“Bu ifadeyi iyi anlamamız için altın para üzerinde bir misal verelim. Bugün devlet hazinelerine altın koymakta, hapsetmekte ve ona karşılık altın lira çıkarmaktadır. Piyasada altın yerine altın lira dolaşmaktadır. Daha doğrusu 1970’li yıllardan önce durum böyleydi. / Bu İslâmî değildir. İslâmiyet’te altın lira çıkarmak meşrudur, onun karşılığında altın veya başka mal bulunacaktır. Peki, bu altınlar nerde olacaktır Bugün olduğu gibi devlet hazinesine mi konacaktır İşte bu âyet bu duruma hayır diyor. Bu altınlar halkta olacaktır diyor. “Eydiyküm” kelimesi bunu ifade ediyor. / Devlet altın liraları basacak ve kuyumculara FAİZSİZ KREDİ olarak verecektir. Kuyumcular altın getirene bu altın lirayı vereceklerdir. Böylece halkın eline altın lira geçecek, kuyumcularda da altınlar toplanacaktır. Kuyumcu bu altınlarını değerlendirebilir, bilezik yapabilir ama onu elinden çıkardığı zaman onun altın değeri kadar altın lirayı almak durumundadır. / Görülüyor ki halkta da altın lira vardır. Onunla alışveriş yapmaktadır. Karşılığı olan altın kuyumcularda durmaktadır, istediği zaman herhangi bir kuyumcuya gidip altınını alabilir. Altınlar da kuyumcularda durmaktadır. Müşterilere altın lira karşılığı satabilir. O halde ne oldu Kuyumculardaki altınların sahibi devlettir. Ona karşılık halkın elinde altın senetler vardır ama altınları koruyan ve kullanan halktır, kuyumcudur.” (s.6)
“Bugün köylerimiz boşalmıştır. Tarımı bilenler olursa, boş olan topraklarımızı canlandırırlar. Hem kendilerine yararlı hâle gelirler hem de ülkemiz açlıktan kurtulur. / Bugün Çin dâhil Asya ülkelerinde aylık ücret 100 dolar civarındadır. Bunların ülkemizde çalışmalarına izin versek, gelseler ve köylerimizde üretim yapsalar, ayda bin dolar kazanabilirler. Böylece onlar için de iyi olur bizim için de. İlk senelerde kira almayız. Boş olan topraklarımızda çalışırlar. / Camili’de (Borçka/Artvin) kuracağımız bir kooperatif ile bunu yaptırmaya çalışacağız. Oranın çok verimli topraklarını inşaallah ülkemize yararlı hâle getireceğiz. Ayrıca Gürcistan’dan gelecek emeği değerlendireceğiz. Onlar çalışarak orasını canlandıracaklardır. Kimse İstanbul’dan Camili’ye gitmez. Sonra tarla sahipleri onların ürünlerini İstanbul’da değerlendirecekler, kiralarını da çıkaracaklardır. / “YÜZ DAİRELİK LOJMANLI İŞYERİ APARTMANLARI”nda işçi olarak çalışmaya başlayacak, isterlerse Türk vatandaşı olabileceklerdir.” (s.7) “Ülkemizde öyle bir düzen getirmeliyiz ki, orada çalışmak isteyen iş bulamadım diye bir sorunla karşılaşmamalıdır. “Adil Düzen Anayasası”nda; ülkede “Çalışma Kooperatifleri” kurulur, “TOPRAK PARASI” kredi olarak verilir şeklinde getirdiğimiz bir sistem vardır. İllerde “Hizmet Kooperatifleri”, bucaklarda “İşletme Kooperatifleri”, insanlıkta “Kredileşme Kooperatifi” kurulur diyoruz. Ülkede ise “Çalışma Kooperatifleri” kuruluru en başta dedik. / İşte bu âyet bizim bu kabulümüzü teyit etmektedir. Çünkü burada hayrı görecek topluluk devlettir. / Yabancıların ülkemize gelip yerleşebilmeleri için ülkemizde üretime katkıda bulunmaları gerekir. Devletimiz bütün vatandaşlara iş bulmak zorunda olduğu gibi vatanı olmayan esirlere veya mültecilere de iş imkânları hazırlamalıdır. Mesela, Suriyeli mülteciler hemen “Yüz Dairelik Lojmanlı İşyeri Apartmanları”nda yerleştirilmelidir.” (s.8; 707. “KUR’AN VE İLİM” seminerinden aktarıyorum.)
“Ocak bucak içinde, bucak il içinde, il ülke içinde, ülke de insanlık içinde bağımsızdır. Merkez taşraya karışmaz, aksine merkez taşranın temsilcileri tarafından yönetilir. Bir yerde iseniz ocak ve bucak başkanlarına tâbisiniz, taşra bucaklarında yaşıyorsanız o ocak veya bucak başkanına kayıtsız şartsız sadakatle teslim olacaksınız. Zekâtın adı bu sebeple sadakattir. Sadık olamayacaksanız o bucağı terk edeceksiniz. Bizde “ekseriyet yönetimi” yoktur, bizde “hicret demokrasisi” vardır. Başkanın etrafında kenetlenmiş olacağız.” (s.11; ÂKİL adamlara duyurulur!)
“Olay şudur. Türkiye’de olanlara Amerikan sömürü sermayesi karar vermiş ve tezgâhlamıştır. Türkiye’ye bu hareketleri empoze etmektedir. Ne ile BASIN yoluyla. Basına karşı bir hâkimin, bir savcının gücü yetmediği için kimse karşı çıkamıyor, herkes Amerikan sömürü sermayesinin talimatına göre hareket ediyor demektir. / Basındaki yazarlar bol bol maaş almakta, kendi hayatlarını ona göre düzenlemektedirler. Onların da tek başlarına bunlarla savaşmaları mümkün değildir. Sermayenin talimatı doğrultusunda yazmak zorundadırlar.” (s.12)
“ADİL DÜZEN Çalışanlarının görevleri şudur: 1- Çalışıp “ADİL (EKONOMİK) DÜZEN”in ne olduğunu ortaya koymak. 2- Uygulama yaparak adaletini fiilen göstermek. 3- Ona sahip çıkanları desteklemek. 4- İlmî çalışmalarını sürdürüp III. Binyılın Fıkhını ortaya koymak.” (s.13)