`Bir işe başladığınız zaman zorluklarla karşılaşabilirsiniz, bu sebeple ara verirsiniz, sonra fırsat bekler ve imkânlar ortaya çıktıkça tekrar ona dönersiniz. Bu müdbir olarak dönme değildir. Sizden önce başlamış işler vardır. Girişimciler ölmüş olabilir. Siz onu alıp geliştireceksiniz. O girişimleri tamamlayacaksınız. Yani kendi girişiminizi harcamayacaksınız. Bunu beceremedik diye bırakmayacaksınız...’
`Bugün AK Parti yüzde elliden fazla oya sahiptir. Onun arkasından gelen parti onun yarısı kadar oya sahip değildir. Bugünkü görünümde AK Parti oyunu artırmıştır, bana karşı galip gelecek kim vardır diye düşünüyor. Yıllarca önce kendilerine `anayasayı değiştirin’ dediğimizde kulak bile vermediler. Şimdi anayasayı değiştirmek istiyorlar ama bir şartları var; “Adil Düzen” olmamalıdır! Sayın Cemil Çiçek’in şartıdır bu şart. Mevcut düzen onları iktidarda tutuyor. Onlar da rahattırlar. Ama bir gün gelir ani bir sadme ile karşı karşıya kalırlar ve cepheyi terk edip giderler. Bununla beraber bu onların yıkılışı olmayacak, sadece onlara verilen ders olacaktır. Allah başkana ve müminlere sekinetini indirecek ve “Adil Düzen” yolunda ilerlemeye devam edilecektir. / Mağlup olanların galip gelmesini sağlayan iki konu vardır. / Biri; mağlup taraftakilerin morallerini bozmamaları, sabırla kurtuluşu beklemeleridir. / Türk Milleti I. Cihan Savaşı’nda mağlup olmuş ama moralini yitirmemişti. İstiklâl Savaşı’nı kazandı ama asıl büyük darbeyi sonra yedi. Malını canını verdiği imanına saldırıldı, dinsizleştirilmek istendi. Türk milleti sabretti, sonraki fırsatlarda Millî Görüş partilerini iktidar etmeyi başardı. Türk milletinin bu macerası ve imtihanı hâlâ bitmemiştir. Allah’tan dileğimiz milletimizin moralini bozmamasıdır. / Moralin savaşı kazanmada büyük pay sahibi olduğunu bugünkü askerler bilmektedirler. Kur’an’ın onlardan ayrıldığı husus; bu moralin Allah tarafından insanlara bahşedildiğine askerler inanmıyor. Oysan Kur’an bu morali Allah’ın verdiğini ifade ediyor. Moral iradî değildir. Sizin elinizde değildir. Demek ki bunu Allah inzal etmektedir. Bugünkü askerlerin kabul etmediği bir şey daha vardır; o da göremediğimiz ordulardır. Allah bunu beyan etmektedir. Savaşların görünmeyen ordularla kazanıldığı ifade edilmiştir...’ (s.8; KUR’AN VE İLİM, 736. seminer çalışmamızdan…)
`Savaş insanlık hayatında en önemli olaylardan bir olaydır. Kitle hâlinde ya galip gelecek ve bundan sonra sizin nesliniz hükümferma olacaktır yahut mağlup olacaksınız ve artık siz olmayacaksınız. Tarihte böyle ölüm-kalım savaşları olmuştur. Bedir ve Hendek savaşları böyledir. 751 Talas Savaşı böyledir. Müslümanlar bu savaşı kaybetseydi bugün oralar Budist olacaktı. 1071 Malazgirt Savaşı böyledir. Müslümanlar kaybetseydi İslâmiyet bölgede kaybolup gidecekti. Sakarya Savaşı da böyledir. / Allah bir kader çizmiş, o kaderin yürümesi için ne gerekiyorsa Allah onu yapmaktadır. Allah müminlere sekineti kendisi indirmiş, karşı tarafa ise melekleri göndermiştir.’
`Savunma savaşında en önemli nokta sabırdır. Kim sabrederse o kazanır. Çünkü herkes ölümlüdür. Hiç kimse kendi siyasetini öldükten sonra devam ettiremez. O halde eğer sabrederseniz mutlaka sonuç alırsınız. / Burada “sekineti indirdi” demiyor da “sekinetini inzâl etti” diyor. / O halde Allah’ın kendisine ayırdığı sekineler var. Bunları her yerde harcamaz, özel durumlarda kullanır. Bunları da meleklerle göndermiş olabilir ama özel durumdur. Bu savaşları kaybetme veya kazanma artık bizim elimizde değildir. Takdir-i İlâhi’dir. Kazanmamız takdir edilmişse hiç kimse bunu durduramaz, hiç kimse bunu engelleyemez. / Bugün nerdeyiz / Birinci Kur’an uygarlığı son bulmuş, ikinci Kur’an uygarlığı başlayacak, Kur’an’ın nuru tamamlanacaktır... / Biz istediğimiz kadar Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye yırtınalım... Kader insanlığa “Adil Düzen”in gerçekleşmesini yazmıştır... Avrupa eğer Kur’an’a teslim olup “Adil Düzen”i kabul ederse biz de orada olabiliriz ama bugün `Avrupa müktesebatı’ deyip dünyayı yönetmek isteyen sakat zihniyete Türkiye’nin teslim olup eriyeceğini sanmak, Kader-i İlâhi’yi bilmemektir, anlamamaktır ve en önemlisi inanmamaktır... / Biz şimdi sekinetteyiz. Avrupa Birliği’ne girme çırpınışlarının boş olduğunu biliyoruz. Korkumuz yok, endişemiz yoktur. “Adil Düzen”i, “Adil Ekonomik Düzen”i öğrendiğimizde dünya onu kabul etmek zorundadır. Çünkü uygarlaşmış toplulukların bu şartlar içinde yaşamaları mümkün değildir.’ (s.10)