygulamalarını çağrıştıran bir paranoya olarak halen mevcudiyetini korurken, Edger Rice Burroughs tarafından 1912’de ortaya konulan Ekvator Afrikası’nda geçen öykünün karakteri Tarzan (Ape dilinde beyaz derili) ve Maymunu (Tarzan of the Apes) imajı (köle ve efendisi) son Ferguson olaylarıyla yeniden vücut bulmuştur.
Daha düne kadar, ABD okullarında siyahileri küçük düşürücü Ashanti People’ (Afrika Halkı) şarkısı ile büyüyen Amerikan toplumunun, Afrika kökenli Amerikalılara farklı bir gözle bakması elbette ki düşünülemez.