Adil küresel sistemi ancak Milli Görüş kurar

Abone Ol

Her ne kadar resmen ilan edilmemiş olsa da faize dayalı

kapitalist sistem iflas ediyor. Dünya insanlığını esareti altına almış bir avuç

finans cambazı “piyasa ekonomisi” adı altında inşa ettikleri hile ve tuzaklarla

dolu zulüm düzeni sayesinde çeşitli milletlerin elinde bulunan ve ekonomik

değer taşıyan ne varsa hızla kendi kontrollerine aldılar. Üretime katkısı

olmayan, istihdamı düşünmeyen, adil paylaşımın karşısında konumlanmış olan bu

sömürü sistemi tıpkı Komünizm gibi yok olup gidecektir.

İşte etrafımızda kopartılan patırtı bu çöküş

nedeniyledir. Eskimiş, pörsümüş, her tarafı dökülen, eskiden olduğu gibi

makyajla ayakta durma imkânı kalmamış olan bu sistem hızla tasfiye ediliyor.

Burada cevabı önem arz eden soru şu: Yeni sistemi kim inşa edecek Eğer yeni

sistem adil temeller üzerine kurulmazsa o zaman insanlığı daha büyük felaketler

bekliyor demektir. Dünyayı kendilerinin yönettiğini zanneden ülke halkları

başta olmak üzere milyarlarca insan bu çarkın dişlileri arasında ezilmeye devam

ederler.

Ülkemizde ve dünyada büyük değişim ve dönüşümlerin

meydana geldiğini görüyoruz. Bu gelişmelerin bir kısmı müspet; dünya

insanlığının hayrına olan gelişmelerdir. Bir kısmı ise menfi; özellikle ezilen

insanların aleyhine olan, onların daha çok ezileceğini bize haber veren

gelişmelerdir.

Oluşan bu tablo karşısında belli bir bilinç düzeyine

ulaşmış insanlar dahi farklı düşünüyorlar. Çünkü bu yüz yılın başında başlayıp

devam eden saflaşma geçen yüz yılda olduğu gibi herkesin rahatlıkla fark

edebileceği keskin çizgilerle ayrılmış değil. Bu nedenle insanımızın bir kısmı

çok iyi şeylerin olduğunu söyleyebilir. Buna mukabil, insanların bir kısmı da

haklı olarak felakete doğru sürüklendiğimizi ifade edebilir.

Peki, doğrusu nasıl anlatılacak

İşte Saadet Partimiz doğru olanı aziz milletimizle

paylaşmak için çırpınıyor. Saadet Partisi Tanıtmadan Sorumlu Genel Başkan

Yardımcısı Birol Aydın, Türkiye genelini kapsayan “Yeniden Büyük Türkiye

Konferansları”nı koordine ediyor. Bu vesileyle özellikle yazılmayan,

konuşulmayan gerçekler milletimizle paylaşılmış olacaktır.

Ülkede başbakan konuşuyor; her akşam televizyonlarda. Ana

muhalefet partisi de ekranlardan eksik olmuyor. Milliyetçi ve bölgeci partiler

de televizyonlar aracılığıyla her gün ve her akşam evlerimize misafir

oluyorlar. Yalan yanlış fikirlerini zahmetsiz olarak bu millete ulaştırıyorlar.

Oy alıyorlar, yetki alıyorlar, eninde sonunda dediklerini kabul ettiriyor ve

uygulatıyorlar. Herkes konuşuyor. Ama o konuşanların ne dediği, hangisinin

söylediğinin diğerinden farklı olduğu çok da belli değil. Aralarında elbette ki

yaklaşım farkları, metot farklılıkları vardır. Aynı cümlelerle hitap etmiyorlar.

Ama bunların ne dediklerini, ana çizgilerinin ne olduğunu incelediğimizde

şaşırtıcı bir manzarayla karşılaşıyoruz. Bu siyasi partilerin bir kısmının

ulusalcı, diğer kısmının da küreselci olduğunu görüyoruz. Tabi, bu perdeye

yansıyan görüntü... Perdenin arkasında ise çok daha vahim bir tabloyla

karşılaşacağımız muhakkak; ulusalcıların da küresel sistemin bir parçası olduğu

gerçeği… Her iki kesimin de Batıcı olduğunu ve aynı kaynaktan beslendiklerini

görmek bazılarımız için şaşırtıcı olabilir ama durum böyle. Bilindiği gibi

iktidar partisi öncekiler gibi özelleştirme adı altında neyimiz var neyimiz

yoksa hepsini satılığa çıkarmış, önemli bir miktarı da satmış durumda. Hangi

kuruluş kârlı, hangisi zarar ediyor buna da bakan yok. Çoğu da yok pahasına

yabancılara veriliyor. Ulusalcılar da sözde bu özelleştirmelere karşı

çıkıyorlar. Hatta bir kısmını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdılar. Buraya kadar

sorun yok gibi. Ama kendi kontrollerinde olan 0YAK Bunun akıbeti ne oldu O

gözde kurum da hükümete muhalif görünen ulusalcılar eliyle yabancılara satıldı.

Görüldüğü gibi ulusalcılarla küreselciler global sistemin talepleri söz konusu

olduğunda aynı noktada buluşabiliyor. Farklı duran, medeniyet mücadelesi veren

sadece Saadet Partisi’dir, Milli Görüşçülerdir. Doğru bir değerlendirme ancak

hadiselerin bütünü görülerek yapılabilir. Hadiseler doğru teşhis edilemezse

doğru çözüm yolu da bulunamaz.

Görünüşte bütün siyasi partilerin hedefi milletimizin

saadetini temin etmek olsa da bunu sağlamak için tarihi tecrübelerden istifade

etmek gerekiyor. Bu tarihi tecrübelerden istifade edilmediği, buna uygun

adımlar atılmadığı takdirde oyun aynı kalır ve sadece oyuncular değişir. Önemli

olan taklitçilik hastalığından kurtulup kendi medeniyetimizi yeniden inşa etmek

ve çökmekte olan küresel sistemin yerine bütün insanların saadetini temin

edecek olan adil bir dünya kurmaktır.