“Afrin’den önce - Afrin’den sonra”ya devam…

Abone Ol

Ne diyorduk? Bir tarafta “Millî Medya Gecesi” ve o gece yaşadıklarımız…

Diğer tarafta “Afrin’den önce - Afrin’den sonra” diyerek yazdıklarımız…

Bilgisayarımın başına oturup da hangi yöne yönelsem diye düşüncelere daldığımda; iç işlerimiz şimdilik şöyle kenarda dursun, mecburen dış siyaset ve “Suriye Sorunu” merkezli Afrin’de başlayıp nerede sona ereceği pek de belli olmaya kulvarda ilerleyelim dedim…

“Suriye Sorunu” Afrin’den Münbiç’e doğru akıp giderken, Türkiye-ABD savaşına dönüştü mü desek, ya da yazılması gerekeni daha net ve açıkça yazıp Sermaye’nin ana sevdası olan dünya savaşına doğru evrilsin senaryoları uygulanmaya çalışılıyor mu desek…

Günlerdir Suriye topraklarındayız… Askeri olarak başarıdan endişem olmadığını önceki bir “Suriye-Afrin” yazımda yazdım ve bunu askerliğini hem yedek subay hem de neredeyse tamamını kurmay subaylarla ve Kıbrıs gibi bir yerde 1970’li yıllarda yaşamış biri olarak yazdım; bazı önemli detaylar o yazımda… Evet, “Harekât Şube”de de çalıştım, oradan da biliyorum; askerimiz planlamayı mükemmel yapar ve uygular… Ama sonrasında siviller/siyasiler ne yapar; işte orada endişelerim var… Savaş alanlarında yani meydanlarında kazanılanı masada kaybedişlerimiz var ya; tarihimiz bizi dikkatli olmaya zorluyor…

Şöyle de diyebiliriz: Siviliyle askeriyle Türkiye’de karar alma mekanizması içerisinde yer alanlar operasyonu en ince ayrıntılarına kadar ve iyi planlamışlar ve de plan gayet iyi uygulanıyor ama yine de çok yönlü olarak dikkatli ve çok uyanık olmakta yarar var…

Meselenin bir yönü böyle…

***

Diğer bir yönüne geçelim ve biraz da o alanda ilerleyelim bakalım…

Evet, diğer taraftan Afrin harekâtının alenen yapılması, Türkiye’nin haftalar önce ‘geleceğiz’ demiş olması demek, artık baskın hareketler sona eriyor demektir...

Türkiye ne yapıyor?

Türkiye mertçe, yiğitçe ve aleni olarak ‘yapacağım’ diyor, sonra yapacağını yapıyor...

Bu durum şunu gösteriyor: Bu Suriye seferi ve ardından inşallah gerçekleşecek olan zafer, geçmişte yaşanan zaferlerin belki en kolayı ama etkisi en büyük olanı olacak...

Hemen şunu hatırlayalım: Afrin harekâtını başladığı günlerde Fransa’nın BM’yi acil olarak toplantıya çağırması formalite gereği yapılmıştır ve Türkiye’yi suçlayıcı bir çağrı değildir yani dünya artık o eski dünya değildir ve biraz daha uyanmıştır... Yani…

Yanisi şu: Sermaye’nin borusu eskisi kadar ötmüyor…

Kim bilir, belki de “Suriye Sorunu” sayesinde Sermaye ve yandaşları da akıllanır…

Bu akıllanma meselesi de çok önemli ve derin bir mesele ama şimdilik detaylara dalmayalım, bu kadarla iktifa edelim, özellikle arif olanlar bu kadarından çok şey anlasın…

Meselenin başka bir yönü de böyledir ve bu yönü de çok ama çok önemlidir.

***

Ergenekon, Balyoz, 15 Temmuz ve daha nice saldırılarla Türk ordusunu yıpratmak için neler yapıldı neler; ama görüyoruz ki Türk ordusu yıpranmamıştır...

Bunun sırrı nedir? Türk ordusunu dimdik ayakta tutan nedir?

BİR: Türk ordusunun en büyük özelliği, işgal ettiği yerde halkı hiçbir zaman ezmez, sıkıntıya sokmaz, yerli halka her zaman şefkatle davranır, halk da Türk askerini sevgiyle karşılar. Bu özellik Türk askerinin zaferlerinin başlıca kaynağıdır. Osmanlılar yenilmiş ve çekilmiştir ama oraların halkı hâlâ onları özlüyor, belki de tekrar gelmelerini bekliyor...

İKİ: Türk askeri savaşa girmek istemez, savaştan uzak durur, sabreder ama Türk şayet savaşa girmişse, artık onun için ölmek var ama yenilmek yoktur; ya İSTİKLAL ya ÖLÜM!

ÜÇ: Türkler binlerce yıldan beri askerliğin kurallarını yani askerliği çok iyi bilmekte; dünyada askerliği onlar kadar bilen kaç millet var?

Bugünlük de bu kadar!

Selam ve dualarımız daim olsun; ve’s-SELAM mea’d-DUA…