Afetlere Abone Olduk

Abone Ol

Pandemiler!

Orman yangınları!

Seller!

Depremler!

Ve derken kuraklık!

Barajlar kuruyor!

Sanki afetlere abone olmuş gibiyiz!

Daha birinin yaralarını tam saramadan ötekinin acılarını yaşamaya başlıyoruz.

Kuşkusuz neden bu hale geldiğimiz konusunda kafa yormamız ve kendimize çekidüzen vermemiz şart!

Her afeti bize verilmiş bir mesaj olarak kabul etmemiz ve yanlışlarımızı gözden geçirmemiz gerek!

Yaşadığımız deprem sonrası bölgedeki binaların depreme dayanıklı olup olmadıklarını tartışıyoruz ama dağlar yerinden oynuyor!

Pazarcık’ta deprem yaşanıyor, ardından Çataldağ’da heyelan oluyor.

Dağ kayıyor ve evler altında kalıyor.

Tamam, ellerimizle yaptığımız evlerin dayanıklılığını tartışalım ama dağların dayanıklılığını nasıl tartışırız?

Ya da deprem sonrası açıldığı ileri sürülen dev obruklara ne demek lazım?

Afetler sanki peş peşe dizilmişler ve üzerimize üzerimize geliyorlar. Şimdi kafamıza takılan soru şu:

Niye afetler böyle peş peşe geliyorlar?

Ve niye rahat bir nefes alma imkânı bulamıyoruz?    

Bu noktada aklımıza meşhur atasözü geliyor.

Meşhur atasözünde deniliyor ki:

“Kula bela gelmez hak yazmadıkça

Hak bela yazmaz kul azmadıkça!”

Sanırız içinde bulunduğumuz durumu en güzel özetleyen açıklama bu söylem olsa gerek!

Madem afetlere abone olmuş gibiyiz!

Madem afetler peş peşe üzerimize üzerimize geliyorlar.

O zaman hiç başkalarını suçlamadan, başkalarını karalamadan önce kendimize bakalım!

Elbette işlediğimiz günahları bizden iyi bilen olmaz.

Onları bir daha işlememek üzere tövbe etmekten ve Rabbimize sığınmaktan başka çıkar yol yok!

Allah-u âlem bu yoldan başka bizleri selamete çıkaracak bir yol bulunmuyor.

Çünkü günahlarımızla abone olduğumuz afetlerden, işleyeceğimiz sevaplarla kurtulmaktan başka çaremiz yok!