Afrika ilgisizliği

Abone Ol

Afrika bugün Avrupanın üç katından daha büyük bir yüzölçümüne sahip bir kıta. Kıtanın büyük bir nüfus problemi çekmesine rağmen, birçok Afrikalı lider ve Afrika uzmanı 21. Yüzyılın Afrika yüzyılı olacağını iddia etmektedir. Büyük güçler dünyaya egemen olan neo-liberal politikalarını çoktan kıtaya yöneltmiş olmalarına rağmen, biz Müslümanlar Afrikadan bakılınca onlar için ne ifade ediyoruz

Tarihi geri götürdüğümüz zaman biz biliyoruz ki, ilk defa Müslümanlar Afrikaya diplomatik ve barışçıl yollarla yakınlaşarak tebliğ görevlerini yerine getirmişler, yazıyı götürmüşler ve ticareti geliştirmişlerdir. Ancak birer aktör olarak İslami yönetimlerin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, Afrikada emelleri bulunan medeni Avrupalılar Afrika tarihine damgalarını vurmuşlar ve karanlık Afrika tarihinin mimarları olmuşlardır.

Afrika, Avrupa edebiyatında vahşetin hüküm sürdüğü karanlık bir coğrafya olarak görülmüş ve vahşet dünyası olarak tanımlanmıştır. Yine o dönemlerde Avrupalılara göre Afrikada yaşayan herkes ilkel toplumun birer elemanı olarak basit insan kategorisinde yer almıştır. Basit insandırlar çünkü basitlikten kurtulmak için özgür insan olmak gereklidir; özgür insan ise ancak ve ancak bir ulusa ait olmak ile mümkündür. Kabile halinde yaşayan Afrikalılar ise insandan sayılmamışlardır.

Afrikaya bu şekilde medeniyet götürmeyi amaçlayan Avrupanın yanında bir de dönemin Papasının Terra Nullius adı verilen sömürgeci bir fetva yayınlaması Avrupanın ekmeğine yağ sürmüştür. Bu fetva, Hıristiyan olmayan bütün toprakların tasarruf hakkını Hıristiyanlara vermişken, dehşet dünyası denilen katliamlara kapı açmakla kalmamış ve katliamları meşrulaştırmıştır.

Daha sonraki dönemlerde köleliğin kaldırılması, Afrikada ulusal devletlerin kurulması gibi gelişmeler yaşansa da bunların hiçbiri Afrikalı insanları tatmin etmemiş ve her zaman bir onur mücadelesi verme hissiyatında yaşamışlardır. Öylesine ihmal edilmişlerdir ki, dünyada ezilen halkların savunucusu olduğunu iddia eden Marksistler bile uzun süre Afrikalıların mücadelelerini görmezden gelmişlerdir. Ancak bizi ilgilendiren tabiî ki de Müslümanların ilgisizliği.

Her ne kadar son zamanlarda İslami sivil toplum kuruluşlarının insanlık adına yapmış olduğu yardımlar göz ardı edilemeyecekse de, biz biraz da İslamcılıktan hiç ödün vermeyen aydınların coğrafyaya göre değişen Müslümanlıklarından yakınıyoruz. Maalesef meseleye gereğinden fazla politik yaklaşıldığı bir gerçektir. Devletlerin olduğu yerde elbette ki politik hesap olacaktır, ancak biz Müslümanların görevi hiçbir çıkar gözetmeden mazlumun yanında olmaktır.

Afrika konusu da maalesef aynı sorunu bünyesinde barındırmaktadır. Bu kadar dışlanan bir kıtada kendi içerisinde karşıt kültürü temsil eden sistem karşıtı hareketlerin çıkmaması beklenemezdi. Afrikaya dönmek fikri (dönüp orada devletler kurmak), Pan-Afrikanism ve Siyah Enternasyonel Kongreleri, Black Power, Siyah Bilinç, Kara Panterler gibi hareketler dünyanın dört bir yanında ezildiğine inanan siyahların adaletsizliğe karşı vermiş olduğu tepkilere örnek olarak gösterilebilir. Müslümanlar oraları ihmal etmişler ki, siyahî kardeşlerimiz bahsedilen hareketlerde olduğu gibi ırkçılık temelli ideolojiler üzerinden kendi küresel mücadelelerini verme yoluna gitmişlerdir.

Afrikaya olan bu ilgisizliğimiz İtalyanın Etiyopyayı işgal girişiminde, Sudandaki Omdurman Savaşında, hatta Haitideki devrimle sonuçlanan hareketlerde nasıl devam etmişse, bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Bugün Gananın olduğu yerde, Batılılarla ortak çalışan onlara köle satan bir suç ortağı eski Asante Krallığı, Ganalılar için gurur kaynağı oluyorsa ve medeniyetin onlar tarafından getirildiği düşünülüyorsa, Afrikanın hâlâ yardıma ihtiyacı olduğu açıktır. (Obamanın ilk ziyaret ettiği yerlerden birisinin de burası olması düşündürücüdür.) Bize düşen Batılılar gibi Afrika ile ilişki kurup zenginleşmek hayalleri kurmak değil, onların yerine kendimizi koymak ve yıllardan beri devam eden "Blame Game" denilen suç oyununa alet olmamaktır.