Adil Nizam, Ahlâk Nizamı ve 1. Ahlâk Şurası-3

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

1. Türkiye Ahlâk Şurası, 16-17 Ocak 2010 tarihinde, iki gün boyunca açılışla birlikte 8 oturuma sahne olacak şekilde İstanbul’da yapıldı, sonuç bildirisinden başlamıştık; devam…

O, ahlÂkı merkeze aldı

“Nurettin Topçu’yu döneminin diğer fikir adamlarından ayıran, bugüne ulaştıran ve bugünün sorunlarına çözümler üretecek fikriyatı teşekkül ettiren yön onun ahlâkı merkeze almasıdır.

Nurettin Topçu ahlâk ile ilgili eleştiriler getirirken, tekliflerde de bulunur:

“Bizim ahlâkımız hörmet, hizmet ve merhamet prensiplerini kendinde birleştiren aşk ahlâkıdır. Her şeyden önce, Allah’ın yüzlerde güleceği yaşta içgüdülerinin üstüne yükselemeyen gençlere aşkı sevdiremeyiz.

İlmin, sanatın, ahlâkın ve hepsinin gayesinde aşkın âşıkları olmayı ideal edinecek bir nesil yetiştirmeliyiz.

Ahlâkı dinden ayırmak mümkün olmadığına göre, İslam’ı dosdoğru ve derinliğine tanıtabilecek yeni kültür kurumlarına ihtiyaç vardır.”

Temel meselesi insan olan bir toplumun ahlâkı ıskalaması, ahlâktan kaçması ve hatta ahlâk karşıtı tutumlar benimsemesi ve sergilemesi düşünülemez.

Bugün kitlelere gayriahlâkîlik öğretilmekle kalınmıyor, ahlak dışı yaşanabilirlik âdeta özendiriliyor.

Bu yaşanabilirliğin onaylanması bir tarafa takdir edilerek yüceltilmesi, ahlâkiliği neredeyse marjinal hâle getiriyor!

Türkiye’nin derinleşen insan meselesi, her alanda ahlâkî kaygının fiillerimizden dışlanması; şahsî ikbalini toplumun, milletin önüne geçiren bir insan portresi ile ilgilidir.

1. Türkiye Ahlâk Şurası, Türkiye’nin büyüyen ahlâki sorunlarına dikkat çekme bakımından başlangıç olarak değerlendirilebilecek bir muhteva ortaya koymuştur.

Bu başlangıcın ilgililer ve yetkililer tarafından dikkate alınacağı inancındayız.”

“Sonuç Bildirisi” bu kadar.

“AHLÂK NİZAMI” KİTABI YAZAN BİR YAZAR

“Ahlâk Nizamı” isimli bir kitabın yazarı da olan Nurettin Topçu’ya göre her insanın, daha doğrusu insan olma yolundaki beşerlerin bir sorusu olmalı ve o soruya cevap bulma gayreti insanları bir fikre, bir aksiyona, bir harekete ulaştırmalıdır: “Biz bu dünyaya niye geldik?” Bu soruyu düz “beşer” sormaz; bu soruyu, rahatsız olan, kendi konumunu yadırgayan, “mesuliyet davası”nı sahiplenen yani içinde Allah’a ve yarattıklarına karşı mesul olma fikri yeşeren, bu mesuliyet şuuruyla kendine çeki düzen-hareketlerine “sahicilik” katan yolcular sorar.

İnsan olma yolunun yolcuları olur. Istırap yoldaşları da olur yolcunun bu yolculuğunda. Çünkü bu dünya terazisi bu sıkleti kaldırmaz, çünkü rahat ve konfora batanlar-dünyanın rengine kananlar için bu yolcuların varlığı katlanılamaz, görmeye dayanılamaz bir durumdur; zira yol ve yolcu “hatıra getiricidir” unutmak istediklerini, “ilahi kelamı” hayata davet ediştir bir bakıma.

Yol, peygamberlerin ve kâmil insanların yoludur.

“Lâ ilâhe” ile başlayıp “illallah” ile biten ilahi kelama iman edenler, sürekli -Nurettin Topçu’nun tabiriyle- “namütenahi”ye doğru aşkla hamle yaparlar. Namütenahiye giden yolun mensupları kâinatı ve yaratılanları kavrama cehdiyle namütenahiye doğru aşkla hamle yaparlarken rehberleri ise Kur’an-ı Kerim’dir. Nurettin Topçu’nun ahlâkçılığının temelinde de Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak yani Kur’an ahlâkıyla teçhiz edilmek yatmaktadır.

Nitekim bizler Fatiha Suresi’nde Rabbimizden sırat-ı müstakim ehli olmayı dilemekle, ilâhî ahlâkla ahlâklanmayı da dilemiş oluyoruz.

Peki, yolda olmanın, ilahi ahlâkla ahlâklanmayı dilemenin, Nurettin Topçu gibi namütenahiye aşkla hareket etmenin icapları nelerdir?

Bu gerekleri hayatımızın her safhasında yerine getirebiliyor muyuz?