Adını siz koyun

Abone Ol

Aynı sorun tarihin içinden süzülerek gelmesine rağmen, her seferinde mecrasından saptırılarak tali, ikincil meselelerin aynasında seyretme yaklaşımı tercih edilegeldi. Asıl sorun siyasî iktidarın merkezileştirilmesi mi, yoksa hukukî sınırlar ve yetkiler çerçevesinde dağıtılarak işlevsel kılınması mı

Sened-i İttifak (1805), Tanzimat Fermanı (1839), I. Meşrutiyet (1876, yani Kanun-î Esasî), II. Meşrutiyet (1908), Meclis Hükûmeti (1920 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) tecrübeleri, farklı kavramlar ve düzenlemeler içerseler de, ana düşünce olarak iktidarın mutlak ve sert merkezileşmesinin önüne geçemedi.

Sorun, Avrupa da yüzyıllar, özellikle Ortaçağ boyunca, oranın şartları ve zihniyeti bağlamında sert çatışmaların kaynağı olarak sürüp gitti. Şu kavramlar ve öğretiler temelinde Avrupa nın modern zamanlarında farklı bir yapının kurulması sağlanabildi. Bunlar, Toplum Sözleşmesi kavramı, Doğal Hukuk Öğretisi, birey olarak insanı, toplumu ve devleti yeniden tanımlama çabaları, bu bağlamda Bireycilik (Individualisme), birey olarak İnsan Hak ve Özgürlükleri Öğretisiydi. İktidar hakimiyet, monarşi (prenslik, krallık vb.) devlet, birey ve toplum ülke (sınırları belirlenmiş) kavramlarına bağlı kılınarak yeniden tanımlanmaya çalışıldı. Bu kavramların ve öğretilerin birbirini tamamlayacak şekilde oluşturulmasında öne çıkan düşünürler, yazarlar, hatta sanatçılar vardır. Mesela Toplum Sözleşmesi öğretisinde Hobbes, Locke ve Rousseau; hakimiyet kavramının belirlenmesinde Bodin, Thomasius; Doğal Hukuk öğretisinde Grotius; Bireyciliğin felsefi kavram temelinde kurulmasında Leibniz (Monadologie kavramıyla) belirleyici ve ilham verici oldular.

İskoç Aydınlanması (Locke, Hume, Adam Smith vb.) Fransız Aydınlanması (Voltaire, Diderot, Montesquieu vb.) ve Alman Aydınlanması (Lebniz, Wolff, Mendelssohn, Kant, Hamann vb.), XVIII. yy bu kavram ve öğretileri bir dünya görüşü boyutunda konumlandırmaya çalışarak birbirinden farklı kuramları uygulama fırınına verecektir. 1648 İngiliz Devrimleri, 1776 Amerika Bağımsızlık Bildirisi, 1789 Fransız Devrimi, XVIII. yy. Sanayi Devrimi gibi köklü ve dönüştürücü hareketler kuram ile eylem bağıntısını uygulamaya daha cesaretle yönelmeyi sağladı. Temelde yatan iktidar merkezileştirmesi eğilimini tek bir kanalda yoğunlaştırma yerine farklı kanallardan akışkanlık verilmesini belli bir düzeneğe bağladı. Devlet, hakimiyet simgesiyle bölünmez, devredilemez ve vazgeçilemez iktidarın kamusal ya da ortak merciidir ama iktidarının tezahür ve kullanımı ayrı organlarınca gerçekleştirebilinmelidir. Çünkü onu (devleti) dengeleyen ve anlamının bütünlük sağlamasında vazgeçilmez olan birey olarak insan da sürecin dinamikleri arasındadır. Belki de en başat özellikte bir dinamiktir. Ayrıca o zaten birçok kavram ve öğretinin özneliğini içkin olma yanında, bir yönüyle de yüklemi ya da nesnesi niteliğini belirleyebilmektedir. Montesquieu kuramı somut gerçeklik ifade edebilecek düzeye taşıdı. İktidar merkezileşmesinin karşısında konumu tarih boyunca silik, bulanık, kimileyin varla yok kabilinden gölgelik gibi duran insanı sabitleyerek iktidarı üç kanaldan akmaya ikna etmeye çalışacaktır. Üç kanal aynı zamanda özgürlük adı verilen suyu ne kadar fazla taşıyabilirlerse insan da, toplum da o oranda canlı kanlı varlıklarını geliştirme imkanına kavuşabileceklerdir. Ama bir şartla: İktidarı, şu veya bu gerekçelerle tek bir kanala, yani icra ya da yürütme organında toplamamakla. Çünkü tarih iktidarın bu organda toplanması halinde, önce iktidar kendi mahfaza ve konumunu çürüterek bozmakta, sonra nesnesi olarak algıladığı ve gördüğü insanı, bireyi, toplumu ve bunların maddi ve manevi değerlerini yerle yeksan etmektedir.