Kitabın orta yerinden gibi olacak ama olsun. Fatma Barbarosoğlu’nun dünkü “Allah bugünümüzü aratmasın!” başlıklı yazısının orta yerinde dedikleri önemli. Şöyle diyor: “Dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Dünya yeni bir yere gidiyor. Gidişin hızı gittikçe yükseliyor. İçinde yaşadığımız günleri aramamak için -ki eskilerin duası Allah bugünümüzü aratmasındır- her birimizin yurdunu yuvasını terk etmiş olan ‘hiçbir yerin insanları’ için kısa vade, orta vade ve uzun vadede elimizde bir yol haritası bulundurmamız gerekiyor.”
Hani bir yere gideceğiniz zaman “yoldaş” ararsınız ya, benimki de o hesap. Köşemde yazılarımı yazarken, günlük okumaları da ihmal etmiyor ve yürüdüğüm yolda meselelere benim gibi bakan “yoldaşlar” yani “yazıdaşlar” arıyorum. Az da olsa “teşhiste” buluştuğum yazarlar var ama “TEDAVİ” merhalesine gelindiğinde hiç yok! Pansuman tedaviler yok değil ama “KESİN TEDAVİ VE KÖKLÜ ÇÖZÜM” reçetelerini ara ki bulasın!..
Genel durum aynen siyasi cephedeki duruma benziyor. Bugünlerde “YENİDEN SEÇİM” sebebiyle siyaset birinci gündem ya; bu vesileyle soruyorum: Siz yarım yüzyıldan beri Necmettin ERBAKAN dışında “ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK DÜZEN” gibi kesin ve köklü çözüm reçetesi sunan bir siyasiye rastladınız mı 1972’den beri siyasetle resmen ve ilmî olarak ilgileniyorum, ben rastlamadım; rastlayan, bilen, duyan, gören varsa beri gelsin!..
Fatma Hanım’ın hatırlattığı üzere… Dünya hızla yeni bir yere doğru gidiyor… Gidişat böyleyken; “ADİL DÜZEN, ADİL KUR’AN DÜZENİ” dışında “kısa vade, orta vade, uzun vadede elinde bir yol haritası ve sorunlara çözüm reçetesi” bulunduran var mı Yok! Nokta! Fatma Hanım o yazıyı “yurdunu yuvasını terk etmiş insanlar” vesilesiyle yazdı.
Bu vesileyle rakamlar vereyim: Türkiye’ye kuruluşundan 2011’e kadar gelen göçmen sayısı yaklaşık 2 milyon kişi. Bunların çoğu mübadelede döneminde Balkanlar’dan gelen Osmanlılar ve 1980’lerde Bulgaristan’dan göç eden Türk azınlık. Ben de Balkanlar’dan göç eden o muhacirlerden biriyim. Suriye krizinin başından beri Türkiye’ye gelen kayıtlı Suriyeli göçmen sayısı 1 milyon 900 bin kişi. Avrupa ise şu ana kadar 40 bin kişiyi kabul etti. AB Konseyi Başkanı, en fazla 100 bin kişiyi kabul edebileceklerini söylüyor… Batı/AB işte bu!
Balkanlar’dan söz açılmışken, aynı minval üzere yazan “yazıdaş” bir yazarın önceki gün hatırlattıkları ile devam edelim: “Osmanlı durduruldu; Balkanlar’ın kalbi durdu. Kafkaslar’ın kalbi durdu. Araplar kıyıya vurdu. Ve dünyanın dengesi bozuldu: Osmanlı, denge unsuruydu çünkü... / Birinci Dünya Savaşının temel amacı, Osmanlıyı durdurmak ve tarihten uzaklaştırmaktı. / Başardılar. / Ve dünyayı daha iyi, daha vahşîce yöntemlerle paylaşmaya başladı emperyalist Batılılar... / Elbette ki, Osmanlı tarihe karıştı. Ama şunu bilin ki, Osmanlının ruhu Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve Ortadoğuda bütün diriliğiyle yaşıyor. Yaşıyor; çünkü yalnızca Osmanlı, dünyanın bu en zor kavşak noktasını, 400 küsur yıl barış adasına çevirmişti. Dârül-İslâm kurulmuş ve dârüs-selâma (barış, güven ve adalet yurduna) kavuşulmuştu. O yüzden, Ahmet Cevdet Paşa, ‘çöküş asrı’nda bile, ‘Osmanlı, insanlığın son adası’ diyebiliyordu… Balkanlar’a, Kafkaslar’a ve Ortadoğuya açıldığınızda, size hep Osmanlıyı hatırlatmalarının, ‘ÂHH OSMANLI!’ diye hayıflanmalarının sırrı bu tespitlerde yatıyordu: Bugün, Osmanlının başardığı şeyi, Batılılar asla başaramamışlardı ve başarabilmeleri de imkânsızdı. Bunu en iyi Batılı büyük tarihçiler ve düşünürler biliyor ve yeri-zamanı geldiğinde dile getiriyor. Bodrumda kıyıya vuran cansız çocuk bedeni, Osmanlının yaşadığı bir dünyada yaşanmazdı. Osmanlı, herkesi bağrına basan, herkese adalet dağıtan, evrensel kardeşlik düzeni kuran bir medeniyetin adıydı çünkü…” Tamamını tavsiye ederim: http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/osmanli-yasasaydi-dunya-kiyiya-vurmazdi-2020617